İBNÜ’L-ESİR |
4. CİLT |
HİCRETİN
YETMİŞ YEDİNCİ YILI OLAYLARI (M. 696-697)
ŞEBİB’E
DAİR BİR’DEN FAZLA BAŞLIK
ŞEBİB'İN
ATTAB BİN VERKA VE ZÜMRE BİN HAVİYYE İLE ÇARPIŞMASI VE ÖLDÜRÜLMELERİ
Bu
yıl içerisinde Şebib Reyalılı Attab bin Verka ile Zühre bin Haviyye'yi öldürdü.
Bunun
sebebi şuydu: Şebıb Haccac'ın Abdurrahman bin Muhammed bin
Eş'as
ile birlikte gönderdiği orduyu bozguna uğratıp Osman bin Katan'ı da
öldürdüğünde mevsim sıcakları oldukça fazlaydı. Bu bakımdan Şebıb ‘‘Malı
Behrazan’‘ denilen yere vardı ve yaz aylarını burada geçirdi. Burada üç ay
kaldı. Bu süre zarfında Şebıb'e pek çok kişi katıldı. Bunların bazısı dünyalık
peşinde olan, bir kısmı da Haccac'ın para veya başka türlü cezalara çarptırıp
yakalamak istediği kimselerdi. Sıcaklar bitince Şebıb yaklaşık sekiz yüz kişi
ile - irlikte Medain'e doğru yola koyuldu. O sırada Medain'de komutan olarak
Mutarrif bin Muğıre bin Şu'be bulunuyordu. Şebıb ‘‘Huzeyfe bin Yeman
Köprüleri’‘ diye bilinen yere kadar geldi. Babil-Mehruz'un hükümdarı Haccac'a
bu turuınla ilgili olarak mektup yazdı. Haccac mektubu okuyunca kalkıp
Müslümanlara şu konuşmayı yaptı: "Ey insanlar! Sizler ya ülkeniz ve
ganimet payınız için çarpışırsınız yahut da sıcağa ve soğuğa daha dayanıklı,
sizden daha itaatkar bir takım kimseleri çarpışmak üzere düşmanınız üzerine
gönderirim ve sizin ganimet payınızı onlar yerler. "
Pek
çok kişi ayağa kalkıp şöyle dediler: "Onlarla biz çarpışırız ve Emlrimizin
serzenişine karşı gereğini yerine getiririz. Emir onlarla savaşmak üzere uygun
gördüklerini seçsin." Bunun üzerine oldukça yaşlı ve ancak elinden
tutulduğunda ayakta durabilecek bir kişi olan Zühre bin Haviyye ayağa kalkıp
Haccac'a şunları söyledi: "Allah emire iyiliğini versin! Sen onların
:2erine askerleri bölük pörçük olarak gönderiyorsun. Herkesi onlara karşı
--yaşa gitmek üzere çağır. Önlerine geçirmek üzere kahraman, tecrübeli, kaçmayı
utanılacak ve çirkin bir şey, sabrı şeref ve üstünlük olarak kabul eden birini
seçmelisin." O'nun bu sözleri üzerine Haccac: "Sözünü ettiğin adam
sensin, haydi çık!" deyince Zühre şöyle konuştu: "Allah emire
iyiliğini versin! Bu gibi işlere zırh ve kalkan taşıyabilecek, kılıç
sallayabilecek, atın sırtında dimdik durabilecek kimseler elverişli olabilir.
Ben ise bunlardan hiç birisini yapamam. Hem gözlerim zayıflamıştır, hem de
bedenim zayıf düşmüş durumdadır; bununla birlikte komutanın yanında beni de
gönder, ben onunla beraber olurum ve görüşümü belirtirim." Bunun üzerine
Haccac O'na şöyle dedi:
"Allah
İslamiyet ve Müslümanlar için seni başında da, sonunda da mükafatlandırsın.
Gerçekten çok iyi söyledin." Sonra şöyle devam etti: "Ey insanlar!
Hepiniz toplu olarak savaşa çıkıp yola koyulunuz. "
Bunun
üzerine halk komutanlarının kim olacağını bilmeden gidip savaş hazırlıklarına
başladı. Haccac AbdÜımelik'e mektup yazarak Şebib'in Medain'e yaklaştığını,
KUfe'ye gelmek istediğini ve Kufelilerin çok yerde O'nunla çarpışmakta acze
düştüğünü, bütün çarpışmalarda ko-mutanlarını öldürerek askerlerini bozguna
uğrattığını belirtti ve kendisine Haricilerle çarpışmak üzere Şam'dan bir ordu
göndermesini istedi.
Mektup
ulaşınca Abdülmelik Haccac'ın yanına Kelbli Süfyan bin Ebred komutasında dört
bin, Hakemli Habib bin Abdurrahman komutasında da iki bin kişi gönderdi. Diğer
taraftan Haccac da Mühelleb ile birlikte bulunan Attab bin Verka er-Reyahi'ye
mektup yazıp yanına çağırdı. Attab daha önce Haccac'a mektup yazarak
Mühelleb'den şikayetçi olmuş ve kendisini yanına almasını istemişti; çünkü
Attab Mühelleb'den kendisiyle birlikte bulunan Kufelilere, Parislilerden alınan
ganimetlerden vermesini istemiş, ancak O kabul etmemiştİ. Bunun sonucunda
aralarında tartışma çıkmış ve bu tartışma neredeyse çarpışmaya dönüşecekken
Mühelleb'in oğlu Muğire aralarına girerek işi düzeltmiş ve babasını Kufelilere
bir şeyler vermek durumunda bırakmış, O da bunu kabul etmişti. Bu yüzden Attab
Haccac'a mektup yazıp Mühelleb'den şikayetçi olmuştu.
Attab'ın
mektubu Haccac'a varınca oldukça sevindi ve Attab'ı yanına çağırdı. Daha sonra
Kufelileri toplayıp ordunun başına kimi geçireceği konusunda istişarede
bulundu. O'na: "Senin görüşün daha değerlidir." denilince Haccac
şöyle dedi: "Ben Attab'a haber gönderdim, bu gece veya önümüzdeki gece
gelecektir." Bunun üzerine Zühre şöyle dedi: "Ey emir! Sen onlara
gerçekten atılması gereken taşı attın. Allah'a yemin ederim, ya zafer kazanır,
öyle döneriz yahut da öldürüıfuüz. "
Kabisa
bin Valik de şöyle dedi: "Herkes Şam'da bir ordunun sana geldiğinden ve
Küfelilerin bozguna uğrayıp kaçışı önemsemediklerinden, adeta yüreklerini
kaybetmiş olduklarından söz ediyor. Uygun görürsen Şam halkına haber gönder,
daima hazırlıklı olsunlar. Geceleyin kaldıkları yerde mutlaka gerekli ihtiyat
tedbirlerini alsınlar; çünkü sen oldukça yer değiştiren, oradan buraya giden
göçebeler gibi sürekli olarak göçüp duran kimselerle çarpışıyorsun. Sen
Küfelileri bu gibi kimselerle savaş için hazırlamış olmakla beraber onlardan
tam manasıyla emin değilsin. Şebıb şu anda buradaysa, daha sonra başka bir
yerdedir. Ben Şam halkının kendilerini emniyette hissettikleri bir zamanda
Şebıb'in saldırısma uğramayacaklarından emin değilim. Onlar helak olacak
olurlarsa biz de helak oluruz, Irak'ın tümü de helak olur."
Haccek
Kabısa'ya şu cevabı verdi: "Seni doğurtan babaya aşk olsun; söylediğin ne
kadar güzel ve yerinde!'' Haccac daha sonra Şamlılara haber göndererek onlara
ihtiyatlı olmalarını bildirdi ve Aynu't- Temr'e gelmelerini emretti. Onlar da
dediğini yaptılar.
Attab
bin Verka o gece Küfe'ye vardı. Haccac O'nu hazırlanan bu ordunun başına
komutan yapıp gönderdi. ‘‘Hammam A'yen’‘ denilen yerde karargahını kurdu. Şebıb
‘‘Kelvazı’‘ denilen yere kadar geldi ve buradan Dicle'yi geçti. Daha sonra
Yakın Behurasır'e gelip konakladı. Kendisiyle Mutarrif arasında sadece Dicle
Köprüsü kaldı. Mutarrif köprüyü aşarak Şebıb'e şöyle haber gönderdi:
"Arkadaşlarından ileri gelenleri yanıma gönder. Onlarla karşılıklı olarak
Kur'an-ı Kerim'i inceleyeceğiz, böylece onların neye davet "ttiklerini
tetkik edeceğim." Bunun üzerine Şebıb kendisine Ka'neb bin Süveyd,
Muhallil ve başkalarını gönderdi. Şebıb ayrıca Mutarrif'ten arkadaşları
dönünceye kadar rehineler aldı. Gönderdiği bu kişiler dört gün süreyle
Mutarrif'in yanında kaldıkları halde hiç bir konuda ittifak etmediler. Şebıb,
Mutarrif kendisine tabi olmayınca Attab'ın üzerine yürümek üzere hazırlandı ve
arkadaşlarına şöyle dedi: "Ben belirli bir miktar asker alıp Şam halkının
üzerine Haccac gibi bir emIr ve Küfe gibi bir şehirle bağlantı kuramadan, henüz
gaflette iken saldırmak istiyordum, ancak Mutarrif beni bundan alıkoydu. imdi
benim casuslarım, onların öncülerinin Aynu't-Temr'e girmiş olduklarını 'e şu
anda Küfe'ye oldukça yaklaştıklarını bildirdiler. Ayrıca Attab'ın ve .
aberindekilerin Basra'da olduklarını da söylediler. O bakımdan bizimle "nun
arasındaki mesafe oldukça yakındır. Haydi, Attab'ın üzerine yürümek üzere
hazırlıklarınızı yapınız."
Mutarrif
bin Muğıre Şebıb ile olan görüşmesinin Haccac'a ulaşmasından korktuğu için
dağlara doğru çıkıp gitti. Şebıb kardeşi Masad'ı Medain'e gönderdi ve köprüyü
bağlattı. Attab da gelip Sük Hakeme'de kondu. O'nunla birlike kırk bin savaşçı,
gençlerden ve Arap olmayan tebaadan da on bin kişi gelmiş, toplam olarak elli
bin kişi olmuşlardı. Yola koyulacakları sırada Hacac onlara şöyle dedi:
"Yola koyulup da bu savaşta gerekli gayreti gösterenlere şeref ve
üstünlük, kaçanlara ise zillet ve kötü bir son vardır. Kendisinden başka hiç
bir ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim, eğer bu sefer de daha öncekilerde
olduğu gibi davranacak olursanız, çok sert ve kaba karşılanacağınız bir yere
dönecek, son derece ağır bir ceza ile karşılaşacaksınız."
Attab
Suk Hakeme'ye varınca Şebib de oraya geldi. Şebib ile birlikte olanların sayısı
bin kişiden ibaretti. Onları savaşa teşvik etti ve alıp yola koyuldu, ancak
bazısı kendisiyle birlikte gitmedi. Daha sonra Sahal'ta öğle ve ikindi
namazlarını kılıp, Attab'a ve karargahına yaklaşıncaya kadar yoluna devam etti.
Onları gördüğü yerde akşam namazını kıldı. Attab da arkadaşlarını savaş
düzenine göre dizmiş bulunuyordu. Sağ kanadın başına Muhammed bin Abdurrahman
bin Said bin Kays'ı komutan yaparak O'na: "Ey kardeşimin oğlu! Sen şerefli
ve sabırlı bir kimsesin." dedi. Muhammed de şu cevabı verdi:
"Allah'a
yemin ederim, benimle tek kişi kaldığı sürece ben de sabredeceğim ve yerimden
ayrılmayacağım." Attab Kabisa bin Valik'e de: "Sen de sol kanadı
üzerine aL." dedi, ancak Kabisa: "Ben yaşlı bir ihtiyarım, destek
olmadığı sürece ayakta bile duramıyorum." cevabını verince Attab sol
kanadın başına Nuaym bin Uleym'i komutan yaptı. Yerbu'lu Hanzala bin Haris'i de
piyadelerin başına getirdi. Hanzala hem amcasının oğlu, hem de ailesindeki en
yaşlı kişi idi. Attab askerlerini üç ayrı saf halinde düzenledi. Bu safların
birinde kılıçlı olanlar, diğerinde mızrak taşıyanlar, öbüründe ise ok atanlar
vardı. Askerler arasında dolaşarak onları savaşa teşvik edip kahramanlık
olaylarını anlatmağa koyuldu. Daha sonra sordu: "Kahramanlık hikayeleri
anlatacak ve şiirler okuyacak kıssahan nerede?" Hiç kimseden ses
çıkmayınca da şöyle dedi:
"Antara'nın
şiirlerini kim rivayet edebilecek ve okuyacak?" Yine cevap veren
çıkmayınca şöyle dedi: "İnna lillah! Sizleri Attab bin Verka'yı bırakıp
kaçmış, rüzgarlar arkalarını okşayan kimseler olarak görüyor gibiyim."
Daha
sonra gelip merkezde Zühre bin Haviyye ile birlikte oturdu. Abdurrahman bin
Muhammed bin Eş'as ile Adiyoğulları'na mensup Ebu Bekir bin Muhammed bin Ebi
Cehm de O'nunla birlikteydi. Şebib ise altı yüz kişi ile birlikte geldi.
Arkadaşlarından dört yüz kişi geride kalmıştı. Bunun üzerine Şebib:
"Bizim
bu durumumuzu görmelerini istemediğim kimseler bizden geride kalmış
bulunuyor." dedi. Daha sonra Süveyd bin Süleym'i iki yüz kişi ile birlikte
sol kanadın başına geçirdi, Muhallel bin Vail'i iki yüz kişi ile birlikte
merkezde bıraktı. Kendisi de iki yüz kişi ile birlikte sağ kanada çekildi. Bu
ayırma, akşam ile yatsı arasında ayın her tarafı aydınlattığı bir sırada
olmuştu. Şebib: "Bu sancaklar kimindir?" diye sorunca O'na:
"Bunlar Rabia'nın sancaklarıdır." diye cevap verildi. Bunun üzerine
Şebib şöyle dedi: "Rabia uzun süre hakka, uzun süre de batıla yardımcı
oldu. Allah'a yemin ederim, ben sizlerle ecrini Allah'tan bekleyerek cihat
edeceğim. Ben Şebib'im. Hakem olan Allah'tan başkasının hükmü yoktur. Arzu
ederseniz sebat edersiniz." Daha sonra üzerlerine yaptığı bir hamle ile
onları dağıttı. Kabisa bin Valik, Ubeyd bin Huleys ve Nuaym bin Uleym'in
sancaklarını taşıyanlar yerlerinden ayrılmadılar ve bu kişiler öldürüldü. Sol
kanat tümüyle bozguna uğratıldı. Sa'lebeoğulları'ndan bazı kişiler: "Kabisa
öldürüldü." diye bağrışınca Şebib onlara şöyle dedi: "O'nu sizler
öldürdünüz. O'nun durumu ise Yüce Allah'ın şu buyruğunda sözü edilen kimsenin
durumu gibidir: ‘‘Sen onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, sonra da
onlardan ayrılıp uzaklaşan kimsenin haberini oku.’‘ (A'raf suresi, 175)"
Şebib daha sonra Kabisa'nın baş ucunda durdu ve şöyle dedi: "Yazık oldu
sana! Keşke sen ilk Müslüman halinde sebat etmiş olsaydın. O zaman gerçekten
mutlu olurdun." Daha sonra arkadaşlarına dönerek şöyle dedi: "Şu
gördüğünüz adam ResUlullah (S.A.V.)'ın yanına varıp Müslüman olmuştu. Sonra da
bu fasıklarla birlikte sizinle çarpışmağa geldi. "
Daha
sonra Şebib sol taraftan Attab'ın üzerine hamle yaptı. Süveyd bin Süleym ise
sağ kanadın üzerine hamle yaptı. Atmb'ın sağ kanadının komutası Muhammed bin
Abdurrahman'da idi. Muhammed, Temim ve Hemdan'dan bazı kimselerle beraber
Atmb'ın öldürüldüğü duyuluncaya kadar çarpışmağa devam etti, fakat Attab'ın
öldürüldüğü haberini alınca darmadağın oldular.
Şebib
üzerlerine geldiği zamana kadar Atmb merkezde Zühre bin Haviyye ile birlikte
bir kilim üzerinde oturmasına devam ediyordu. Attab Zühre'ye şöyle dedi:
"Ey Zühre! Bugün sayının çok olduğu, ancak faydasının az olduğu ir gündür.
Ah, keşke bütün bunların yerine benim Temim'den yalnızca beş yüz atlım olsaydı!
Düşmanının önünde hiç direnen yok mu? Hiç kendisinin değerini koruyan yok
mu?" Zühre şöyle karşılık verdi: "Ey Attab! Sen çok iyi bir şey
yaptın. Bunu da ancak senin gibi birisi yapabilir. Sana müjde veriyorum,
ömürlerimizin tükenmek üzere olduğu şu sırada Şanı Yüce Allah'ın bizlere
şehitliği ihsan etmiş olduğunu umarım."
Şebib
Attab'ın yanına yaklaştığında Attab ile birlikte az sayıda kişi kalmış,
diğerleri gitmiş bulunuyordu. Aralarına atılınca Attab'a: "Abdurrahman bin
Eş'as kaçtı ve pek çok kişi de arkasından gitti." dediler. Onlara şu
ce'abı verdi: "Ben o gencin ne yaptığını bildiği görüşünde değilim."
Daha sonra Şebib'in adamlarıyla bir süre çarpıştı. Şebib'in adamlarından olan
ve Tağlibli Amir bin Ömer diye bilinen birisi Attab'ı gördü, O'na hamle yapıp
mızrağıyla vurdu. Diğer taraftan adar Zühre bin Haviyye'yi ayaklar altına alıp
çiğnedi.
Zülıre
elindeki kılıçla kendisini savunmağa çalıştıysa da ayağa kalkamadı. Şeybanlı
Fadl bin Amir yanına gelip O'nu öldürdü. Şebib yanına vardığında Zülıre'nin
ölmüş olduğunu gördü ve: "İşte bu Zühre bin Haviyye'dir. Allah'a yemin
ederim, sen şimdi bir sapıklık üzere öldürülmüş olsan da Müslümanların karşı
karşıya kaldığı nice savaşlarda çok iyi imtihanlar vermiş ve bunlarda büyük sıkıntılar
çekmişsindir. Müşriklerin nice süvari birliklerini darmadağın etmiş, kalabalık
olan nice şehirleri, kasabaları fethetmiştin. Fakat ne çare ki Allah'ın
ilminde, sonunda zalimlere yardımcı olurken öldürülmen tespit edilmiştir."
dedi ve O'nun bu durumundan rahatsız olduğunu belli etti. Arkadaşlarından
birisi Şebib'e: "Sen kafir bir adamın öldürülmesinden dolayı rahatsızlık
mı duyuyorsun?" deyince Şebib şu cevabı verdi: "Sen bunların
sapıklıklarını benden daha iyi bilemezsin. Ben bunların geçmişleri ile ilgili
olarak senin bilmediğin şeyleri de biliyorum. Şayet bunlar geçmişleri üzerinde
sebat etmiş olsalardı, elbette bizim kardeşlerimiz olurlardı. "
Daha
sonra Şebib karargalıta bulunan ve savaşan askerlerin öldürülmemesini isteyip:
"Artık kılıç sallamayı bırakınız." dedi ve geri kalanları da bey'at
etmeğe çağırdı. Herkes O'na bey'at etti, ancak gece olunca kaçıp gittiler.
Karargalıta bulunan ne varsa el koydu. Medain'de bulunan kardeşine haber
gönderdi, O da yanına geldi. Bu olaydan sonra Şebib ‘‘Beyt Kurra’‘ denilen
yerde iki gün ikamet etti ve sonra Küfe'ye doğru yola koyuldu. ‘‘Sura’‘ denilen
yere vardı, ovanın amilini öldürdü.
Diğer
taraftan Süfyan bin Ebred ve Şam'dan gelen askerler Kufe'ye girmişler ve
Haccac'ı daha bir güçlendirmişlerdi. Böylelikle Hacck da Süfyan ve askerleri
sayesinde Küfelilere muhtaç olmaktan kurtulmuş oldu. Haccac minbere çıkıp şöyle
konuştu: "Ey Küfe halkı! Sizinle aziz olmak isteyen bir kimseyi Allah aziz
etmesin. Sizinle zafer kazanmak isteyen bir kimseyi Allah muzaffer kılmasm.
Bizi bırakıp gidiniz, düşmanımızla yapacağımız savaşta bizimle birlikte
bulunmayınız. Haydi, Yahudi ve Hıristiyanlarla birlikte Hire'ye gidip
yerleşiniz. Bizimle birlikte yalnız ve yalnız Attab ile birlikte savaşa
katılmamış olanlar gelip savaşsm."
ŞEBİB'İN
KUFE'YE TEKRAR GELMESİ VE ÇEKİLMESİ
Daha
sonra Şebib Sura'dan yola çıktı ve Hammam A'yen'e gelip konakladı. Bunun
üzerine Haccac Sakifli Haris bin Muaviye'yi çağırarak Attab ile birlikte savaşa
katılmamış bulunan bir grup güvenlik görevlisi ve başkalarıyla birlikte
Şebib'in üzerine gönderdi. Haris bin kadar kişi ile birlikte Küfe'den çıktı ve
Züdre'ye geldi. Şebib bunu öğrenince elini çabuk tutup Haris bin Muaviye'nin
üzerine gitti. Yanına varınca Haris'in üzerine bir hamle yapıp öldürdü. Haris
ile birlikte olanlar da bozguna uğrayıp kaçtı. Bozguna uğramış olanlar Küfe'ye
girdiler. Şebib'in kendisi de Kufe yakınlarına gelip üç gün süreyle orada
kaldı. Ancak birinci gün Haris'in öldürülmesinden başka her hangi bir
olayolmadı.
İkinci
gün Haccac kendi azatlı kölelerini çıkarıp yol ağızlarına yerleştirdi. Şebib de
Sebha'ya yerleşti ve burada bir mescit inşa etti. Üçüncü gün Haccac azatlı
kölesi Ebu'I-Verd'i zırh giyinmiş olarak ve beraberinde bazı kölelerle birlikte
gönderdi ve: "İşte bu Haccac'dır." dediler. Şebib Ebu'lVerd'i de bir
hamle yaparak öldürdü ve şöyle dedi: "Şayet bu Haccac ise, artık O'ndan
yana sizleri rahata kavuşturmuş bulunuyorum."
Daha
sonra Haccac diğer kölesi Tahman'ı aynı silah ve teçhizat ile yolladı. Şebib
O'nu da öldürdü ve şöyle dedi: "Haccac eğer bu ise, O'ndan yana artık
sizleri rahata kavuşturdum.'"
Daha
sonra Haccac güneşin yükseldiği bir sırada sarayından çıktı ve Sebha'ya gitmek
üzere binecek bir katır istedi. Bir katır getirildi, Şamlılarla birlikte katıra
binip çıktı. Haccac Şebib ile arkadaşlarını görünce katırın üzerinden indi.
Şebib'in yanında altı yüz atlı vardı. Şebib Haccac'a doğru gitti. Haccac Sebre
bin Abdurrahman bin Mihnef'i bir grup kişi ile birlikte yol ağızlarına bıraktı,
daha sonra kendisine bir sandalye getirilmesini istedi. Sandalyeye oturup şöyle
seslendi: "Ey Şam halkı! Sizler dinleyip itaat eden, sabreden ve sağlam
inanç sahibi olan kimselersiniz. Sakın şu pis kişilerin batılı sizin hakkınıza
galebe çalmasın. Gözlerinizi yalnız onlara çeviriniz, dizleriniz üzerine
çökünüz ve mızraklarınızı çevirmiş olarak onları karşılayınız." Bunun
üzerine Şam askerleri denileni yaptılar ve mızraklarını çektiler. Bu halleriyle
siyah, r.aşlık bir araziyi andınyorlardı, Şebib de üç bölük halinde onların
üzerine geldi. Bu bölüğün birisi kendisinin komutasında, diğeri Süveyd bin
Süleym komutasında, üçüncüsü ise Muhallel bin Vail komutasında idi. Şebib
Süveyd'e: - Atlılarınla birlikte onlara hamle yap." deyince Süveyd hamle yaptı.
Şamlılar sebat ettiler ve mızraklarıyla ilerleyip onları vurmağa başladılar.
Sonunda Süveyd ve yanındakiler geri çekildiler.
Bunun
üzerine Haccac: "İşte böyle yapınız!" diye bağırdı ve emir verdi,
sandalyesi ileriye alındı. Diğer taraftan Şebib Muhallel'e emir verince
Muhal'el hamle yaptı, O'na da aynı şeyi tekrarladılar. Haccac yine aynı
şekilde: "İşte böyle yapınız!" diye seslendi ve emir vererek
sandalyesini bir daha ileriye aldırdı.
Daha
sonra Şebib kendi bölüğü ile birlikte onların üzerine hamle yaptı. O'nun da
önünde sebat ettiler ve ona karşı da aynı şeyi yaptılar. Şebib onlarla 2ZUIL
bir süre çarpıştıktan sonra Şam halkı mızraklarıyla vura vura O'nu da
arkadaşlarının yanına gitmek zorunda bıraktılar. Onların bu metanetlerini gören
Şebib şöyle seslendi: "Ey Süveyd! Arkadaşlarınla birlikte şu yolun
:!ğzında duranlara hamle yap, belki onları yerlerinden oynatır ve Haccac'ı
arkasından çevirirsin. Biz de önünden O'na hamle yapacağız." Süveyd
hamlesini yapınca evlerin üzerinden ve yol ağızlarından üzerine ok atışı
yapıldı, o da geri döndü; çünkü Haccac Urve bin Muğire bin Şu'be'yi Şam
askerlerinden üç yüz kişi ile birlikte arkada destek olarak bırakmış ve
arkalarından çevrilmeyi önlemek istemişti. Bunun üzerine Şebib tekrar hamle
yapmak üzere arkadaşlarını toplayınca Haccac şöyle dedi: "yalnızca bu
hamleye karşı sabrediniz, ondan sonra da zafer gelecektir." Haccac'ın
askerleri bunun üzerine tekrar dizlerinin üzerine çöktüler.
Şebib
bütün arkadaşlarıyla üzerlerine hamle yaptı, ancak yine direndiler. Sürekli
olarak mızraklarıyla vuruyor, kendileri ilerlerken Şebib ve arkadaşlarını geri
geri itiyorlardı. Sonunda onları asıl yerlerine kadar gitmek zorunda
bıraktılar. Bu sefer Şebib arkadaşlarına atlarından inmelerini emretti, yarısı
atlarından indi. Haccac Şebib'in mescidine kadar gelip: "Ey Şam halkı!
İşte bu, zaferin başlangıcıdır." diye seslendi. Daha sonra yanına bir grup
okçu aldı, kendisine yaklaşacak olurlarsa ok atışı yapmak üzere mescidin
üzerine çıktılar. Gün boyunca görülmemiş bir şekilde, büyük bir şiddetle
çarpışmalar devam etti. Sonunda her iki taraf da birbirini bıraktı.
Daha
sonra Attab'ın oğlu Halid Haccac'a şöyle dedi: "Bana onlarla çarpışmak
üzere izin ver, çünkü zulme uğramış biriyim." Bunun üzerine Haccac O'na
savaşmak üzere izin verdi. Halid bir grup Küfeli ile birlikte çıktı ve arka
taraftan karargahlarına doğru gitti. Şebib'in kardeşi olan Masad'ı öldürdü.
Aynı şekilde O'nun karısı Gazale'yi de öldürdü ve karargahında yangın çıkardı.
Durumu HacCek da, Şebib de öğrendi. Haccac ve arkadaşları tekbir getirirken
Şebib ile arkadaşları ise atlarına bindiler. Haccac Şamlılara şöyle dedi:
"Haydi, onlara karşı hamle yapınız; çünkü onlar bu gördüklerinden korkuya
kapılmış bulunuyorlar." Şamlılar topluca hamle yaptılar ve onları bozguna
uğratıp kaçırttılar. Şebib ise bir grup koruyucusu ile birlikte geride kaldı.
Haccac kendi atlılarına: "O'nu bırakınız." diye haber gönderince
bırakıp döndüler. Haccac Küfe'ye girip minbere çıktı ve şöyle dedi:
"Allah'a yemin ede-rim, bundan önce Şebib ile savaşılmış değildir. Allah'a
yemin ederim, O bırakıp kaçtı ve kendi karısının üzerinde kamışların
kırılmasına aldırış bile etmedi." Daha sonra Abdurrahman el-Hakeml'nin
oğlu Habib'i çağırarak Şamlılardan üç bin atlı ile birlikte Şebib'in peşinden
gönderdi ve şöyle dedi:
"O'nun
seni gafil avlamasından çekineceksin. Nerede karşılaşırsan atından inerek
O'nunla çarpış. Yüce Allah gerçekten O'nun keskinliğini köreItmiş ve azı dişini
kırmış bulunuyor."
Habib
Enbar'a varıncaya kadar Şebib'in peşini bırakmadı. Şebib ve arkadaşları geri
kaçtıklarında Hacdıc şöyle seslenilmesini emretmişti:
"Yanımıza
gelecek olan emniyettedir." Bunun üzerine Şebib'in arkadaşlarından pek çok
kişi ayrılmışlardı. Habib Enbar'a inince Şebib de onlara yakın bir yere geldi.
Onlara yaklaştığında atından inip akşam namazını kıldı. Habib ise arkadaşlarını
dörde ayırmış ve her birine şöyle demişti: "Her bir bölüğünüz kendi yan
tarafının savunmasını yapsın. Eğer bu dörtte bir çarpışacak olursa öbür dörtte
bir onları korumaya kalkışmasın, çünkü Hariciler sizlere yakın bulunuyorlar. O
bakımdan kendinizi geceleyin baskına uğrayacak ve çarpışmaya girecekmiş gibi
hazırlayınız ve buna alışınız."
Şebib
onların yanına geldiğinde savaşa hazırlıklı idiler. Askerlerin dörtte birini
teşkil eden bir bölük üzerine hamle yaptı ve onlarla uzun bir süre çarpıştı.
Hiç kimse yerinden kımıldamadı. Daha sonra onları bırakıp bir başka bölüğün
üzerine gitti. Onlar da Aynı şekilde direndiler. Bir başka bölüğe gidince
onların da böyle olduğunu gördü. Sonunda son bölüğe gitti. Gecenin dörtte
üçünün bitimine kadar onlarla çarpışmaya devam etti. Daha sonra arkadaşlarından
atlarından inerek piyade olarak çarpışmalarını istedi; ancak başarılı
olamadılar, aralarından pek çok kişi öldürüldü. Gözleri çıkarılanlar çok oldu.
Şebib'in arkadaşlarından otuz kadar kişi öldürüldü, Şamlılardan öldürülenlerin
sayısı ise yüz kadardı. Her iki taraf da oldukça yoruldu ve bitkin düştü; öyle
ki, birisi bir kılıç darbesi indirdiğinde bile bu darbe hiç bir sonuç vermiyor,
ayrıca oturarak çarpışan bir kişi yorgunluktan ayağa kalkamıyordu. Şebib onlara
bir şey yapmaktan ümidini kesince bırakıp geri çekildi. Arkasından Dicle'yi
aştı ve Cuha bölgesinde ilerlemeğe başladı. Bilahare Vasıt yakınlarında
Dicle'yi ikinci bir defa aştı ve bu sefer hem kendisi, hem de beraberindekileri
dinlendirmek amacıyla önce Ahvaz'a doğru, daha sonra Paris'e, arkasından
Kerman'a gitti.
Şebib'in
bozgunu ile ilgili olarak bundan başka şeyler de söylenmiştir. Şöyle ki:
Haccac
Şebib'in üzerine bir komutan göndermiş, Şebib de onu öldürmüştü. Daha sonra bir
başkasını göndermiş, onu da öldürmüştü. Bu komutanlardan bir tanesi Hammam
A'yen'in valisi A'yen idi. Daha sonra Şebib geldi ve Küfe'ye kadar girdi.
Karısı Gazale de onunla birlikte bulunuyordu. Karısı Gazale Küfe Camii'nde bir
rekatında Bakara, öbür rekatında de Al-i İmran illrelerini okuyacağı iki rekat
namaz kılmayı adamıştı. Şebib karargahında kamıştan evler yapmıştı. Haccac
Şebib ile karşılaşıldıktan sonra geceleyin arkadaşlarını toplayıp Şebib
hakkında istişare yaptı. Herkes bir şeyler söylemeğe başladı. Kuteybe saftan
ayrılıp: "Konuşmama izin verir misin?" deyince Haccac kabul etti.
Bunun üzerine Kuteybe şöyle dedi: "Gerçek şu ki, emir ne Allah'ın rızasını,
ne de Müminlerin, emirinin rızasını gözetmedi ve raiyyeye karşı da iyi
davranmadı." Haccac: "Bu nasılolabilir?" diye sorunca Kuteybe şu
cevabı verdi: "Çünkü sen bir taraftan şerefli bir kimseyi gönderiyorsun,
diğer taraftan onunla birlikte kalkıp sıradan kimseleri, çobanları
gönderiyorsun. Bunlar bozguna uğrayıp geri kaçıyor, ancak şerefli kişi
kaçmaktan utandığı için kaçmıyor ve orada öldürüıüyor." Bu sefer Haccac:
"Peki, sence doğru görüş hangisidir?" diye sorunca Kuteybe şöyle
cevap verdi: "Doğru görüş bizzat senin ona karşı çıkıp muhakeme
etmendir." Bunun üzerine Haccac: "O halde bana bir karargah yeri
tespit et." dedi.
Haccac'ın
yanından çıkanlar Anbese bin Said'e lanet okuyarak çıkıyorlardı, çünkü Kuteybe
hakkında Haccac ile O konuşmuş, sonunda Haccac O'nu kendi yakınlarından birisi
haline getirmişti.
Ertesi
günü Haccac sabah namazını kıldı ve herkes toplandı. Kuteybe de güzel bir
karargah yeri bulmuş olarak geldi. Haccac'ın yanına girdi, daha sonra elinde
açılmış bir sancakla dışarı çıktı. Haccac da dışarı çıkıp peşinden gitti.
Sonunda Sebha'ya vardılar. Şebıb de orada bulunuyordu. Bu olay çarşamba günü
olmuştu. Her iki taraf karşı karşıya durdu. Haccac'a: "Şebıb senin yerini
bilmesin." denilince Haccac yerini gizledi ve azatlı kölesi Ebu'l- Verd'i
kendisine benzer şekilde giydirdi. Şebıb O'nu görünce üzerine bir hamle yaptı
ve elindeki demir çubukla indirdiği darbeyle öldürdü. Sonra Şebıb Haccac'ın sol
kanadında bulunan Halid bin Attab ve beraberindekilere hamle yaptı ve onları
Rahle'ye kadar geriletti. Daha sonra Haccac'ın sağ kanadında bulunan Matar bin
Naciye'ye hamle yaptı ve O'nu da geriletti. Bu sırada Haccac atından inince
olanlar da indiler. Haccac Anbese bin Said ile birlikte bir abanın üstüne
oturdu. Onlar bu durumda iken Dablı Maskala bin Mühelhil Şebıb'in atının
yularını yakalayarak: "Salih bin Müserrih hakkında ne dersin ve O'nunla
ilgili olarak görüşün nedir?" diye sordu. Şebıb O'na: "Bu durumda
mı?" diyerek karşılık verince Maskala: "Evet." dedi. Bunun
üzerine Şebıb: "Salih'ten uzağım." diye cevap verdi. Maskala da O'nun
bu cevabını: "Allah da senden uzaktır." diyerek karşıladı. Daha sonra
Maskala kırk atlı ile birlikte Şebıb'in yanından ayrıldı. Bunu gören Haccac
etrafındakilere: "Bunlar artık ihtilafa düştüler." dedi. Arkasından
Haccac Halid bin Attab'a haber gönderince Halid de karargahlarına gidip onlarla
çarpışmağa başladı. İşte Şebıb'in hanımı Gazale burada öldürüldü. Bir atlı ile
birlikte başı Haccac'a götürülürken Şebıb O'nu tanıdı, yanındaki birisine emir
verip bu atlıya hamle yaptırdı. O da bu atlıyı öldürdü. Gazale'nin başını
getirip Şebıb'e verdi. Şebıb'in emriyle baş yıkandı ve defnedildi.
Haccac
ve beraberindekiler aynı durumda kaldılar. Halid de geri dönerek Haccac'a
Şebıb'in ve askerlerinin çekildiklerini bildirince Haccac onları takip etmelerini
emretti. Bu emir üzerine Halid takibe koyuldu ve onlara hamleler yapıp durdu.
Sekiz kişi geri dönüp Halid'e doğru geldi ve çarpışa çarpışa O'nu Rahbe'ye
kadar püskürttüler. Seduslu Havt bin Umeyr Şebıb'in yanına getirilince Şebıb
O'na: "Ey Havt! Hüküm ancak Allah'ındır." dedi. Havt O'na: "Ben
zaten sizdendim, fakat korkuyordum." cevabını verince Şebib O'nu serbest
bıraktı. Daha sonra Şebib'in yanına Umeyr bin Ka'ka' getirildi ve Şebib O'na
da: "Ey Umeyr! Hüküm ancak Allah'ındır." deyince Umeyr şöyle dedi:
"Gençliğim Allah yolunda feda olsun." Şebib: "Hüküm ancak
Allah'ındır." sözlerini tekrarladıysa da Umeyr O'nun ne demek istediğini
anlayamadı. Şebib onu öldürdü.
Şebib'in
kardeşi Masad da öldürülenler arasındaydı. Şebib Halid'in peşine takılmış
bulunan sekiz kişiyi beklemeğe koyuldu, ancak bunlar geciktiler. Bu arada
Haccac'ın arkadaşlap da çekindikleri için Şebib'in üzerine gitmiyorlardı.
Nihayet Şebib'in sekiz arkadaşı geri dönüp yanına geldi ve hep birlikte yola
koyuldular. Halid onları takip etti. Şebib ve beraberindekiler Medain
taraflarındaki bir manastıra girince onları manastırda muhasara altına aldılar.
Şebib ve yanındakiler Halid'e karşı koydular ve yaklaşık iki fersah kadar
gerilettiler. Halid ve askerleri kaçarak kendilerini Dicle'ye attılar. Halid'in
kendisi de atıyla birlikte ve sancak elinde olduğu halde Dicle'ye atladı. Bunun
üzerine Şebib şöyle dedi: "Hay Allah bunun cezasını versin! Bu gerçekten
bir aslan parçasıdır." O'na: "Bu, Attab'ın oğlu Halid'dir." denilince
şöyle karşılık verdi: "O halde kahramanlıkta babasına çekmiştir. Şayet
O'nun kim olduğunu tanımış olsaydım, ateşe bile gitse arkasından
atılırdım." Daha sonra Şebib bundan önce zikrettiğimiz şekilde Kerman'a
doğru yürüdü. Haccac da Abdülmelik'e mektup yazarak yardım istedi ve
AbdÜımelik'e Kufelilerin Şebib'e karşı savaşmakta düştükleri aczi anlattı.
Bunun üzerine Abdülmelik Süfyan bin Ebred'i bir ordu ile birlikte Haccac'a
gönderdi.
ŞEBİB'İN
ÖLÜMÜ
Bu
yıl Şebib öldü.
Bunun
sebebine gelince: Haccac Şebib'in kendileriyle savaşıp Kerman'a gidişinden iki
ay sonra Süfyan bin Ebred ile birlikte bulunanlar arasında büyük miktarda mal
harcadı. Ayrıca Süfyan'a ve arkadaşlarına Şebib'in üzerine gitmelerini emretti.
Bunun üzerine Süfyan da Şebib'in bulunduğu tarafa doğru gitmek üzere yola
koyuldu. Haccac kendisinin Basra Valisi ve aynı zamanda damadı olan Hakem bin
Eyyüb'a mektup göndererek Basralılardan dört bin atlıyı Süfyan'ın yanına
göndermesini emretti. Hakem de bu dört bin atlıyı Ziyad bin Amr el-Ateki
komutasında göndermesine rağmen Süfyan'ın Şebib ile karşılaşmasından önce
ulaşamadılar. Şebib Kerman'da kalarak hem kendisi, hem de arkadaşları
dinlenmiş, daha sonra geri dönmüş ve Süfyan ile Ahvaz'daki Duceyl Köprüsü
yakınlarında karşılaşmıştı. Şebib köprüyü geçerek Süfyan'ın yanına vardı.
Süfyan'ın kendisinin piyadelerle birlikte yer aldığını, buna karşılık MuMsir
bin Seyfi de süvarilerin başına komutan yaptığını gördü. Şebib askerlerini üç
ayrı bölük haline getirdikten sonra iki taraf arasında oldukça şiddetli bir
çarpışma oldu. Bu çarpışmadan sonra Şebib daha önce bulunduğu yere geri döndü.
Bundan sonra kendisi ve beraberindekiler otuzdan fazla hamle yaptılar, ancak
Şamlılar yerlerinden ayrılmıyorlardı. Süfyan onlara şu talimatı verdi:
"Dağılıp ayrılmayın, piyadelerse onların üzerine gitsin." Süfyan'ın
piyadeleri Şebib ve arkadaşlarını köprünün bulunduğu yere çekilmek zorunda
bırakıncaya kadar vuruştular ve karşılıklı olarak mızrak kullandılar. Şebib
köprüye varınca bineğinden indi. Yaklaşık yüz kişi de atlarından ındiler ve
akşam oluncaya kadar Şam askerleriyle çarpışıp durdular. Görülmemiş bir şekilde
Şamlılara hem kılıç, hem de mızrak yaraları açtılar ve zararlar verdiler.
Süfyan
aciz kaldığını görüp Şebib'in ve arkadaşlarının kendilerine karşı zafer
kazanacaklarından korkmağa başlayınca okçulara emir vererek ok atışı
yapmalarını söyledi. Bu emri verdiğinde akşam olmuştu ve okçular uzakça bir
yerde bulunuyorlardı. Bu emir üzerine okçular ileri geçtiler ve bir süre
Şebib'e ok atışı yaptılar. Şebib ve beraberindekiler okçuların üzerine hamle
yapıp otuzdan fazlasını öldürdüler. Şebib daha sonra Süfyan'ın ve O'nunla
birlikte bulunanların üzerine giderek karanlık basıncaya kadar çarpıştıktan
sonra geri döndü. Süfyan da kendi askerlerine: "Onları takip
etmeyiniz." emrini verdi.
Şebib
köprüye varınca arkadaşlarına: "Haydi, köprüyü geçiniz. Sabah erkenden
Allah'ın izniyle onlara hücum ederiz." dedi. Arkadaşları önünden geçerken
kendisi en sona kaldı. Köprüden geçmek istediği zaman erkek bir atın üzerinde
bulunuyordu. Önünde ise dişi bir at vardı. Şebib'in atı öndeki atın üzerine
atılınca öndeki at da ileri fırladı. Bunun neticesinde Şebib'in atının ön
ayakları nehirdeki geminin kenarına düşerken gövdesi, arka ayakları ve Şebib
suya düştü. Şebib suya düşünce: ‘‘Ta ki Allah yerine gelecek bir emrinin
hükmünü versin diye.’‘ (Enfal suresi, 42) mealindeki ayeti okudu ve suya battı.
Daha sonra yükselip su yüzüne çıktı, bu sefer de: ‘‘İşte bu Aziz ve Alim olan
(Allah)'ın takdiridir.’‘ (En'am suresi, 96) mealindeki ayeti okudu ve tekrar suya
battı.
Şebib'in
ölümü hakkında bundan başka şeyler de söylenmiştir. Şöyle ki: Şebib kendi
aşiretinden bir grup ile birlikte idi, ancak onunla birlikte olan bu kimselerin
derinliğine bir basiretleri yoktu. Şebib akrabalarından bazı kimseleri öldürmüş
olduğundan kalben rahatsız olmuşlardı. Aralarında Teymoğuları'ndan Mukatil
adında bir kişi vardı. Şebib Teymoğulları'ndan bir takım kimseleri öldürünce
Mukatil de Şebib'in kabilesi olan Murre bin Hemmamoğulları üzerine baskın
yaparak onlardan bazı kişileri öldürmüştü. Şebib O'na: "Sana emir vermeden
onları niye öldürdün?" diye sorunca Mukatil şöyle karşılık verdi:
"Sen benim kavmimin kafirlerini öldürdün, ben de senin kavminin
kafirlerini öldürdüm. Zaten bizim görüşümüz üzere olmayanları öldürmek
dinimizin gereğidir. Üstelik senin kavmimden öldürdüklerinin sayısı benim senin
kavminden öldürdüklerimin sayısından daha fazladır. Diğer taraftan, ey
Müminlerin emiri, kafirleri öldürdüğümüz için senin kalbinde her hangi bir
rahatsızlığın baş göstermesi helal olamaz." Şebib de O'na: "Hayır,
öyle bir rahatsızlık yoktur." diye cevap verdi.
Yine
Şebib'in beraberinde, aşiretlerinden bir takım kimseleri öldürdüğü pek çok
şahıs vardı. İşte Şebib herkesten geriye kalınca birbirlerine: "Ne
dersiniz, köprüyü kesip O'ndan intikamımızı bu şekilde alalım mı?" dediler
ve köprüyü kestiler. Bunun sonucunda üzerine düşmüş olduğu gemiler yan yattı,
atı da ürkünce kendisi suya düşüp boğuldu.
Ancak
birincisi hem daha sahilı, hem daha meşhur bir rivayettir.
Şam
halkı geri dönmek istiyordu. O bakımdan köprünün görevlisi gelerek Süfyan'a
şöyle dedi: "Onlardan biri suya düştü ve kendi aralarında:
"Müminlerin
errıiri boğuldu." diye bağırdılar, daha sonra da geri dönüp gittiler.
Karargahlarını bıraktılar, şu anda karargfıhlarında hiç bir kimse yoktur."
Bunun üzerine Süfyan tekbir getirdi, O'nunla birlikte olan askerleri de tekbir
getirdiler. Daha sonra Süfyan köprünün yanına kadar geldi, Şebib'in
karargfıhına da adamlar gönderdi. Bunlar orada hiç kimse olmadığını ve çok mal
bulunduğunu gördüler. Daha sonra Şebib'i sudan çıkardılar, göğsünü yarıp
kalbini aldılar. Kalbi bir kaya parçasını andıracak şekilde oldukça sertti. O
derece sertti ki, kayaya vurulunca neredeyse bir insan boyu kadar yükseliyordu.
Rivayete
göre annesine: "Şebib öldürüldü." denilince bunu kabul etmedi, fakat
suda boğulduğu bildirilince bu sefer bunu doğrulayarak şöyle dedi: -Ben O'nu
doğurduğum zaman benden bir ateş kıvılcımı çıktığını gördüm. Bunu ancak suyun
söndüreceğini anladım." Annesi bir Rum cariye olup Şebib ondan doğmuştu.
Şebib
yirmi beş yılının Kurban Bayramı'nın birinci günü dünyaya gelmişti. Annesi der
ki: "Ben rüyamda önümden bir ateş kıvılcımının çıkarak göğe doğru
yükseldiğini ve bütün ufukları kapattığını gördüm. Tam bu sırada . Üyük bir yağmur
yağdı, bu sefer bu ateş sönmeğe başladı. Ve ben O'nu sizin kan akıttığınız
bugünde (yani Kurban gü-nünde) doğurdum. Bu rüyamı oğlumun kan dökülmesine
sebebiyet vereceği ve çabucak yükselip büyüyeceği şekillıde yorumladım. "
Şebib'in
Şeybanoğulları'ndan olan babası ara sıra O'nu alır, kabilesinin yerleşmiş
olduğu bölge olan Lasaf'a götürürdü.
BİR SONRAKİ
SAYFA İLE DEVAM ETMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ İSME TIKLA
MUĞİRE BİN
ŞU'BE'NİN OĞLU MUTARRİF'İN İSYANI
BU YILIN OLAYLARI
MUĞİRE BİN
ŞU'BE'NİN OĞLU MUTARRİF'İN İSYANI
EZRAKİLER
ARASINDAKİ İHTİLAFLAR
ABDİ
RABBİHİ'L-KEBİR'İN ÖLDÜRÜLMESİ
KATAN BİN FUCAE
İLE UBEYDE BİN HİLAL'İN ÖLDÜRÜLMELERİ
BUKEYR BİN
VESSAC'IN ÖLDÜRÜLMESİ