İBNܒL-ESİR el-Kamil fi’t-Tarih

3. CİLT

 

KUR'AN SAHİFELERİNİN MIZRAK UÇLARINA TAKILMASI VE KARARIN HAKEME HAVALE EDİLMESİNE YAPILAN ÇAĞRI

 

HİCRİ 37.YIL

 

Amr bin el-As, Iraklıların üzerlerine şiddetle gelmeye başladığını ve harbin aleyhlerine seyrettiğini görmeye başladığında öldürülmekten korkmuş ve Muaviye'ye şöyle demişti: "Sana bir hususu hatırlatmamı ister misin ki o bizim aramızı birleştirsin, onları da ikiye bölsün ve aralarına tefrika soksun?" Muaviye: "Evet, isterim, nedir bu?" diye sorunca Amr: "Kur'an sahifelerini havaya kaldıralım ve onları Kur'an'ın hükümlerine davet ederek aramızda bu hükümlerin hakem olmasını talep edelim. Şayet onların bir kısmı bu hileye kanmaz da bu hükmü kabul etmezse onların bir kısmı buna yanaşmak isteyecek ve Kur'an hükmüne boyun eğmeyi kabul edecektir. Böylelikle aralarına tefrika girmiş olacak. Onlar Kur'an hükümlerine müracaat etmeyi kabul ederlerse biz bir müddet savaşmadan nefes almış oluruz." diyerek cevap vermişti.

 

Sonra Kur'an sahifelerini mızraklarının uçlarına takmış ve karşı tarafa şöyle seslenmişlerdi: "İşte bu Allah kitabının hükmüdür. Bizim ve sizin aranızda hüküm versin. Şam sınırlarını Şamlılardan Irak sınırlarını da Iraklılardan başka kim koruyabilir?" Bu şekilde bağırmaya başlayınca Hz. Ali'nin etrafında bulunanlardan bazıları: "Allah'ın kitabına icabet etmemiz gerekir." diye konuşmuşlar, ancak Hz. Ali hemen şunları söylemişti: "Ey Allah'ın kulları! Hakkınızı aramaya devam ediniz ve samimiyetinizi ve bağlılığınızı sürdürünüz.

 

Düşmanınıza karşı savaşmağa devam ediniz. Ben Muaviye'yi, Amr'ı, İbn Ebi Muayt'ı, Habib'i, İbn Ebi Serh'i ve Dahhak'ı çok iyi tanıyorum. Onların dinle ve Kur'an'la ilgileri yoktur. Ben onları sizden daha iyi bilirim, çünkü çocukken beraber olduk ve büyüdükten sonra da beraber vakit geçirdik. Onlar çocukken de son derece kötü idiler, şerli idiler. Büyüyünce de o kötülük ve şerliliklerini sürdürdüler. Size yazıklar olsun, aldanmayasınız! Vallahi bu Kur'an sahifelerini sırf sizi aldatmak ve size tuzak kurmak için havaya kaldırmışlardır." Hz. Alii'nin bu sözleri üzerine O'na şöyle demişlerdi: "Allah'ın kitabına davet edilip de icabet etmemek bize yakışmaz ve bunu kabul edemeyiz." Hz. Ali, onlara şöyle cevap vermişti: "Ben Allah'ın dinine, Allah'ın kitabına dönünceye kadar onlarla savaşacağım; çünkü onlar Allah'a isyan etmiş, Allah'ın emirlerine baş kaldırmış, O'nun ahdini ve emrini unutarak Kitab'ına muhalefet etmişlerdir." Hz. Ali'nin bu sözlerine karşı çıkıp sonradan hariciler grubunu teşkil eden Mis'ar bin Fedeki et-Temimi ve Zeyd bin Husayn et-Tai ve onlara tabi olan bazı Kur'an hafızları şunları söylemişlerdi: "Ey Ali, Allah'ın kitabına icabet et. Sen buna davet edildiğin halde icabet etmezsen biz seni şu karşımızdaki kavmin arasına katıncaya kadar oraya sürükler ve Affanınoğlu Osman'a yaptığımız ın aynısını sana da yaparız." Hz. Ali ise şöyle demişti: -Sizi nehyettiğim şeyden kendinizi uzak tutunuz. Söylediklerime de uyunuz. Eğer bana itaat ederseniz bu adamlara karşı savaşmağa devam edin ve eğer bana karşı gelip isyan edecek olursanız istediğinizi yapın ve elinizden geleni ardınıza koymayın." Bunun üzerine onlar şöyle demişlerdi: "O halde Eşter'e haber gönder, buraya gelsin." Hz. Ali bunun üzerine Yezid bin Hani'i elEşter'e göndererek O'nu geriye çağırmıştı. Bu haberi alan el-Eşter şöyle demişti: "Beni geri çağıracak bir saat ve an değildir bu an. Ben öyle bir noktadayım ki Allah'ın bana zafer vereceğinden ümidim vardır. Beni bulunduğum şu noktadan alıp götürmeniz asla doğru değildir." Gelen elçi Yezid geriye dönerek durumu Hz. Ali'ye bildirmişti. O anda Eşter'in bulunduğu yerde şiddetli bağrışmalar ve çarpışmalar duyulmağa başlandı. Muhaliflerden bazıları Hz. Ali'ye: "Galiba sen O'na savaşa devam etmesi için emir verdin." deyince Hz. Ali onlara: "Benim oraya gittiğimi gördünüz mü? Ben sizin ileri gelenleriniz önünde ona haberci göndermedim mi? Ve siz ondan gelen sözleri işitmediniz mi?" demiş, onlar da: "Eşter'e haber gönder, buraya gelsin. Eğer gelmeyecek olursa vallahi biz senden ayrılıp gidiyoruz." diye karşılık vermişlerdi. Hz. Ali de Eşter'e tekrar Yezid'i göndererek: "Ey Yezid, dikkat et! Ona şunları söylemen gerekir. Mutlaka buraya gel. Şu an burada başka bir fitne meydana gelmiştir." Bu haber el-Eşter'e ulaşınca el-Eşter şöyle demişti:

 

"Bu mushafların havaya kaldırılması meselesini diyorsun., öyle mi?" Yezid: "Evet" şeklinde cevap verince el-Eşter şunları söyler: "Vallahi bunun aramızda ihtilaflara sebep olacağını ve bizleri fırkalara ayıracağını tahmin etmiştim. Bu şu caninin oğlunun hilesidir. Şu Allah'ın bize müyesser kıldığı fethi görmüyor musun? Şu an onların başına gelen felaketi görmüyor musun? Cenab-ı Allah'ın bize ihsan etmiş olduğu şu zaferi görmüyor musun? Benim şu anda, bu adamların içinde bulunduğu durumda onları bırakıp gitmem hiç de doğru olmaz ve ben onları bırakıp gitmeyeceğim." Yezid ona şöyle demişti: "Peki sen bir taraftan zafer elde ederken mü'minlerin emirinin düşmanların eline düşmesini ve öldürülmesini arzu eder misin?" el-Eşter de: "Hayır vallahi, sübhanallah!" Yezid el-Eşter'e bu adamların sözlerini ve Hz. Ali'yi tehdit etmelerini söyleyince el-Eşter onlara doğru yönelmiş ve şöyle demişti: "Ey Irak ehli! Ey zillet ve korkaklığın timsalleri! Şu anda bu adamlara üstün gelmiş durumda iken, sizin onları yenmek üzere olduklarınızı gördükleri sırada mushafın sahifelerini elleriyle yükseğe kaldırarak sizi Allah'ın kitabına davet ediyorlar. Halbuki onlar çoktan Allah'ın emirlerine sırt çevirmişler ve kendisine bu Kur'an'ın indirildiği insanın sünnetinden sapmışlardır. Bana bir müddet daha mühlet veriniz ve ben neredeyse zafer elde ediyorum." Onlar: "Hayır biz sana müsaade vermeyiz." şeklinde karşılık verince el-Eşter: "Ey Farslıların düşmanları! Bana bir müddet daha mühlet veriniz. Ben neredeyse zafer elde ediyorum." demiş, onlar ise: "Hayır, asla müsaade etmeyiz. Girdiğin günaha biz seninle birlikte girmek istemeyiz." demeleri üzerine el-Eşter onlara şöyle sormuştu: "Söyleyin bakayım, siz ne zamandan beri bu kadar titiz olmağa başladınız? Siz şu ana kadar savaşıyordunuz ve sizin en hayırlı adamlarınız da hala savaş alanındadırlar. Sizler şu anda mı savaşmaktan vazgeçtiniz, yoksa şu anda mı titiz olmağa başladınız? Her zaman faziletlerini söyleyip durduğunuz ve sizden daha hayırlı olup öldürülen adamlarınız şu anda cehennemdedir." Eşter'in bu sözlerine onlar: "Bırak bizi el-Eşter, bırak şimdi bunları. Biz onlarla Allah rızası için savaştık ve yine onlarla Allah rızası için savaşa son vereceğiz." diye karşılık vermişler, el-Eşter ise onlara şöyle demişti: "Size tuzak kuruldu ve siz de aldandınız. Sizler savaş için davet edildiniz, icabet ettiniz. Ey siyah sarıklı adamlar! Kılmış olduğunuz namazda sizleri gayet de zahit kimseler olarak Allah ile mülaki olmağa şevk ve hasret duyan insanlar olarak bilirdik. Fakat şu anda sizin dünyadan başka bir isteğinizin olmadığını gördüm. Yazıklar olsun!. Ne kadar kötü kimseler imişsiniz. Siz asla temiz kişiler değilsiniz. Şu zalim kavmin bizden uzaklaştığı gibi siz de bizden uzaklaşıp gidiniz." Sonra onlara küfretmiş, onlar da el-Eşter'e küfretmiş ve atını kırbaçlamaya başlamışlardı. O da onların atlarını kırbaçlamış, fakat o anda Hz. Ali onlara bağırarak iki tarafı susturmuştu. Bu olaylardan sonra şöyle demişlerdi: "Biz onlarla aramızda hakem kılmayı kabul ettik."

 

Eş'as bin Kays, Hz. Ali'ye gelerek ona şöyle demişti: "Ben şu anda Müslümanların davet edildikleri Allah'ın kitabına razı olduklarını görüyorum. Eğer arzu edersen Muaviye'ye gideyim de O'nun ne istediğini sorayım" Hz. Ali: "Evet, Muaviye'ye git." diye izin verince el-Eş'as Muaviye'ye giderek şöyle sormuştu: "Bu Kur'an sahifelerini neden havaya kaldırdınız?" Muaviye bu soruya: "Bizim ve sizin Allah'ın kitabına ve Allah'ın bize kitabında emrettiklerine geri dönmemiz için. Sizler beğendiğiniz ve razı olduğunuz bir adamı seçip gönderiniz, biz de beğendiğimiz ve razı olduğumuz bir adamı seçip gönderelim. Bu iki adamın Allah'ın kitabına göre hüküm vermelerini ve asla düşmanlığa girmeden karar vermelerini kabul edelim ve onların üzerlerinde ittifak edecekleri hükme tabi olalım" diye karşılık verir. el-Eş'as Muaviye'ye: "Evet, hak olan da, gerçek olan da budur." der ve Hz. Ali'ye dönerek durumu kendisine bildirir. O arada Hz. Ali'nin etrafındakiler: "Biz de bu işe razı olduk." demişlerdi. Şam halkı bu iş için Amr bin el-As'ı seçtiklerini söylerken el-Eş'as ve daha sonra Hariciler olarak bilinen kimseler şunları söylemişlerdi: "Biz de Ebu Musa el-Eş'ari'nin hakem olarak tayin edilmesine razı olduk." Bunun üzerine Hz. Ali onlara: "Bana birinci konuda isyan ettiniz, bu konuda da isyan etmeyiniz. Ebu Musa'nın bu işin ehli olduğuna inanmıyorum." demiş, ancak Eş'as, Zeyd bin Husayn, Mis'ar bin Fedeki: "Hayır, biz Ebu Musa'nın dışında hiç kimseyi kabul etmeyiz; çünkü O her zaman içine düştüğümüz hatalardan bizi engellemeye ve günahlardan korumaya çalışmıştır." diye söyleyince Hz. Ali onlara cevaben şöyle demişti: "Bence o güvenilecek bir adam değildir, çünkü o benden bir ara ayrılıp insanları bana karşı kışkırtmıştı ve ben O'na aylar sonra eman verdiğimde tekrar gelmişti. İşte burada Abdullah bin Abbas vardır ve bu konuda daha iyidir, daha hayırlıdır." Onlar ise itiraz ederek şöyle demişlerdi: "Vallahi sen de olsan, İbn Abbas da olsa bizi asla ilgilendirmez. Senin veyahut Muaviye'nin yakını olabilecek kimseyi de kabul etmeyiz. Her şeyden evvel senin ve Muaviye'nin dışında bir kimse bu işi halletmelidir." Bunun üzerine Hz. Ali: "O halde el-Eşter'i tayin ediyorum." demiş, onlar ise: "el-Eşter'den başka dünyada daha iyi bir kimse yok mudur?" diye karşı çıkmışlardı. Hz. Ali: "Siz Ebu Musa'nın dışında kesinlikle kimseyi kabul etmez misiniz?" diye sormuş, "Evet, Ebu Musa'nın dışında kimseyi kabul etmeyiz." demeleri üzerine de: "O halde istediğinizi yapınız." demişti.

 

Ebu Musa Urz denilen yerde bir kenara çekilmiş ve savaştan uzak durmuştu. Bir kölesiyle haber göndererek davet etmişlerdi. Kölesi O'na varmış:

 

"Müslümanlar barış akdettiler." demiş Ebu Musa da: "Elhamdülillah, elhamdülillah!" diye Allah'a şükretmişti. O'nu davet etmeye gelen kölesi: "Seni Müslümanlar hakem tayin etti." deyince Ebu Musa: "İnna lillah ve İnna ileyhi raciun." şeklinde karşılık vermiş, sonra kalkıp askerlerin yanına gitmişti. Bu arada el-Eşter Hz. Ali'nin yanına gelip O'na şöyle dedi: "Bana Amr bin el-As'ı bırak, vallahi O'nu gördüğüm yerde öldüreceğim." Sonra Ahnef bin Kays Hz. Ali'ye varıp: "Ey müminlerin emiri! Sen yeryüzünde birçok musibetle karşılaştın ve bu konuda birçok tecrüben oldu. Ancak ben Ebu Musa ile epey bir vakit geçirdim, hakkında bildiklerim vardır. Ben O'nun her yönünü iyi bilirim. O gerçekten ileri görüşü olmayan, kıt görüşlü ve aldatılmaya müsait bir kimsedir. O bu adamlara karşı koyamaz ve bu işin de ehli değildir. Bu adamlara karşı çıkacak kimse onların arasında aynen bir yıldız gibi parlayarak üstün gözükmeli. Eğer beni hakem tayin etmek istemiyorsan ikinci veya üçüncü şahıs olarak göster. Vallahi karşımdaki adamın düğümleyeceği her düğümü çözmeye çalışacağım ve onun senin aleyhinde çözmek isteyeceği her düğümü de mutlaka eskiden olduğundan çok daha sağlam bir şekilde düğümleyip onun yerine bir tane daha düğüm atacağım." demişti. Ancak oradakiler Ebu Musa'nın dışında hiç kimseyi kabul etmeyeceklerini bildirince el-Ahnef şöyle der: "Eğer sizler Ebu Musa'nın dışında hiç bir kimseyi kabul etmeyecekseniz bu olayın arkasından hemen erkeklerinizi defnetmeye hazırlanınız. "

 

Amr bin el-As Hz. Ali'nin yanına gelerek bu hakem olayını yazıya dökmek için oturmuş ve şunları yazmışlardı.

 

"Bismillahirrahmanirrahim. Bu müminlerin emirinin vardığı bir karardır." Ancak bu arada Amr bin el-As itiraz ederek: "O'nun adını ve babasının adını yazınız. O sizin emiriniz olabilir, fakat bizim emirimiz değildir." demiş, el-Ahnef söze karışarak Hz. Ali'yi şöyle uyarmıştı: "Müminlerin emiri sözünü silmeyesiniz. Korkarım ki eğer onu bizzat kendi elinle silecek olursan bir daha ona asla ulaşamazsın. İnsanlar bunun için birbirini doğrasalar dahi sakın bu sıfatı oradan silmeyesiniz." Hz. Ali bunun için bir müddet bekler ve günün bir kısmı bu yüzden beklemekle geçer. Eş'as bin Kays gelerek şöyle der: "Bu ismi sil gitsin. Zaten silinmiş bir durumdadır." Hz. Ali ise: "Allah-u Ekber! İşte bir sünnetle diğer bir sünnet. Vallahi ben Hudeybiye gününde Resülullah (S.A.V.)'ın katibi idim ve Hudeybiye anlaşması metninde "Allah'ın resülü Muhammed" diye yazdığında Müşrikler buna itiraz etmiş ve: "Sen Allah'ın resülü değilsin. Kendi ismini ve babanın ismini yaz." demişlerdi. Resülullah bunun üzerine bana ''Resülullah'' kelimesini silmemi emretti, fakat ben: "Hayır, bunu kendi elimle silemem." deyince de "Orasını sen göster, ben kendi elimle sileyim." dedi ve şöyle ilave etti: "Ve sen buna benzer bir şeye davet edileceksin, ona uy." Amr bin el-As şöyle der: "Sübhanallah! Bizler mümin olduğumuz halde kafirlere mi benzetiliyoruz." Hz. Ali de O'nun bu sözleri üzerine:

 

"Ey Nabiğa'nın oğlu. Senin müminlerle dost ve fasıklarla düşman olduğun bir zamanın var mıdır?" diye sorunca Amr bin el-As: "Vallahi, şu anımızdan sonra seninle ebediyen bir daha bir araya gelmeyeceğim." diye karşılık vermiş. Hz. Ali ise ona cevaben şöyle demişti: "Ben de Cenab-ı Allah'tan sen ve senin gibileri meclisimden ve yanımdan uzaklaştırıp meclisimi temizlemesini niyaz ederim." Sonra katipler şöyle yazmışlardı:

 

"Bu kararlar Ali bin Ebi Talib'le Muaviye bin Ebi Süfyan'ın kararlaştırdığı hususlardır. Ali yanındakilerle birlikte Küfelilerin temsilcisi, Muaviye de Şamlılar ve onlara tabi olanlarla birlikte Şamlıların temsilcisidir. Biz Allah'ın hükmü ve Allah'ın kitabına tabi olduk ve onun dışında başka hiçbir şeyin aramızı bulmayacağını ümit ederiz. Bizim aramızda Allah'ın kitabı ta başından sonuna kadar hükmedecek ve biz Allah'ın kitabında var olanları aynen var edecek ve yok olanları da yok edeceğiz. Bu iki hakem Allah'ın kitabında ne bulur ve ne söylerlerse biz de onlara uyacağız. Bu hakemler Ebu Musa Abdullah bin Kays ile Amr bin elAs olacaklar. Eğer Allah'ın kitabında bir çözüm yolu bulmazlarsa Resulünün sünneti bu yolu çözmek için en adil bir yoldur. Bu iki hakem Hz. Ali ile Muaviye'den ve onların askerlerinden söz ve eman alarak aile fertlerinin emanda olduklarına ve verecekleri hükme itiraz edecek kimseye karşı bütün ümmetin kendilerine yardımcı olacaklarına dair söz aldılar. Ebu Musa ile Amr bin el-As'ın Allah'ın kitabıyla hükmedeceğini ve bu ümmetin bir daha harbe düşmemesi için Allah'ın kitabıyla ve en mükemmel şekilde hükmedeceklerine dair söz vermişlerdir. Bu iki hakem bu ümmet arasında meydana gelmiş olan savaşı Ramazan sonuna kadar ertelemişlerdir ve onlar isterlerse bu müddeti biraz daha uzatabilirler. Onların vereceği hükümler de Küfe ehli ile Şam ehli arasında adaletli bir hüküm olacaktır. "

 

Hz. Ali taraftarlarından Eş'as bin Kays, Said bin Kays el-Hemdani Veka' bin Sümeyyi'l-Beceli, Abdullah bin Muhill el-İcli, Hucr bin Adiy el-Kindi. Abdullah bin Tufeyl el-Amiri, Ukbe bin Ziyad el-Hadrami, Yezid bin Huceyye et-Temimi ve Malik bin Ka'ab el-Hemdani bu hakem olayına şahit olarak katılmışlardı. Muaviye taraftarlarından şahit olarak katılanlar da şunlardı: Ebu'l-A'var es-Sülemi, Habib bin Mesleme, Ziml bin Amr el-Üzri, Humra bin Malik elHemdam, Abdurrahman bin Halid el-Mahzümi, Sübey' bin Yezid el-Ensari, Utbe bin Ebi Süfyan ve Yezid bin Hurr el-Absi.

 

el-Eşter'e katiplik yapması için söylenmişse de o asla buna yanaşmamış ve şöyle demişti: "Sağ elim ve sonra da sol elim bu sahifede yazı yazmağa imkan tanımasın, bana fırsat vermesin. Ben bu antlaşma metninde bir sulh ve vaatleşme konusunda bir şey yazmayacağım. Düşmanlarımın dalalette olduğuna dair Rabbimden elimde bir delil var mıdır, yok mudur? Ve ben bu konuda tam zafere ermek üzere değil miydim?" Bu sözler üzerine el-Eş'as O'na şöyle der: "Vallahi ben her hangi bir zafer görmüş değilim. Kalk, bu tarafa gel. Biz senin bu zaferini de istiyor değiliz. Evet, vallahi senin tek arzun dünya içindir ve ahirette senden kaçmak gerekir. Benim kılıcım birçok adamın kanını akıtmıştır, fakat o adamların içinde sen asla daha hayırlı olamazsın ve onlar içinde senin kanından daha haram bir kan da olamaz. "

 

Taberi şöyle nakleder: "Bu sözlerle Eş'as'ın yüzü renkten renge girdi."

 

el-Eş'as yazılan metin ve ahidnameyi Müslümanların huzurunda okumak üzere çıkıp gitmişti. Bu metni alır, gittiği yerlerde rastladığı kimselere okurdu. Bilal'ın kardeşi Urve bin Udeyye adındaki şahsın da aralarında bulunduğu Temimoğulları'ndan bir gruba okuyunca, bu kabileye mensup olan Urve: "Siz Allah'ın emrine ve verdiği hükümlere ortak mı koştunuz? Hayır, vallahi hüküm yalnızca Allah'ındır, O'ndan başkası hüküm veremez." demiş ve kılıcını beline kuşanarak el-Eş'as'ın atına vurup hafifçe sendeletmişti. Bunun üzerine elEş'as'ın adamları bağırıp çağırarak kızmışlar, O da çekip geri gitmişti. Buna karşılık, Urve'nin adamları ve akrabaları da el-Eş'as'a bir hayli kızmışlardı. elEş'as'a karşı takındıkları bu tavırdan dolayı Temimliler'e Yemen halkından da bir çok kimse katılmıştı. Ancak Ahnef bin Kays, Mis'ar bin Fedeki ve Temimlilerden bir grup gelerek özür dilemişler, O da özürlerini kabul edip onlara teşekkür etmişti.

 

İki taraf arasında yazılan bu ahitname 37. yılın Safer ayının 13. çarşamba günü (31 Temmuz 656) yazılmış ve Ramazan ayında bu iki hakemin Dümetü'l-Cendel veya Ezruh'da verecekleri hükme her iki tarafın uyacakları konusunda karar verilmişti. Hz. Ali'ye şöyle denildiği kaydedilir: "el-Eşter'in bu sahifede yazılanlara uymayacağını ve bu adamlara karşı savaşa devam etmekten başka bir şey yapmayacağını görüyoruz." Hz. Ali buna şöyle cevap vermişti: "Vallahi ben sizler razı olmadıkça her hangi bir şeye razı olmadım ve sevmedim. Ve razı olduğunuz bir şeyin dışında asla başka bir şeye yanaşmadığınızı görünce ben de size uydum. Bir şeye "Evet" dedikten sonra ondan vazgeçmek ve verilen bir karardan sonra ikide bir fikir değiştirmek hiç de doğru değildir. Ancak her hangi bir konuda Allah'a isyan edilirse ve Allah'ın kitabındaki hükümler çiğnenirse o zaman karardan dönmek mümkündür. Allah'ın emrini terk edenlerle savaşınız. Şu anda benim emrimin dışına çıktığını söylüyorsanız, O Allah'ın emrini terk edenlerden değildir. Ben bu adamdan korkuyor da değilim. Keşke sizin içinizde O'nun gibi iki kişi olabilseydi. Keşke sizin içinizde O'nun gibi tek bir adam olsaydı. Benim düşmanımda gördüğümü O rahatlıkla görüyor. Benim size karşı olan güvenim biraz sarsılmıştır ve Allah'tan ümit ederim ki sizler bazı konularda istikamette olasınız ve size olan muhabbetim de böylece artar. Ben sizi bazı hususlarda alıkoymağa çalıştım, fakat siz bana itaat etmediniz ve benim sözümü dinlemediniz. Vallahi siz öyle bir şey yaptınız ki bu kuvvetimizi giderdi, nimetleri yok etti ve arkasından bize bir sürü korku ve zilleti miras bıraktı. Savaşta üstün olduğunuz zaman düşmanlarınıza korku salmış ve onları bozguna uğrattığınız bir anda onlar almış oldukları büyük yaranın ızdırabını hissetmeye başlamışlardı. Bunun üzerine de Kur'an-ı Kerim'in sahifelerini mızraklarının uçlarına takarak sizleri Allah'ın hükmüne davet etmişlerdi. Ancak onlar sizi aIdatmak, bir an evvel savaşı durdurmak ve bundan sonra yapacakları hileler için fırsat kollamışlardır. Siz de onlara bu fırsatı vermiş oldunuz. Üzerinde durup ısrar ettiğiniz konuların dışına çıkmadınız ve ayak direyerek başka hiç bir şey kabul etmediniz. Evet, vallahi sizin bu yanılgıya düşmenizden sonra bir daha doğruyu bulmanız ve sağlam bir kapıya dayanmanız mümkün olmayacaktır. "

 

Hz. Ali ve Müslümanlar Sıffin mevkiinden geriye dönmeğe başlayınca hariciler ilk defa isyan etmiş ve muhalefetlerini ortaya koyarak hakem olayını reddetmişlerdi. Sonra o anda izledikleri yolu bırakarak gerisin geriye çöl tarafına doğru yürümeğe koyulmuşlar ve kendilerini herkese düşman hissetmeğe ve herkese kin ve buğz beslemeğe başla-mışlardı. Bu hakem olayının dedikoduları aralarında bir hayli yayılmıştı, önlerine çıkanlara küfredip onlarla çatışıp duruyorlardı. Bu hariciler diğerlerine şöyle diyordu: "Ey Allah'ın düşmanları! Siz Allah'ın emrine muhalefet ettiniz." Diğerleri de onlara: "Siz de bizi terk ettiniz, imamımıza aykırı hareket ettiniz ve cemaatimizi de dağıttınız."

 

Hz. Ali ve taraftarları el-Nuhayle denilen yere kadar varmış, hatta orayı geçip Kufe evlerini görebilecek bir yere ulaşmışlardı. Oraya yaklaştıkları bir sırada bir evin gölgesinde hasta olarak yatan bir adam görmüşler, Hz. Ali ona selam vermiş, adam da gayet güzel bir şekilde Hz. Ali'nin selamını karşılamıştı. Hz. Ali ona şöyle demişti: "Senin yüzünde bir tuhaflık görüyorum, acaba hasta mısın?" Adam: "Evet, hastayım." diye cevap verince Hz. Ali ona:

 

"Her halde sen hastalıktan nefret ettiğinden gelip seni buldu." demiş, adam:

"Hastalığın benden başkasında olmasını hoş karşılamıyorum." şeklinde karşılık vermişti. Hz. Ali ona: "Senin başına gelen bu hastalığın başkasının başına da geleceğini hesaba kattın mı?" diye sormuş, adam da "Evet." diye karşılık vermişti. Hz. Ali: "O halde Rabbinin sana rahmet edeceğini ve günahını affedeceğini sana müjdeleyebilirim. Kimsin sen ey Allah'ın kulu?" demiş, adam:

 

"Ben Salih bin Süleym'im." deyince: "Kimlerden oluyorsun?" diye sormuştu. Adam: "Benim aslım Selman et-Tai'den geliyor, ama yakınlık meselesine gelince Süleym bin Mansur'a yakınım." şeklinde karşılık verince Hz. Ali de şöyle demişti: "Sübhanallah! Senin ve babanın adı ne kadar da güzel. Bağlı olduğun ve geldiğin ailenin adı da ne kadar güzel. Sen bizim yapmış olduğumuz gazalara katıldın mı?" Adam: "Hayır! Ben onlara katılmak istedim, fakat gördüğün gibi işte bu hastalık beni bu gazadan alıkoymuştur." diye karşılık vermiş, Hz. Ali bunun üzerine: ''Zayıf kimselere ve hastalara zorluk yoktur'' (et-Tevbe suresi, 91) ayetini okumuş ve O'na şöyle sormuştur: "Söyle bakayım bana, bizimle Şamlılar arasında meydana gelen olaylar hakkında halk neler söylüyor?" Adam bu soruya şöyle karşılık vermişti: "Bazıları sevinmiş durumdalar, bunlar diğer insanları aldatan kimselerdir. Bazıları ise son derece üzüntülüdürler, bunlar ise sana yakın olan ve senin iyiliğini isteyen kimselerdir. " Bunun üzerine Hz. Ali şu sözleri söylemişti: "Doğru söyledin, Allah bu hastalığının etkisiyle yapmış olduğun inlemelerinden dolayı günahlarını affetsin. Her hastalıkta bir ec ir yoktur, fakat hastalıklarda da kulun mutlaka dua ettiği hususlarda Cenab-ı Allah onun günahlarını affeder. Ecir ise ancak insanın kendi diliyle söylediği ve eliyle ve ayağıyla yaptığındadır. Allah kendi kullarından samimi bir niyetle ve salih davranışlarla gelen bir kimseyi mutlaka cennetine koyar."

 

Hz. Ali bir müddet daha yürüdükten sonra Abdullah bin Vedia el-Ensari ile karşılaşmış, selamlaşmış ve O'nunla bir müddet yürüdükten sonra sormuştu: "Girişmiş olduğumuz hususlarda insanlar neler söylüyorlar?" O da şöyle cevap vermişti; "Bazıları bu yapılanı beğeniyor, bazıları ise şiddetle karşı çıkıyor." Hz. Ali: "Peki bu konuda görüş beyan edenler neler söylüyor?" diye sorunca da şöyle demişti: "Hz. Ali'nin büyük bir taraftar kitlesi vardı, onu tutup dağıttı. O'nun sapa-sağlam bir kalesi vardı, onu yıkıverdi. Ne zaman bu yıktıklarını inşa edecek ve bu dağıttıklarını toplayıverecek? Eğer O kendisine itaat edenlerle birlikte isyan edenlere karşı savaşsaydı ve zafere erinceye veya ölünceye kadar böyle devam etseydi çok daha iyi olurdu." Hz. Ali bu sözlere şöyle karşılık vermişti: "Ben mi yıktım, yoksa onlar mı? Ben mi bölüp parçaladım, yoksa onlar mı? Onların: "Kendisine itaat edenlerle birlikte zafere erinceye veya ölünceye kadar çarpışıverseydi daha iyi olurdu." diye söylemelerine gelince, vallahi bu benim için gizli ve bilmediğim bir husus değildi. Ben de aynı şeyi düşünüyordum. Ben bu dünyada nefsime karşı son derece cömert davranacak olsaydım gerçekten bir nefis için ölümden daha güzel bir şeyolamaz. Ben öne doğru ve karşımızda duranlara karşı savaşmak istedim, fakat şu ikisi -Hasan ile Hüseyn'i kastederek- beni alıkoymaya çalıştılar. Geri dönmek istedim, yine şu iki adam -Abdullah bin Ca'fer ve Muhammed bin Alibeni geri dönmekten alıkoyup ileriye doğru atılmamı söylediler. Ben şunları düşündüm: Eğer şu iki adam öldürülecek olursa Resülullah (S.A.V.)'in dünyada ve bu ümmet arasında nesli kesilir gider. Bundan dolayı ileriye gidip savaşmayı istemedim ve bu ikisinin öldürülmesinden üzülerek ve merhamet duyarak geri döndüm. Fakat bu günden sonra vallahi eğer onlarla karşılaşacak olursam mutlaka onlar benden alacaklarını alacaklardır. İster bir çarpışma alanında, isterse her hangi bir yerde olsun, mutlaka onlara karşı çarpışacağım." Sonra oradan ayrılıp yürümeğe devam edince sağ tarafında yedi veya sekiz kabrin bulunduğunu görür. Hz. Ali onların ne olduklarını sorunca şöyle derler: "Ey müminlerin emiri! Burada yatan Habbab bin Eret'tir. O, sen Sıffin'e çıktıktan sonra vefat etmiş ve buraya, şehir dışına defnedilmesini vasiyet etmişti."

 

O güne kadar ölen kimseler ya kendi evlerinde veya evlerinin avlularında defnedilirlerdi. İlk defa Küfe'nin dışında defnedilen kimse Habbab olmuştu. Ondan sonra yanına birçok kimse daha defnedilmişti.

 

O'nun kabrinin başında duran Hz. Ali şöyle dedi: "Allah Habbab'a rahmet eylesin. O gayet iyi bir Müslüman olarak itaat etti, gönüllü olarak hicret etti ve mücahit olarak yaşayıp hastalıklarla ve eziyetlerle imtihan edildi. Allah hiç bir kimsenin güzel amelini zayi etmez." Sonra bu kabirlere yaklaşarak şöyle seslenmişti: "Esselamü aleyküm! Ey bu ürküntü ve korku verici diyarın insanları! Ey mümin erkeklerle mümin kadınlardan, Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlardan son derece ıssız kalan bu yerin sakinleri! Siz, bizlerden evveloraya varan seleflerimizsiniz, biz de sizin hemen arkanızdan oraya varacak kimseleriz. Allah'ım! Bize ve onlara mağfiret eyle. Bizi ve onları affeyle. Ne mutlu o Allah'ın hesap gününü hatırlayarak güzel amel işleyenlere! Ne mutlu aza kanaat edenlere ve ne mutlu Allah'ın kendilerinden razı olduğu kimselere."

 

Sonra Hz. Ali yoluna devam eder. Sikketü's Sevreyn denilen yere vardığında ağlama sesleri işitir. Bunların ne olduğunu sorunca: "Sıffin'de öldürülenler için yapılan ağlamalardır." diye cevap verilir. Bunun üzerine: "Ben Sıffin'de sabrederek ve sevabını Allah'tan umarak öldürülenlerin şehit olduklarına şahadet ederim." der. Sonra Hz. Ali, el-Faişiyyeyn'e varıp aynı sesi işitir. Arkasından eş-Şibamiyeyn denilen yere vardığında çok daha şiddetli bağrışmalar ve sesler işitir. Orada durur, bekler ve Harb bin Şurahbil eş-Şibilmi adındaki şahıs Hz. Ali'nin yanına varınca Hz. Ali O'na şöyle der: "Hanımlarınız size galip mi gelecekler? Onların şu ağlayıp sızlamalarını, bağrışmalarını engellemiyor musunuz?" Harb bin Şurahbil ise şöyle karşılık verir:

 

"Eğer bir ev veya iki ev olsaydı onları susturabilirdik, fakat şu mahalleden yüz seksen ölü vardır bunların içinde ağlayıp sızlamaların olmadığı bir tek ev de mevcut değildir. Biz erkekler ise asla ağlamayız ve şahadete seviniriz." Hz. Ali bunun üzerine: "Allah sizin şehitlerinize ve ölülerinize rahmet eylesin" der ve oradan ayrılır. Giderken kendisi bineğine binmişti, Harb bin Şurahbil ise yaya olarak yanında yürüyordu. Hz. Ali bineğini durdurarak O'na: "Geriye dön! Seninle birlikte benim bu şekilde yürümeğe devam etmem buranın ahalisi için kötü bir örnek ve müminler için de zillettir!" demişti. Sonra enNa'itiyyeyn denilen yere vardı. buranın halkı Hz. Osman'a meyli olan kişiler idiler. Onlardan bazılarının şöyle dediklerini işitti: "Vallahi Ali hiç bir şey yapmadan gitti, sonra aynı şekilde, evine eli boş olarak geri döndü." O'nu gördüklerinde birden susuvermişlerdi. Hz. Ali de o anda etrafındakilere: "Bunlar öyle kişilerdir ki Şam'ı görmüş değillerdir." demiş ve arkasından da şunları ilave etmişti: "Biraz önce kendilerinden ayrıldığımız kimseler bunlardan daha iyi kimselerdir." Sonra yoluna devam ederek sürekli Allah'ı zikretmiş ve Kufe'deki vali kasrına girinceye kadar böyle zikirle yoluna devam etmişti. Hz. Ali Küfe'ye vardığında Hariciler onunla birlikte şehre girmemişler ve Harura denilen yerde konaklamışlardı.

 

Anlatıldığına göre, Uveys el-Karani Sıffin Savaşı'nda öldÜrülmüştü.

 

Başka bir rivayette O'nun Dımaşk'ta öldüğü de kaydedildiği gibi Armenia'da veya Sicistan'da vefat ettiğine dair rivayetler de vardır. Yine Sıffin'de Hz. Ali'nin taraftarlarından olup aynı zamanda sahabi olan Cündeb bin Züheyr elEzdi öldürülmüştü. Ayrıca Sıffin'de Muaviye saflarında çarpışarak öldürülenler arasında Yezid bin Adiyy bin Hatem'in dayısı Habis bin Sa'ad et-Tai vardı. O'nun yeğeni Yezid Habis'in katilini aniden öldürünce Adiyy O'nu maktulün akrabalarına teslim etmek istemiş, ancak Yezid Muaviye'nin yanına kaçmıştı.

 

Sıffin Savaşı'nda Hz. Ali ile birlikte olanlardan biri de Huzeyme bin Sabit Zü eş-Şehadeteyn idi. Huzeyme savaşa bizzat katılmamıştı, ancak Ammar bin Yasir şehit edildiğinde kılıcını hemen çekmiş ve öldürülünceye kadar savaşıp durmuştu.

 

Huzeyme şöyle anlatır: "Ben Resulullah (S.A.V.)'ın şunları söylediğini işittim: "İsyancı bir kitle Ammar'ı öldürecektir."

 

Yine Hz. Ali'nin yanında yer alıp Bedir ashabından olan Süheyl bin Amr bin Ömer el-Ensari Sıffin'de öldürülenlerden biri idi. Hz. Ali'nin yanında yer almış olup da şehit edilenlerden birisi de muhacirlerden ve sahabilerden Halid bin Velid idi

 

BİR SONRAKİ SAYFA İLE DEVAM ETMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ İSME TIKLA

 

CA'DE BİN HUBEYRE'NİN HORASAN'A VALİ OLARAK TAYİN EDİLMESİ

 

BU OLAYIN DEVAMI:

 

HAKEMLERİN BİR ARAYA GELMESİ (HAKEM OLAYI)

 

HAKEMLERİN TAYİNİNDEN SONRA HARİCİLERİN TUTUMU VE EN-NEHR SAVAŞI