İBNܒL-ESİR el-Kamil fi’t-Tarih

1. CİLT

 

 

MÜLÜKÜ'T-TAVAİF DÖNEMİNDE MEYDANA GELEN HADİSELER

 

HABİBU'N-NECCAR

 

Bu dönemde meydana gelen hadiselerden birisi Allah tarafından Antakya şehrine gönderilen üç elçi hadisesidir. Bu elçiler İsa (A.S.)'nın havarilerindendi ve ilk önce bunlardan ikisi gönderilmişti. Antakya'ya gönderilen bu iki elçi havarinin isimleri hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bu iki elçi Antakya'ya geldiklerinde şehrin yakınında koyun otlatan Habibu'n-Neccar adındaki yaşlı bir zatla karşılaştılar ve ona selam verdiler. Habibu'n-Neccar onlara: "Siz kimsiniz?" diye sordu, onlar: "Biz İsa (A.S.)'nın elçileriyiz, sizi Allah'a ibadete davet etmek üzere buraya geldik." diye cevap verdiler. Bunun üzerine Habibu'n-Neccar: "Pek ala, İsa'nın elçileri olduğunuza dair bir mucize ve deliliniz var rm?" diye sordu. Onlar: "Evet vardır; biz Allah'ın izniyle hastaları şifaya kavuşturur, anadan doğma körlüğü ve abraşlık (ala tenlilik) hastalığını iyileştiriniz." diye cevap verdiler. Bunun üzerine Habibu'n-Neccar onlara: "Benim yıllardır hasta olan bir oğlum var." dedi ve onları alıp evine getirdi. Onlar, hasta çocuğa ellerini sürer sürmez çocuk iyileşip ayağa kalktı ve bu haber kısa zamanda şehrin her tarafına yayıldı. Allah (C.C.) bu iki havari vasıtasıyla pek çok hastaya şifa vermişti. Antakya halkının Antikus (Antiochus) adında putlara tapan bir hükümdarları vardı. Bu iki havarinin haberini alan hükümdar onları yanına çağırıp: "Siz kimsiniz'!" diye sordu, onlar da: "Biz İsa'nın elçileriyiz, seni ve halkını Allah'a kulluğa davet etmek için geldik." diye cevap verdiler. Bunun üzerine hükümdar onlara: "Söylediklerinizin doğruluğunu ispat eden bir delil ve mucizeniz varmı?" diye sordu. Onlar: "Evet vardır; biz, Allah'ın izniyle anadan doğma körü ve abraşlıyı iyileştirir, hastaları şifaya kavuştururuz." dediler. Bundan sonra hükümdar onlara: "Şimdilik kalkın gidin, sizin hakkınızda gerekeni düşünürüz." dedi. Hükümdarın huzurundan çıkarken halk onları taşa tutmuştu.

 

Diğer bir rivayette bu husus şöyle anlatılır: "Antakya'ya gelen bu iki havari bir müddet şehirde kalmışlar ve hükümdarla görüşmemişlerdi. Bir gün hükümdar dışarı çıktığında onların tekbir getirip Allah'ı zikrettiklerini işitti. Bu hareketlerine öfkelenen hükümdar onları hapse attırdı ve her birine yüzer sopa vurdurdu. Bu iki havari yalanlanıp dövülünce, Hz. İsa onlara yardımcı olması için havarilerin reisi Şem'un'u gönderdi. Kendini belli etmeden şehre giren Şem'un, hükümdarın yakınlarıyla dostluk kurdu. Çok geçmeden hükümdarın yakınları onun huzurunda Şem'un'dan söz etmeğe başladılar. Bunun üzerine hükümdar onu yanına getirtti ve sohbetinden çok memnun kaldı, ona yakınlık duyup ikramda bulundu. Bir gün Şem'un hükümdara: ''Ey hükümdar! Sizi kendi dinlerine davet eden iki kişiyi hapsettirip dayak attırdığınızı işittim. Bu kişilerle hiç konuşup söylediklerini duydunuz mu?'' dedi. Hükümdar: ''Aşırı derecede öfkelenmem buna mani oldu.'' diye cevap verdi. Bunun üzerine Şem'un: ''Eğer hükümdar uygun görürse, onları hapisten çıkarıp getirelim ve onların sözlerini bir dinleyelim.'' dedi. Nihayet hükümdar onları çağırıp getirtti ve Şem'un onlara: ''Sizi buraya kim gönderdi?'' diye sordu. Onlar: ''Her şeyi yaratan ve ortağı olmayan Allah (C.C.) gönderdi.'' diye cevap verdiler. Bunun üzerine Şem'un: ''Gayet kısa olarak Allah'ı bize tanıtın.'' dedi, onlar da: ''Allah dilediğini yapar, dilediğine hükmeder.'' diyerek Allah'ı tanıttılar. Bu defa Şem'un: ''Peki, mucize ve deliliniz nedir?'' diye sordu. Onlar: ''Neyi arzu edip istiyorsanız, onu delil ve mucize olarak gösteririz.'' diye cevap verdiler."

 

"Bunun üzerine hükümdarın emriyle gözleri görmeyen ve göz çukurları kapalı olan bir genç getirildi. Bu iki havari sürekli surette Allah'a yalvardılar ve neticede gencin göz çukurları yarıldı. Bunun üzerine havariler fındık büyüklüğünde iki çamur parçası alıp onun göz bebeği kısmına yerleştirdiler; bu çamur parçaları hemen göz bebeğine dönüştü ve genç görmeğe başladı. Bu durum karşısında hayrete düşen hükümdar onlara: ''Eğer kendisine ibadet edip taptığınız Allah ölüyü diriltirse, biz o zaman O'na iman eder, sizi tasdik ederiz.'' dedi. Havariler de hükümdara: ''Bizim ilahımızın her şeye gücü yeter.'' diye cevap verdiler. Bunun üzerine hükümdar: ''Bakın, burada yedi gün önce ölmüş, fakat babası burada olmadığı için henüz defnedilmemiş olan bir ölü var.'' dedi. Kokuşmağa başlamış olan bu ölü onların önüne getirildi. Bu iki havari açıktan, Şem'un da içinden dua etti. Duayı müteakip ölü canlanıp ayağa kalktı ve kavmine: ''Ben müşrik olarak öldüm ve cehennem vadilerine atıldım. İçerisinde bulunduğunuz durumdan sizi uyarıp sakındırıyorum.'' dedi, sonra sözlerine devam ederek: ''Göklerin kapısı açıldı ve ben güzel yüzlü bir gencin şu üç kişiye şefaat ettiğini gördüm.'' dedi. Bunun üzerine hükümdar: ''Kim bu üç kişi?'' diye sordu. Dirilen adam Şem'un'u göstererek: ''Birisi bu, (diğer iki havariyi gösterip) ikisi de şu kişiler.'' dedi. Bu durum karşısında hükümdar şaşırıp kaldı ve Şem'un bu esnada hükümdarı kendi dinine davet etti. Hükümdar ve kavminden bir kısmı Şem'un'un davetini kabul edip iman etti, diğer bir kısmı ise küfre saplanıp kaldı ve iman etmedi. "

 

Diğer bir rivayete göre ise, hükümdar da iman etmemiş ve kavmiyle birlikte bu üç havariyi öldürmeyi kararlaştırmışlardı. Bu sırada şehrin giriş kapısında bulunan, Habibu'n-Neccar, onların bu havari elçileri öldürme kararı aldıklarım duyar duymaz koşarak onların yanına geldi ve öğütler verip onları Allah'a itaate ve bu elçilerin davetine icabet etmeğe çağırdı. Bu husus, Kur'an-ı Kerim'deki: ''Biz onlara iki elçi gönderdik, fakat onları yalanladılar. Biz de (elçileri) üçüncü bir (elçi) ile destekledik.'' (Yasin suresi, ayet 14) mealindeki ayet ile devamındaki ayetlerde açıklanmaktadır. Bu ayette bahsi geçen üçüncü elçi ise Şem'ün'dur. Yine bu ayette, elçileri gönderenin Hz. İsa olmasına rağmen, Allah (C.C.)'ın ''Biz gönderdik.'' diyerek gönderme işini kendisine nispet etmesi, Hz. İsa'nın onları Allah'ın izniyle göndermiş olmasından ileri gelmektedir .

 

Antakya ahalisi bu havarileri yalanlayınca, Allah da onlardan yağmuru kesti. Bunun üzerine Antakya halkı bu elçi havarilere: ''Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu sözünüzden vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlarız (veya öldürürüz) ve bizden size acı bir azap dokunur.'' (Yasin suresi, ayet 18) dediler.

 

Habibu'n-Neccar, mü'min bir kişiydi, fakat imanını gizli tutuyordu. Günlük kazancının yarısını ailesine ayırır, diğer yarısını ise tasadduk ederdi. Bu esnada kavminin yanına gelip onlara: '' .. Ey kavmim, elçilere uyun!'' (Yasin suresi, ayet 20) dedi. Kavmi ise ona: ''Yoksa sen bizim ilahımıza karşı çıkıyor, onların ilahına mı inanıyorsun?'' dedi. Bunun üzerine O: ''Ben niçin beni yaratana ibadet etmeyeyim? Oysa siz hep O'na döndürüleceksiniz.'' (Yasin suresi, ayet 22) dedi. Habibu'n-Neccar bu sözünü söyler söylemez onu öldürdüler. Onlar onu öldüredursun, Allah ona cennetini lütfedip verdi ve: ''Ona: "Cennete gir" denilince: "Rabb'imin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını kavmim ah bir bilseydi!" '' dedi. (Yasin suresi, ayet 26, 27). Bundan sonra Allah (C.C.) onların üzerine bir sayha (korkunç ses) gönderdi ve bu sayha ile onlar helak oldular.

 

BİR SONRAKİ SAYFA İLE DEVAM ETMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ İSME TIKLA

 

ŞEMSÜN (SAMSON)

 

 

 

BU KONUDA YASİN SURESİ TEFSİRİ

 

Karye / Kasaba’ya gelen ALLAH’ın elçileri ve halkın onlara davranışı... (Yasin 13-19)

 

Devam şehrin ucundan gelip şahidlik eden adam (Habu Neccar) söyledikleri ve ...(Yasin 20-29)