|
ZADU’L-MEAD |
ALTINCI KİTAP PEYGAMBER'İN (S.A.) VERDİĞİ HÜKÜMLER, EVLİLİK, ALIM-SATIM |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
C) HZ. PEYGAMBER'İN
(S.A.) İNSANLARIN ORTAK KULLANDIKLARI SUYUN SATIŞINI YASAKLAMASI KONUSUNDAKİ
HÜKÜMLERİ
1- Genel Olarak
2- Yağmur ve Kuyu
Sulan
3- İhtiyaç Fazlası
Sular
4- Kuyu ve Kaynakların
Satışı
5- Nehirler ve Dereler
1- Genel Olarak:
Müslim'in Sahihinde
Cabir'den (r.a.) şu hadis nakledilmiştir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) suyun fazlasını satmayı yasaklamıştır."
Yine aynı kaynakta ve
aynı sahabiden şu rivayet gelmektedir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) erkek hayvanın çiftleşmisini satmayı, suyu ve ziraat yapmak için
araziyi satmayı yasakladı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) işte
bunları yasakladı.
Buhari ve Müslim'in
Sahih'lerinde Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet ettikleri hadis de şöyle: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Sonuç otun
menedilmesine varacağı için suyun fazlası yasaklanmaz." Aynı hadis şu
lafızla da rivayet edilmiştir: "Suyun fazlasını başkasından esirgemeyin,
zira sonunda otu menetmiş olacaksınız." Buhari'nin bazı yollardan yaptığı
rivayet ise şu şekilde: "Suyun fazlasını başkasından esirgemeyin, zira
sonunda otun fazlasını menetmiş olacaksınız."
Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde
Amr b. Şuayb - babası - dedesi yoluyla Hz. Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şu hadis rivayet edilmektedir: "Kim suyunun ve otunun fazlasını
başkasından menederse, kıyamet gününde Allah da ondan fazlını (ihsanını)
meneder."
İbn Mace de Sünen'inde
Ebu Hureyre'den (r.a.) Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
dediğini rivayet etmektedir: "Üç şey başkasından esirgenmez: Su, ot ve
ateş."
Yine aynı kaynakta İbn
Abbas (r.a.) yoluyla gelen bir rivayette Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle söylediği kaydedilmektedir: "Müslümanlar üç şeyde
ortakdırlar: Su, ateş ve ot. Bunların parası da haramdır."
Buhari'nin Sahihinde Ebu
Hureyre'den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuştur: "Üç şahıs vardır ki, Allah kıyamet gününde onlara
bakmaz, onları temize çıkarmaz ve onlar için çok elim bir azap vardır.
(Birincisi) yol üstünde ihtiyacından fazla suyu olan ve bunu başkalarından men
eden kimse, (ikincisi) devlet başkanına yalnız dünya metaı için biat etmiş olup
devlet başkanı ona dünyalık verirse hoşlanan, vermezse öfkelenen kimse,
(üçüncüsü) satılık malını ikindiden sonra (pazara) çıkaran ve: Kendisinden
başka ilah olmayan Allah'a yemin ederim ki, ben bu mala şunu şunu verdim, diyen
ve (bu yemininden dolayı) müşterinin kendisini tasdik ettiği kimsedir: Daha
sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hakikat Allah'a olan
ahidlerine ve yeminlerine bedel, az bir bahayı satın alanlar..."[Al-i
İmran, 77] ayetini okudu.
Ebu Davud'ın Sünen'inde
Büheyse'nin şöyle söylediği rivayet edilmektedir: "Babam Peygamber'den
izin istedi. (Kendisine izin verilince) ona yaklaşmaya başladı. Sonra dedi ki:
"Ey Allah'ın Peygamberi! Menedilmesi helal olmayan şey nedir?" Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Su." dedi. (Babam tekrar):
"Ey Allah'ın Peygamberi! Menedilmesi helal olmayan şey nedir?" diye
sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Tuz." dedi.
(Babam üçüncü defa): "Ey Allah'ın Peygamberi! Menedilmesi helal olmayan
şey nedir?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de
buyurdu ki: "Hayır yapman senin için hayırlıdır. "
Allah suyu insanlar ve
hayvanlar arasında müşterek olarak yaratmış, onların hepsinin içeceği
kılmıştır. Suyun başında bulunsa da, orada ikamet etse de, hiç kimse diğerinden
daha özel olamaz. Ebu Ubeydln zikrettiğine göre Hz. Ömer (r.a.) şöyle
buyurmuştur: "Yoldan geçen, su başında ikamet edenden daha çok hak
sahibidir."
Ebu Hureyre de:
"Yolcu ilk içendir." demektedir.
Ancak suyu kırbasına
veya herhangi bir kabına dolduran kimse hadiste zikredilmemiştir. Bu durumda su
da mülk edinilen, sonra satılmak istenen odun, ot ve tuz gibi mubah mallar
gibidir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurmuştur ki:
"Sizden birinizin ipini alması, sırtında odun getirip satması, böylece
Allah'ın, onun izzet-i nefsini koruması, verseler de vermeseler de insanlardan
dilenmesinden daha hayırlıdır. Bu hadisi Buhari rivayet etmiştir.
Hem Buhari'nin hem de
Müslim'in Sahihlerinde Hz. Ali'den (r.a.) şu hadis rivayet edilmiştir:
"Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraber bana, Bedir
savaşı ganimetlerinden yaşlı bir deve düştü. Daha sonra Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana yaşlı bir deve daha verdi. Bir gün
üzerlerine satmak maksadıyla izhir (Mekke aynğı) yüklemek için her ikisini de
Ensar'dan bir adamın kapısı önünde çökerttim..." Sonra hadisi söyledi. Bu,
mubah olan alınıp sahiplenildikten sonra satılan ot ve odun hakkındadır. Aynı
şekilde balık ve diğer mubah şeyler de böyledir. Yasaklama getirilen hususlar
bunlar değildir. Aynı zamanda herkesin müşterek olarak kullandığı büyük
nehirlerin suyu da yasaklanan şeylerden değildir. Çünkü onların başkalarından
men edilmesi mümkün değildir. Yasaklanan şeyler şunlardır:
2- Yağmur ve Kuyu Sulan:
Bunlardan biri, mübah
bir yerde toplanan yağmur sulandır. Bu sular herkesin hakkı olup, hiç kimse,
biri diğerinden daha çok hak sahibi değildir. Ancak ileride inşaallah
anlatılacağı gibi, bulunduğu yerin suya yakın olması halinde bir istisna
vardır. Bunun dışında bu çeşit suyun satılması ve başkalarından yasaklanması
helal değildir. Yasaklamaya kalkışan, Allah'a asi olup, O'nun azabına
çarptırılır ve rahmetinden mahrum kalır. Çünkü o başkalarını kendine ait
olmayan bir nimetten mahrum bırakmıştır.
Soru: Bir kimse
kendisine ait olan bir arazide kuyu açar veya çukur kazar ve suyu orada
toplarsa o suya sahip olabilir mi?
Cevap: Onun bu suya
başkalarından çok hak kazandığında şüphe yoktur. Bir kimsenin kendi arazisinde
su çıktığı, ot ve maden bulunduğu zaman, onun ve hayvanlarının içeceği
miktardan fazla da olsa, başkalarına vermek mecburiyetinde değildir. İmam
Ahmed'in fetvası bu şekildedir. Bu durum Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) tehdit ettiği konuya girmez. Çünkü o suyun fazlasını yasaklayan kimseyi
tehdit etmiştir. Sözkonusu durumda fazlalık yoktur.
3- İhtiyaç Fazlası
Sular:
Kendi ihtiyacından,
hayvanlarının ve ziraatinin ihtiyaç duyduğu miktardan artar, kendisi gibi bir insan
veya onun hayvanları ihtiyaç içinde olurlarsa, suyu karşılıksız olarak verir.
Her bir kimse suya gelip hem kendisi içer, hem de hayvanlarını sulayabilir. Ne
sahibi buna engel olabilir ne de di|er insanların ücret ödemesi gerekir. Peki
kuyudan su çekmek için gerekli olan ip, kova ve makara gibi aletleri de
meccanen vermeli mi, yoksa karşılığında ücret alabilir mi? İmam Ahmed'in
arkadaşlarının ihtiyaç halinde bir eşyanın ödünç verilmesinin vacip olması
konusunda iki ayrı görüşleri vardır. Bunlar içerisinde delil yönünden en açık
olanı vacip olmasıdır.
imam Ahmed bu hükmün
ancak açık alanlar için geçerli olduğunu, bina gibi kapalı yerlerde su varsa,
oraya sahibinin izni olmaksızın girilemeyeceğini söylemiştir. Suyun fazlasının
başkasına ziraat için de verilmesinin gerekip gerekmediği konusunda da iki
görüş vardır. Her iki görüş de İmam Ahmed'den rivayet edilmektedir.
Birincisi: Gerekmez. Bu
aynı zamanda İmam Şafii'nin görüşüdür. Çünkü zirai mahsulün kendisinde bir
hürmet (yani helak olmaya terkedümesinin haram olma durumu) yoktur. Bu yüzden
de, hayvanların aksine, sahibinin zirai mahsulü sulaması vacip değildir.
İkincisi: Gerekir. Bu
görüş sahipleri daha önce geçen hadislerle, onların umumuyla ve Abdullah b.
Ömer'den gelen şu rivayetle delil getirmişlerdir: el-Vehat'taki arazisinin
işlerini yürüten kahyası kendisine bir mektup yazarak arazisini suladığını ve
suyun arttığını, bunun da otuzbin dirheme istendiğini bildirdi. Bunun üzerine
kahyasına cevap yazan Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle dedi: "Kendi sıran geldiğinde
arazini sulayınca suyu senden sonra gelene ver. Bunu yaparken en yakından
başla. Ben Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) suyun fazlasının
satılmasını yasakladığını işittim.
Bu görüşün sahipleri
derler ki: Ziraat mahsullerini sulamamak onları helak etmek demektir. Bu ise
hayvanları helak etmek gibi haramdır. "Gerekmez" diyenlerin
"Kendisinde bir hürmet yoktur." sözlerinin cevabı ise:
"Sahibinin hürmeti vardır." şeklindedir. Malının helakine sebep olmak
caiz değildir. Sonra sizin "hürmetinin olmadığı" yolundaki iddianızı
kim kabul eder? Ebu Muhammed el-Makdisi der ki: Hürmetinin olmadığını
söylemenin men edilmesi ihtimal dahilindedir. Çünkü malı zayi etmek
yasaklanmıştır. Telef edilmesi haram kılınmıştır. Bu ise, hürmeti olduğunu gösterir.
Soru: Arazisinde veya
evinin içinde bulunan bahçesinde bir kuyu ya da kaynak suyu olsa bu su, o
araziye veya bahçeye tabi olarak onun malı sayılır mı?
Cevap: Kuyunun kendisi
ve kaynak suyunun bulunduğu yer onun malıdır. Suya gelince, o konuda İki görüş
vardır ki, bu görüşler İmam Ahmed'den ve imam Şafii'nin arkadaşlarından da
nakledilmiştir:
Birincisi: Onun malı
sayılmaz. Çünkü o su toprağın altından akıp onun toprağına çıkıyor. Bu haliyle
aynen, onun toprağına, akan ırmak gibidir.
İkincisi: Onun malıdır.
"Biri arazi sahibi,
diğeri de su sahibi iki kişi ziraat işinde ortaklık yapsalar çıkan mahsul ikisi
arasında paylaştırılır mı? sorusuna İmam Ahmed: "Paylaşmalarında bir
mahzur yoktur." diye cevap vermiş, Ebubekir de bu görüşü tercih etmiştir.
Sahipli arazilerde
bulunan katran, petrol (metindeki "naft" kelimesi, kitabın
müellifinin yaşadığı asn gözönüne alarak düşünmeli), mumya ve tuz gibi sıvı
madenler de su hükmündedir. Aynı şekilde bir kimsenin arazisinde biten otlar
için de, su için zikredilen iki görüş geçerlidir. Hanbeli mezhebinde kabul
edilen görüşe göre bu su kimsenin malı olmaz. Yukarıda sayılan madenler de
öyle. İmam Ahmed der ki: Suyun satışını kesinlikle hoş bulmuyorum. el-Esrem der
ki: Ebu Abdullah'a şöyle bir soru sorulduğunu duydum: "Bir kavmin
bulunduğu bölgede bir nehir vardı ve hisselerine göre anlaşma gereğince biri
bir gün, biri iki gün arazilerini suluyorlardı. Bir gün benim sıram geldiğinde
suya ihtiyacım olmazsa, onu para karşılığında kiraya vereyim mi?" Ebu
Abdullah dedi ki: "Bilmiyorum. Ancak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) suyun satılmasını yasaklamıştır." Ona: "Satmıyor, yalnızca
kiraya veriyor." denildiğinde şu cevabı verdi: "Konuyu hoş göstermek
için hile yapıyorlar. Bu dedikleri satıştan başka nedir?"
İnsanların suyun
kullanılmasında ortak olduklarını gösteren hadisler de satışının yasak olduğunu
gösteren açık bir delildir. İmam Ahmed'e sorulan mesele, Şam bölgesinde yaşayan
insanların sıkça karşılaştıkları meselelerden biridir. Arazilerin ve bahçelerin
nehir suyundan bir payı bulunuyor, sahipleri o payı alıyor ve üzerine evler
veya dükkanlar yapıp suyunu kiraya veriyorlardı. İmam Ahmed bu konuda önce
duraksadı. Sonra Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) suyun satışını
yasakladığını söyleyerek cevap verdi. "Bu bir kiralamadır." denince
de: "Bu hile yollu bir adlandırmadır, lafzı hoş gösterir, ancak
sözleşmenin esası satıştır. Şeriatın esasları bu bu suyun satışını
yasaklamıştır. Su sahibinin yalnızca, arazisini sulamakta öncelik hakkı vardır.
Suya ihtiyacı kalmayınca onu pazara çıkarması caiz değildir. Çünkü ondan sonra
gelen ihtiyaç sahibi o suya daha layıktır. Bu tıpkı bir madenin yanında
konaklayıp ordan ihtiyacı kadarını alan kimse gibidir ki, o adamın geri
kalanını satması caiz değildir."
Aynı şekilde herhangi
bir yere önceden gelip oturan kimse, orada oturduğu sürece, orada oturmaya
başkalarından daha çok hak sahibidir. Oraya ihtiyacı kalmayınca kiralamak
isterse caiz olmaz. Sahipsiz bir araziye başkalarından önce hayvanlarını
götüren kimse de, hayvanları orada bulunduğu sürece daha çok hak sahibidir.
Oradan ayrılacağı zaman, kalan otlan satmaya kalkışırsa, bu onun hakkı
değildir. Su da aynen böyledir. Toprağından ayrılınca onun o suda hiçbir hakkı
kalmaz ve aynen arazisinde yetişmeyen ve kendisine ait olmayan ot durumunda
sayılır.
Soru: Sizin verdiğiniz
örneklerle bu mesele arasında fark vardır. Zira su kendi arazisinden çıkmakta
ve o arazinin menfaatlerinden biri olmakta ve diğer menfaatleri gibi onun malı
sayılmaktadır. Verdiğiniz örneklerde zikri geçen hiçbir mal onun malı değildi.
O örneklerde ancak yararlanma (intifa*) ve öncelik hakkı sözkonusu idi.
Cevap: Bazılarının suyun
satışına cevaz vermelerine ve onu arazisine ait haklardan bir hak olarak kabul etmesine
sebep olan espri budur. Bu anlayıştan dolayı, arazisini içindeki su ile
birlikte pazarlayabileceği gibi, sadece suyunu da pazarlayabilir, denilmiştir.
Bu görüşe şu cevap verilir: Arazisinin hakkı, yararlanma konusundadır, yoksa
Allah'ın insanlar arasında ortak olarak ihsan etmiş bulunduğu suyun mülkiyeti
konusunda değildir. Aynı zamanda ona yararlanmada öncelik tanınmıştır. Şeriatın
esasları, hikmeti ve kamu yararım gözetmesi de bu görüşü gerektirmektedir. Buna
göre bir kimse izinsiz olarak arazisine girip suyundan alsa o suya sahip olur.
Çünkü o aslen mubah olan bir şeydir ve arazisinde bir kuş yuva yapmış, bir
ceylan oraya girmiş veya bir balık kenara vurmuş da o da girip onu almış gibi
sayılır.
Soru: Arazi sahibi
başkasının arazisine girmesine engel olabilir mi, başkasının oraya izinsiz
girmesi caiz inidir?
. Cevap: Bazı
arkadaşlarımız bir şey almak için izinsiz olarak girmenin caiz olmadığım
söylemişlerse de, bu görüşün ne Şarfin ne de imam Ahmed'in sözünde bir dayanağı
yoktur. Bilakis imam Ahmed sahipli bir arazide hayvan otlatmanın caiz olduğuna
fetva vermiştir. Başka bir maksatla girmek ise yasaktır. Doğru olan görüş, bir
kimsenin, alması mümkün olan şeyleri almak için girmesinin caiz olmasıdır.
Çünkü genellikle arazinin sahibini bulup izin istemek imkan dahilinde
olmayabilir. Bazen su içmeye, hayvan sulamaya veya otlatmaya ihtiyaç olduğu
halde sahibi bulunmayabilir. Mal sahibinin izni olmaksızın girmeyi
yasaklasaydık hayvanlar zarar görürdü.
Aynı zamanda böyle bir
izinin faydası da yoktur. Çünkü arazi sahibinin araziye girimeyi men etmeye
hakkı yoktur. Bilakis buna imkan vermesi vaciptir. Netice itibarıyla arazi
sahibinin giriş izni vermediği düşünülse bile, o dinen haram olan bir iş yapmış
olur ve girişi men etmeye kalkışması da helal olmaz. Bu durumda oraya girişin
izine bağlı olmasının herhangi bir faydası yoktur.
Şari'in kendisine
tanıdığı bir hakkı ancak oraya girmek suretiyle alabilecekse, o kimse bu konuda
şer'an izinli sayılır. Ancak arazi sahibinin ailesi ve harim-i ismetini korumak
gibi bir endişe ile başkasının izinsiz girmesini yasaklaması halinde, izinsiz
girilmesi caiz olmaz. Sahrada olan araziye veya içinde kuyu bulunan metruk bir
eve izinli yada izinsiz girilmesi mümkündür. Allah Teala: "İçinde
kendinize ait bir şeylerin bulunduğu oturulmayan bir eve girmenizde herhangi
bir sakınca yoktur."[Nur, 29] buyurmaktadır. Ayette günah olmadığı
bildirilen giriş, izinsiz giriştir. Çünkü daha önceki ayet başkalarının
evlerine izin istemeden sessiz sedasız ve ev halkına selam vermeden girilmesini
yasaklamıştı.[Nur, 27] Ayet-i kerimede geçen" el-isti'nas" kelimesi
izin isteme anlamındadır. Selef alimlerinin bazıları bu kelimeyi
"el-isti'zan" şeklinde okumuşlardır. Daha sonra insanların
kendilerine ait olan şeyleri almaları için meskun olmayan evlere izinsiz
girmelerinin günah olmadığı bildirilmiştir. Bu da gösteriyor ki başkasına ait
boş ev veya araziye, su ya da ot gibi şeylerden hakkı olanı almak için girmek
caizdir. Kur'an nassının zahiri budur.
İmam Ahmed'in fetvasının
muktezası da böyledir. Basan Allah'tandır.
4- Kuyu ve Kaynakların
Satışı:
Soru: Su kuyusunun veya
kaynağının satışı konusunda ne dersiniz, caiz midir?
Cevap: İmam Ahmed der
ki: Kuyunun veya kaynağın suyunun fazlasının, bulunduğu yerde satılması
yasaklanmıştır. Kuyunun ve kaynağın bizzat kendisinin satılması ise caizdir ve
satın alan oranın suyu üzerinde daha çok hak sahibidir. imam Ahmed'in bu sözünü
sünnet de doğrulamaktadır. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Kim Rume kuyusunu satın alır ve o sayede müslümanları rahatlatırsa
cennete hak kazanır." buyurmuştur. Hz. Osaman (r.a.) bu kuyuyu Hz.
Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) emriyle bir yahudiden satın alarak
suyunu sebil yapmıştı. Yahudi o suyu satmaktaydı. Hadiste, belirtildiğine göre
Hz. Osman kuyunun yarısını oniki bine almış ve sonra yahudiye şu teklifte
bulunmuştur: İster bir gün sen ve bir gün ben alayım. İstersen bir kova senin
için, bir kova da benim için koyalım. Yahudi de bir gün kendisi, bir gün de Hz.
Osman için olmasını kabul etti. Bunun üzerine Hz. Osman'a ait olan günde herkes
iki günlük ihtiyacını almaya başladı. Yahudi bu durum karşısında: "Kuyumun
düzenini bozdun, gerisini de satın al." dedi. Hz. Osman da diğer yarısını
sekiz bine aldı. Hadiste anlatılan bu olay kuyunun satılmasının ve alınmasının,
suyunun sebil edilmesinin, çekilmiş ve ihraz edilmiş suyunun satılmasının veya
sırayla taksim edilmesinin, kuyu sahibinin kuyunun suyu üzerinde daha çok hak
sahibi olduğunun ve mülk edinilmemiş ama hak edilmiş şeylerin taksim
edilmesinin caiz olduğunu göstermektedir.
Bu noktada şu soru
sorulabilir: Size göre su, mülkiyet altına alınamazsa ve herkesin ihtiyacı olan
miktan alma hakkı var ise, Hz. Osman kuyunun tamamını satın alıp sebil edinceye
kadar yahudi o suyu nasıl kontrolü altında tutabildi? Şayet: Kuyunun kendisini
satın alıp mülk edinmiş, suyu da kuyuya tabi olmuştu, derseniz, karşınıza bir
başka problem çıkar ki ö da şudur: Siz bir kimsenin, başkasına ait olan
araziye, su ve ot almak için girmesinin caiz olduğuna karar vermiştiniz. Yahudinin
kuyusuyla ilgili mesele ise şu iki husustan birine delalet etmektedir: Ya
yahudi kuyuya malik olarak suya da malik olmuştur, ya da başkasının arazisine,
alınması mubah olan şeyleri almak için bile olsa izinsiz girilmesi caiz
değildir.
Cevap: Her şeyden önce
soru çok kuvvetlidir. Son iki ihtimalden birini kabul eden kimse bu konuyu
delil olarak kullanabilir. Her ikisini reddeden ise şöyle cevap verir: Soruda
zikredilen olay İslam'ın ilk yıllarında Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Medine'ye yeni geldiği zaman ve birçok konudaki hükmün karar
bulmasından önce cereyan etmiştir. O sıralar yahudiler Medine'de güç ve otorite
sahibi idiler. İslam hükümleri onlara uygulanmıyordu. Hz. Peygamber (s. a.)
geldiği zaman onlarla banş yapmış ve ellerinde olan hiçbir şeye dokunmayıp
öylece bırakmıştır. Daha sonra şerl hükümler istikrar buldu, yahudilerin —Allah
onlara lanet etsin— gücü ve otoritesi kalmadı ve seri hükümler onlara da
uygulandı. Kuyu kıssasının siyakı bu olayın Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) Medine'ye yeni gelmiş bulunduğu günlerde olduğunu göstermektedir.
5- Nehirler ve Dereler:
Kimseye ait olmayan
topraklardan çıkan büyük nehirler ve benzeri akarsular ise, hiçbir şekilde
mülkiyet altına alınamazlar. Bir kimsenin arazisine girseler, bu giriş
sebebiyle onun malı sayılmazlar. Tıpkı oraya giren bir kuş gibidirler. O kuşu
herkes avlayabilir ve alabilir. Şayet arazisinde suyun toplanacağı bir yer
yapmışsa ve su orada toplandıktan sonra araziden dışan çıkıyorsa, bu aynen kuyu
suyunun fazlası gibi sayılır. Şayet araziden çıkmıyorsa, o zaman arazi sahibi o
suyu içmek veya hayvanına içirmek konusunda daha çok hak sahibi sayılır ki,
bunun da hükmü daha önceki anlatılanların hükmü gibidir.
el-Muğnide ibn Kudame şöyle
demektedir: Şayet havuzdaki su az ise ve oradan dışarı çıkmıyorsa en uygun olan
—ileride yağmur suları bahsinde zikredeceğimiz gibi— arazi sahibinin o suya
malik olmasıdır.
Daha sonra der ki:
Yağmur sularının toplanması için hazırlanmış yerlere gelince, bunun suyuna
malik olunması evladır. Ölçüsü malum olduğu takdirde satılması da caizdir.
Çünkü kimseye ait olmayan (mubah) yağmur suyu, onun için hazırlanan bir yerde
toplanmıştır. Bu durumda sahibinin izni olmadan o sudan alınması caiz değildir.
Hem delile, hem de
mezhebe uygun olmadığı iddiası ile bu görüşe itiraz edilmiştir. Mezhep konusuna
gelince: İmam Ahmed der ki: Kuyu ve kaynak sulannm fazlasının, bulundukları
kuyu ve kaynaklarda satışı yasaklanmıştır. Kuyu suyunun kuyudan ayrılmadığı
bilinmektedir. Bu durumda kuyu, suyun toplanması için yapılmış havuz gibidir,
aralarında herhangi bir fark yoktur. Suyun satışının men edildiğine dair İmam
Ahhmed'in vermiş olduğu fetva daha önce geçmişti. Delil ise, daha önce
zikrettiğimiz nasslar ve Buhari'nin rivayet ettiği hadiste Allah'ın azabıyla
tehdit edilen üç şahıstan biri olarak zikredilen şu ifadedir: "Fazla suyu
olan ve onu yolcudan esirgeyen kimse..." Bu ifadede suyun o kimseye ait
bir arazide bulunmasıyla, sahipsiz bir arazide bulunması arasında bir ayırım
yapılmamıştır. Hadisteki "İnsanlar üç şeyde ortaktırlar..." sözünde
de bu ortaklığın gerçekleşmesi için bulunduğu yerin de ortak olması şart
koşulmamıştır. "Yasaklanüması helal olmayan şey nedir?" sorusuna
cevap olarak "Su." denilen hadisde de, bu suyun sahipsiz bir yerde
olması şart koşulmamıştır. Evet işte akıl ve nakil bakımından bu meseledeki
delilin gereği budur.
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan:
D) HZ.
PEYGAMBER'İN (S.A.) ELDE BULUNMAYAN MALI SATMAKTAN MEN ETMESİ KONUSUNDAKİ HÜKMÜ