BEYHAKİ KÜLLİYATI |
İMAM ŞAFİİ’NİN MENKIBELERİ |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
Şafii'nin
Vefatından Sonra Öğrencilerinden
Onun
Yerine Oturanlar ve İlmini Neşredenler
Ebu Yakub Yusuf b. Yahya
el-Buvayti
Rabi'nin haber verdiğine
göre Şafii, Humeydi'yi halkaya yönlendirip şöyle dedi: "Halka Ebu Yakub
el-Buvayti'ye aittir. İsteyen otursun isteyen gitsin."
Rabi'nin arkadaşı Ebu
Bekr'in Rabi'den naklettiğine göre Şafii, sonunda vefat ettiği hastalığına
yakalandığında, Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem gelip, Şafii'nin ilim
halkası konusunda Buvayti ile tartışmaya başladı.
Buvayti ona: "Onun
yerine oturmak senden çok benim hakkımdır" dedi. İbn Abdilhakem de ona;
"Onun yerine oturmak senden çok benim hakkımdır" dedi.
Humeydi o sırada
Mısır'daydı, oradan gelince şöyle dedi: "Şafii dedi ki: Benim yerime
oturmaya, yusufb. Yahya'dan daha layık kimse yoktur. Öğrencilerimden hiç kimse
ondan daha alim değildir."
İbn Abdilhakem de ona;
"Yalan söyledin" deyince, Humeydi ona şöyle dedi: "Hayır asıl
sen yalan söyledin, baban da yalan söyledi, annen de."
Bunun üzerine İbn
Abdilhakem kızdı ve Şafii'nin yerini terk etti. İleri geçip üçüncü köşede
oturdu. Şafii'nin oturduğu yerle arasında bir köşe bıraktı. Şafii'nin yerine
oturduğu köşeye Buvayti oturdu.
Ebu Bekr Muhammed b.
İshak der ki: Bu köşe bizim zamanımız da Rabi'nin oturduğu yerdir. Ancak Şafii
kıbleye doğru otururdu. Rabi ise sırtını kıbleye dönerek otururdu. Şafii'nin
oturduğu yere oturmazdı.
Zekeriyya b. Yahya
es-Saci'nin kitabında okuduğuma göre Buvayti şöyle diyor: Şafii öldüğünde
birkaç arkadaşla birlikte oturduğu yerde toplandık. Malik'in arkadaşları
sultanın yanında aleyhimize çalışmaya başladılar. Sonunda yalnız ben ve
Şafii'nin azatlı kölesi kaldık. Sonra tekrar toplanıp bir araya geliyorduk,
hemen sultanın yanında aleyhimize çalışıp dağılmamızı sağlıyorlardı. Yaklaşık
bin dinar borçlandım, sonunda dostlarımız tekrar toplandı ve bir araya geldik.
Derim ki: Daha önce
onlara reddiye yazdığında da sultanın yanında onun aleyhine çalışmışlardı. O
zaman sultanın yanında toplanıp; "Bunu başımızdan uzaklaştır"
dediler. Sultan da isteklerini yerine getirdi. Şafii yanına Haşimileri ve
Kureyşlileri alıp sultana çıktı. Sultanla konuştular. Ama onları reddetti ve
adamların kendisini buna zorladığını ve memlekette fitne çıkmasından korktuğunu
söyledi. Şehirden çıkması için üç gün süre verdi. Üçüncü gece gelince aniden
vali öldü. Bu iş de öyle kaldı, Şafii de burada kaldı.
Ebu Yahya es-Saci'nin
kitabında okuduğum ve Abdullah b. Vehb'in yeğeni Ebu Ubeydillah'tan nakledilen
olay böyle.
İbn İshak'ın
naklettiğine göre, Rabi b. Süleyman şöyle diyor: Buvayti'yi bildim bileli
dudakları kıpırdar; ya Allah'ı zikreder ya da Kur'an okur.
Rabi'nin naklettiğine
göre Ebü Yaküb el-Buvayti'nin Şafii'nin katında bir değeri vardı. Bazen birisi
kendisine soru sorduğunda; "Ebü Yaküb'a sor" derdi. Adam ona sorusunu
sorup cevabını alınca Şafii'nin yanına gelir ve söylerdi. Şafii de "Dediği
gibidir" derdi.
Rabi der ki: "Yüce
Allah'ın Kitab'ından, Ebü Yaküb el-Buvayti'den daha rahat hüküm istinbat eden
kimseyi görmedim."
Bazen zabıta amirinin
elçisi gelirdi, onu Buvayti'ye yönlendirip; "Bu benim lisanım"
derdi.
Daha önce Şafii'nin, Ebü
Yaküb el-Buvayti'ye söylediklerini anlatmıştık. Ona "Sen ey Ebü Yaküb!
Demirler içinde öleceksin" demişti. Tıpkı ön gördüğü gibi oldu. Kur'an'ın
mahlük olduğunu söylemeye zorlandı, kabul etmeyince zincirlenip bu haliyle
Irak'a götürüldü. Hapse atıldı ve ölünceye kadar hapiste kaldı. Allah rahmet
etsin.
Ebu Hasan el-Asımi'nin
kitabında okuduğuma göre Rabi şöyle diyor: Ebu Yakub el-Buvayti'yi gördüm,
ayağında dört halka zincir vardı. Zincirler otuz rıd vardı. Boynundan ellerine
bağlı pranga vardı. Şöyle diyordu: Allah mahlılkatı "Kün" diyerek
yarattı. Eğer "Kün" mahlılk ise, mahlılk mahlılkun mahlılkudur.
Rabi'nin naklettiğine
göre Buvayti hapisteyken, müezzin ezan okuduğunda kalkıp elbiselerini giyer ve
hapishanenin kapısına ilerlerdi. Kendisine; "Nereye?" dediklerinde,
"Allah'a davet edenin davetine icabet ediyorum" derdi. Kendisine;
"Geriye dön, Allah seni affetsin" derlerdi. Kendisi de şöyle derdi:
"Allahım! Benim icabet etmek istediğimi biliyorsun" derdi.
Zekeriyya b. Yahya
es-Sad'nin kitabında Rabi'nin naklettiğine göre Ebu Yakub Cuma günü müezzinin sesini
duyduğunda, gusül alır, elbiselerini giyer ve kapıya varıncaya kadar yürürdü.
Gardiyan kendisine; "Nereye gidiyorsun?" der, kendisi; "Allah'ın
davetçisine icabet ediyorum" derdi. Gardiyan kendisine; "Geri dön
Yüce Allah seni affeder" derdi. Ebu Yakub şöyle derdi: "Allahım!
Senin davetine icabet ettiğimi biliyorsun. Ama beni engellediler."
Asımi'nin kitabında
okuduğuma göre Rabi şöyle dedi: Buvayti bir yolunu bulup bana mektup yazdı.
Mektubunda şöyle diyordu: "Bu sana yazdığım son mektuptur. Çünkü
Müminlerin Emiri'ne girip ona doğruyu söylersem ne olacağını bilmiyorum."
Rabi der ki: Buvayti,
namazını uzun kılardı. Her gün Kur'an'ı hatmederdi.
Ebu Abdillah el-Hafız'ın
naklettiğine göre Ebu Amr el-Mustemli kitabına şöyle yazmıştı: Ebu Abdillah Muhammed
b. Yahya'nın meclisinde hazır bulunduk. Bize Ebu Yakub el-Buvayti'nin kendisine
yazdığı mektubu okudu: "Senden istediğim, çevrendeki hadis ehli
kardeşlerimize halimi anlatmandır. Umarım Allah onların duasıyla beni kurtarır.
Zincirler içindeyim. Taharet ve namaz gibi farzlarımı eda etmekte zorluk
çekiyorum."
Ebu Amr der ki: İnsanlar
bu sözleri duyunca ağlamaya ve dua etmeye başladılar.
Ebu'l-Abbas Muhammed b.
Yakub birkaç kere şöyle dedi: Babamı rüyada gördüm, bana dedi ki:
"Evladım! Buvayti'nin kitabına dikkat et. Kitaplar içinde ondan daha az
hata bulunan kitap yoktur."
Muhammed b. Abdillah b.
Abdilhakem
Derim ki: Ebu Abdillah
Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem, Şafii'nin yeriyle ilgili tartışmadan sonra
sinirlenince babasının mezhebine, yani Malik'in mezhebine geçti. Şafii gelmeden
önce de ona tabiydi. Sonra Şafii'ye gidip gelmeye başlamış ve ondan ilim
almıştı. Babası da ona teşvik ediyordu.
Muhammed b. Abdullah b.
Abdilhakem anlatıyor: Şafii'ye gidip geliyordum. Dostlarımızdan bir cemaat
babamın başına toplanıp dediler ki: "Ey Ebü Muhammed! Muhammed bu adama
bağlandı ve ona gidip geliyor. İnsanlar onun dostlarının mezhebinden
ayrıldığını düşünüyor."
Babam onları
sakinleştirip: "Olayı abartmayın, kendisi insanların ihtilaflarını ve görüşlerini
görüp öğrenmek istiyor" diyordu.
Bana da gizlice şöyle
dedi: Oğlum bu adamı bırakma. Bir gün bu memleketten çıkar gider,
"İbnu'l-Kasım dedi" dersin, sana "Kim bu İbnu'l-Kasım?"
derler.
Ardından sözlerini
tasdik eden bir hikaye anlattı.
Asımı'nin kitabında
Muhammed b. Ramadan'ın naklettiğine göre İbn Abdilhakem bu kıssayı zikreder ve
şöyle der: Şafii geldiğinde babam bana; "Evladım! Şafii'yi terk etme. Sen
bu memleketten ayrılıp, ''Eşheb şöyle dedi'' dersen, sana; ''Eşheb de kim?''
derler.
Ben de Şafii'ye tabi
oldum. Irak'a gidinceye kadar, ihtiyarın sözleri kulaklarımdaydı. Kadı,
dostlarının huzurunda bana bir meseleyi söyledi. Ona; "Eşheb'in Malik'ten
naklettiğine göre ... " der demez bana; "Eşheb kim?" dedi. Sonra
arkadaşlarına dönüp beğenmemiş bir edayla şöyle devam etti: "Ne Eşheb'i,
ne de bozu bilirim."
Ebu Bekr Muhammed b.
İshak der ki: "Meseleleri anlamada Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem'den
daha iyisini görmedim."
Ebu Bekr Muhammed b.
İshak der ki: Muhammed b. Abdillah, yeryüzünde gördüğüm, Malik'in mezhebini en
iyi bilen ve onun sözlerini en iyi hıfzeden kişidir.
Derim ki: Malik'in
mezhebine geçmesine rağmen, Şafii'nin faziletini itiraf etmiştir ve daha önce
de zikrettiğimiz gibi kendisine Şafii'nin kitaplarını okuyordu.
Muhammed b. İdris'in
oğlu Abdurrahman'ın naklettiğine göre Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem şöyle
diyor: "Bize yani Malik'e muhalif olanlar içinde Şafii'den daha fazla
sevdiğim kimse yoktur."
Ebu'l-Leys el-Eyli
anlatıyor: Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem'e, kendisine Şafii'nin
kitaplarını okuyalım mı, diye sorduk. Kendi evinde okumamız kaydıyla kabul
etti. Geldik ve kendisine okumaya başladık. Meclisinde, Medinelilerin fıkhıyla
uğraşan, Muhammed b. Said el-Mukri diye bilinen bir adam vardı.
Adam gelip ona
okuduğumuzu görünce bize; "Kalkın gidin, bizim işimiz var. Hem bu
kitapları ne yapacaksınız?" dedi. Ona; "Sen bu kitapları okuyamadığın
için onlardan uzak duruyorsun" dedim, Muhammed de duyuyordu.
Adam; "Ben mi
bunları okuyamıyorum? Ben Abdülmelik b. elMacişun'un kitaplarını bile okuyorum,
Şafii'nin kitaplarını mı okuyamayacağım?" dedi.
Muhammed arkaya
yaslanmıştı, adamın sözlerinden rahatsız olup doğrularak şöyle dedi: "Ey
Ebu Abdillah! Vanahi Abdülmelik b. elMacişun'un Şafii'nin yanında durumu,
sütten kesilmiş bebeğin büyük birinin yanında konumu gibidir."
Ebu'l-Fadl b. Ebi Nasr
haber veriyor: Muhammed b. Abdillah b. Abdilhakem'in kabrinde şu yazıyı okudum:
Muhammed; 268 senesinde, Zilka' de' nin ortasında, Çarşamba günü vefat
etmiştir. Allah rahmet etsin.
Ebu İbrahım İsmail b.
Yahya el-Müzeni
Derim ki: Buvayti'nin
başına bunlar gelince, Şafii mezhebinin fıkıh derslerini Ebü İbrahim İsmail b.
Yahya el-Müzeni üstlenmişti. Allah rahmet etsin. Şafii'nin kitaplarını tasnif etti.
Ondan aldığı ilimlerden, İslam aleminde yaygınlaşan ve herkesin faydalandığı;
"el-Muhtasar el-Kebir" ve "el-Muhtasar es-Sağır" eserlerini
yazdı.
Hocamız Ebü Abdillah'ın
bize naklettiğine göre, fakih Mansür b. İsmail şu beyti okudu:
Ne kulağım işitti ne
gözlerim görmüştür. Müzeni'nin kitabı kadar güzel bir şiir.
Ebu'l-Abbas b. Sureye
bildiriyor: Müzeni'nin kitabı dünyada tertemiz
bakire bir kız gibi
ortaya çıkar.
Ebu'l-Abbas b. Sureye
Muhtasar'dan bahsedince şu beyti okurdu: Otuz seneden beri gönlüme yapışıktır.
Derdimi hafifleten zihnimin cilasıdır.
Yine Ebu'l-Abbas b.
Sureye'in Müzeni'nin kitabı hakkında şöyle dediği
nakledilmiştir: Otuz
seneden beri gönlümün tek dostudur. Derdimi hafifleten zihnimin cilasıdır. Her
türlü ilimleri bir arada toplayan. Hepsi
bu Muhtasar'da cebimden ayrılmayan, Azizdir benim gibi ilmini kaybedene.
içindeki örgüyle bedihi şiirlerle.. ,
Kendi döneminde;
muhalifleri, muvafıkları ve insaf ehlinin itirazsız, Şafiilerin imamı kabul
ettiği Ebu Sehl Muhammed b. Süleyman şöyle bildiriyor: Ebu İshak el-Mervezi,
aramızda geçen bir meseleden bana; "Neden Muhtasar'ı okumuyorsun?"
dedi. Ben "Muhtasar'ı okumayı bitirmeden Horasan'dan gelmedim" dedim.
Dedi ki: "Bakın ne diyor? Ebu'l-Abbas b. Sureye de "Her okuduğumda
yeni bir şey öğrendim" diyor."
Yusuf b. Abdilahad
el-Kummi'nin naklettiğine göre Müzeni şöyle diyor: "Şafii yaşasaydı, bu
Muhtasar'ı benden dinlerdi."
Ebu Abdirrahman Muhammed
b. Abdilaziz b. Abdillah es-Sülemi, şöyle diyor: Müzeni'nin kitabı tasada tesellimdir,
Biriyle tartışırken
benim dayanağımdır. Gerekirse gururla giydiğim elbisemdir. Tartışmada sıkışsam
yetişen delilimdir. Yeminle denk olamaz varlığı Zi Yezen'in, Ne Şam ne
Iraklılar ne de mülkü Yemen'in, Ey göz nuru ey bütün süslerin güzel süsü, Ey fitneye
düşünce zihnimin tek örtüsü, Sen gece arkadaşım, gündüz ise huzurum, Yürürken
arkadaşım mezarımda kefenim.
Ebu Abdillah el-Herevı
şöyle bildiriyor: Ebu Zür'a ed-Dimaşkı'ye dedim ki: "Müzenı, Şafii'ye ne
kadar çok yüklenmiş." Dedi ki: "Öyle deme, Şafii'ye ne kadar
zulmetmiş, de."
Asımı'nin kitabında da
Dimaşkı Kadı Ebu Zür'a Muhammed b. Osman b. Zür'a'nın bu hikayesini okumuştum.
Ne güzel söylemiş. Ona iki konuda zulmetmiştir: Birincisi; bana ulaşan bilgiye
göre, Buvayti'ye, Müzenı'nin Şafii'den ders alması sorulduğunda "O zayıf
bir çocuktu" demesi.
Derim ki: Belki
kitabında eksik aktarılan bir konu görmüştür.
Harmele ve Rabi'nin
rivayetlerinde de eksiksiz nakledilmiştir. Onun rivayetine dayanarak ele alıp
onu tenkit etmiştir. Aslında öğrencilerinin kitaplarına bakıp yazım hatalarını
veya kitaplarını yazanların hatalarını tespit etme imkanı vardı. Bu şekilde
itiraz etmesine gerek kalmazdı.
İkincisi; Şafii'nin bir
konuyu iki yerde zikrettiğini gördü. Bir yerde kısaltarak nakletmiş, diğer
yerde ayrıntılı olarak nakletmiştir. Müzenı kısa olarak zikredilen yeri
nakletmiştir. Kendisi de buradan hareketle itiraz etmeye başlamıştır. Diğer
yerdeki haliyle nakletseydi itiraz söz konusu olmayacaktı.
Bu iki ihtimallerden her
ikisini, Şafii'nin, Muhtasar'daki sözlerinde tespit etmişimdir. Buradaki amaç
kitabın uzun olmasını engellemektir.
Bir şey daha yaptı;
Şafii'nin yazdığı ve güzelce düzenlediği kitapları, Müzeni yeniden düzenlemiş
ve Şafii'nin düzenlemelerinde takdim tehir yaparak konuların yerini
değiştirmiştir. Cuma ve Cenaiz bölümlerinde olduğu gibi.
Bazen Şafii bir konuyu
iki yerde iki ibareyle zikreder, Müzeni nasıl nakledildiğiyle uğraşmamak için
konuyu iki yerden birinde onun ibaresiyle, diğer tarafta kendi ibaresiyle
naklederdi. Aslında Şafii'nin tertibiyle nakletseydi daha güzel ve daha açık
olurdu.
Bu, Ebu Zür'a'nın
cevabının bakış açısıdır. Müzeni'nin, Şafii'nin hakkına riayet uğruna yaptığı;
dağınık görüşlerini toparlamak, özetlediklerini açıklamak, isteyenin anlayacağı
hale getirmek, anlamak isteyen şan ve şeref ehlinin kolayanlamasını sağlamak
gibi çalışmalar çoktur. Faydaları daha geniş ve daha açıktır. İslam ile ilgili
tasnif edilmiş daha çok faydalı olmuş, daha bereketli ve daha verimlibir kitap
bilmiyorum. Hem nasılolmasın ki; Yüce Allah'a inancı, sonra Yüce Allah yolunda
ve kitabı telif etmedeki çabası malumdur. Ayrıca Şafii'nin, daha önce
saydığımız ve Müzeni'yle ilgili sayacağımız eserlerini kendisinden nakletmesine
olan güveni malumdur. Allah onlarla birlikte bize merhamet etsin. Bizi lütuf ve
keremiyle onlarla birlikte cennetinde bir araya getirsin.
Muhammed b. İshak'ın
naklettiğine göre Müzeni şöyle diyor: Bu kitabı yirmi senede kaleme aldım. Üç
defa telif ettim ve değiştirdim. Ne zaman kitaba bir şey yazmak istesem, önce
üç gün oruç tutar, sonra şu kadar re kat namaz kılardım.
Yusuf b. Abdilahad
el-Kummi bildiriyor: Müzeni'yle bir kış gecesi geçirdim. Gözleri yorulurdu,
abdestini tazeleyip dua ederdi. Uykusu geldiğinde tekrar kalkıp abdestini
yenilerdi. Bunu on yedi defa tekrar etti.
Ebu Muhammed el-Müzeni
haber veriyor: Ebu İbrahim el-Müzeni zühd ve ve ra konusunda akranlarında çok
üstündü.
el-Kummi'nin şöyle
dediğini işitmişti: Ebu İbrahim, Ahmed b. Tolun'un kuyularından abdest almaz dı.
Abdestini yenileyeceği zaman, mescid'den çıkıp Nil Nehrine koşardı. Nil ile
mescid arasında epey bir mesafe vardı. Abdestini orada yenileyip dönerdi.
İbn Abdilhakem, yanında
kadılardan bir grupla, başlarında kavuklarla karşısına çıkarsa durup şöyle derdi:
"Sizi birbiriniz için imtihan kıldık. Sabredecek misiniz?" [Furkan
20]
Sonra başını kaldırıp
şöyle derdi: "Elbette sabredeceğiz Rabbimiz, Elbette sabredeceğiz
Rabbimiz."
Yusuf b. Abdilahad
el-Kummi şöyle naklediyor: Ebu İbrahim elMüzeni, Allah'a şu kadar sene sabırla
ibadet etti.
Müzeni arkadaşlarının
yanında namaz kılardı, onlar ise münazara yaparlardı. Bir meseleye
takıldıklarında selam vermesini beklerlerdi. Selam verdiğinde ona sorup;
"Ey Ebu İbrahim! Senin bize ilim öğretmekle iştigal etmen nafile namaz
kılmandan daha faziletlidir" dediler. "Nasıl?" dedi. "Senin
ilim öğretmen kaçıp gider, ama namazın kaçmaz" dediler. Namazı bırakıp
onlara ilim öğretmeye başladı.
Yusufun naklettiğine
göre, İbrahim el-Müzeni yaz kış sarı testiden su içerdi. Bunu sorduklarında
şöyle dedi: Bana ulaşan bilgiye göre bu tür testilerde gübre kullanmaktadırlar
ve ateşle temizlenmez.
el-Hamşadi'nin kitabında
okuduğuma göre Müzenı, Mısır'da namazlarını cemaatle kılardı. Bazen taharet
için Nil'e kadar giderdi, döndüğünde namazı bitirdiklerini görürdü. O namazı
yirmi beş kez kılardı.
Amr b. Osman el-Mekkı
anlatıyor: İbadetle uğraşanlar içinde, Mekke'de mukim olanlar içinde, hac
sırasında gelenler içinde; Şam, sahillerinde ve sınır boylarında olanlar
içinde; İskenderiye' de bulunanlar içinde, Müzeni'den daha gayretli ve
ibadetine bağlı kimse görmedim.
Ayrıca ilme ve ilim
ehline ondan fazla değer veren kimse de görmedim. İnsanlar içinde Allah korkusu
hususunda kendini en fazla zorlayan kişiydi. İnsanlara da en fazla hoşgörülü
davranan kimseydi. Şöyle derdi: "Ben Şafii'nin huylarını alan
biriyim." Allah onlara rahmet etsin.
Ebu Said b. es-Sukkeri
der ki: Müzeni'yi gördüm, Allah'a ondan daha fazla ibadet eden ve fıkha onun
kadar özen gösteren kimseyi görmedim.
İbn Bahr'in naklettiğine
göre Müzeni şöyle diyor: Ramir'e çıktım, nehir kenarında şarap içen bir grup
gördüm. Eğlenceler de karşılarında bulunan bir avlunun kapısından geliyordu. Onlara
nasihat edip uyarmaya kalkıştım. Sonra bineğim üzerinde zarar görmekten korktum
ve yoluma devam ettim. Kapıları kapatıp dönünce, o avlunun kapısının kararmış
olduğunu gördüm. O zaman şairin sözlerini hatırladım: Benim saçım ağardı hırsın
ki siyah durur. Dünya hırsı taşıyan devamlı yorgun olur. Rabbine yemin olsun
kaç avluya uğradım, Eğlenceler içinde zevkle şarkı söylenir. Ölümün sonu gelir
etrafında dolanır. Yazık ki ondan sonra savaşa duçar olur.
İbn Bahr der ki:
Müzeni'ye "Sana bundan daha güzelini okuyayım mı?" dedim. "Söyle
bakalım, ey İbn Bahr" dedi. Şöyle dedim: Cenazeler çıktıkça karşımıza
korkarız. Çekip uzaklaştıkça gafletlere dalarız. Aslanın saldırdığı hayvanlar
gibi korkar Sonra çekip gidince otlamaya döneriz.
Bir kahraman gelip de yardım
etseydi bize. Günümüzü yaşarken ölümlerden korkarız.
Yusuf b. Abdilahad'ın
naklettiğine göre Müzenı şöyle diyor: "Kendisine itaat edeni seven, karşı
gelenden intikam alan (Allah)'ı tesbih ederim."
Ebü Zekeriyya Yahya b.
Zekeriyya b. Hayeviyye'nin haber verdiğine göre Müzeni şöyle diyor:
"Kur'an, Allah'ın kelamıdır ve mahlük değildir."
Ahmed b. Asram'ın
naklettiğine göre Müzeni şöyle diyor: "Kur'an, Allah'ın kelamıdır, mahlük
değildir. Asla bunun aksini düşünmedim. Fakat Şafii bizi kelamla uğraşmaktan
menederdi."
Müzeni diyor ki: İbn
Herim'in bildirdiğine göre Şafii "Hayır, doğrusu onlar o gün Rablerinden
mahrum kalacaklardır"[Mutaffifin 15] ayeti, Allah'ın velilerinin kıyamet
gününde Rablerini göreceklerinin delilidir.
Ebu'l-Hasan el-Asımi'nin
kitabında okuduğuma göre Ebu Said elFiryabi diyor ki: Vefat ettiği hastalığında
Müzeni'ye imanı sordum. Bir hikaye anlattı ve sonunda da şöyle dedi:
Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'yi tavaf ederken; "Sana
iman (ederim), Kitab'ını tasdik (ederim) ve ahdine sadakat (ederim)"
dediğine hiç kimsenin itirazı yoktur. Bu da bütün ameHerin imandan
kaynaklandığının delilidir.
Müzeni'nin bildirdiğine
göre Şafii, kurban bölümünde şöyle dedi: "Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) salatu selam etmekten bıkmam, çünkü bu, Allah'a imandır."
Müzeni der ki: Bunda
açık bir delil vardır. Şafii; "İman, söz ve ameldir" derdi.
Resulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) salatu selam getirmeyi imandan
saymıştır.
Müzeni şöyle diyor:
Şafii'ye, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Altz kişiye Allah
lanet etti ... " hadisini sordum. Sayarken "Allah'ın takdirini
yalanlayan" dedi. Ona; "Ey Ebü Abdillah! Kaderiyye kimdir?" diye
sordum. "Onlar; ''Allah, masiyetleri vuku buluncaya kadar bilmez''
diyenlerdir" karşılığını verdi.
Derim ki: Birçok
Mutezile aliminin, Allah'ın bunu bildiğini inkar ettiğini duymuştum. Ayrıca
bunu yarattığını inkar ettiklerini de duymuştum. Gizlice şöyle diyorlar:
"Bu ikisini herkes inkar etmedikçe bu mezhep düzelmez. Ancak hocalanmız
bunu mubah görmemektedirler."
Kendisine tabi olana
bunu söyleten bir mezhepten Allah'a sığınırız.
Muhammed b. İshak'ın
naklettiğine göre Müzeni'nin yanında, Resulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) "Şüphe etmek İbrahim'den önce bizim hakkımız" hadisi
zikredilince şöyle dedi: Aslında ne Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ne
de Hz. İbrahim, Allah'ın ölüleri diriltme konusunda şüphe etmiş değiller.
Sadece Allah'ın isteklerini yerine getirip getirmeyeceği hususunda şüphe
etmişlerdir.
Hasan b. Ahmed b.
Abdilvahid'in naklettiğine göre bir adam gelip Müzeni'ye: "Ey Ebü İbrahim!
Falan senden hoşlanmıyor" deyince, Müzeni şöyle dedi: "Onun yakın
olmasında bir muhabbet, uzak olmasında bir özlem yoktur."
Muhammed b. Davüd
el-Hasib'in naklettiğine göre Müzeni dedi ki: "Bilmediği bir şeyi
olmayanın kişiliği yoktur, kişiliği olmayanın da bilmediği bir şey
yoktur."
Ardından Müzeni şu
beyitleri okudu: Saflığını bozacak sinirlerden koruyan Badiresi olmayan hilimde
hayır yoktur. Zamanı geldiğinde onu itiraf eden Halim biri yok ise cehilde
hayır yoktur.
Halef b. Havşeb'in
naklettiğine göre Müzeni şöyle diyor: Meryem oğlu Hz. İsa havarilere dedi ki:
"Sultanlar hikmeti nasıl bıraktıysa, siz de onları dünyayla baş başa
bırakın."
Halef şöyle derdi:
İnsanların fitne konusunda şu beyitleri bilmeleri şarttır: Savaşlar başlar iken
genç kız gibi davranır, Süslenip cahillerin aklını baştan alır. Sonunda tutuşup
da alevi yükselince, Hiçbir yeri tutmayan yaşlıya dönüverir. Paspalolur saçları
dağılır nahoş olur,
Ne kokusu özlenir ne
öpülebilir.
Muhammed b. Abdillah b.
Abdilhakem'in haber verdiğine göre Şafii bir gün Müzeni'yle karşılaşınca şöyle
dedi: "Bu, şeytanla münazara etse onu yener."
Ebü Bekr Muhammed b. İshak
anlatıyor: Müzeni'ye; "Malik'in arkadaşları içinde en iyi fakih
kimdir?" diye sorduğumda şöyle dedi: "Eşheb b. Abdilaziz iki kişinin
içinde en iyi fakihidir. Abdurrahman b. el-Kasım iki kişiden dostuna en iyi
tabi olandır. İbn Vehb ise üçü içinde Medine ehlinin görüşlerini en iyi bilen
kişidir."
Müzeni'nin bildirdiğine
göre Ahmed b. Hanbel şöyle diyor: "Ebü Bekir Ridde gününde, Ömer Sakife
gününde, Osman Dar gününde ve Ali Sıffin gününde."
Cüzlerimden birinin
arkasında bir yazı gördüm, Ahmed b. Salih elMasri'ye ait şöyle bir sözdü: Bir
adam Müzeni gibi başka bir kimse görmediğine dair yemin ederse, doğru söylemiş
olur.
Ebu Eflah el-Masri
kendisine; "Ondan yazalım mı?" diye sorunca, iki defa "Eğer size
hadis verirse" dedi.
Ebu't-Tayyib'in bildirdiğine
göre Ali b. Muhammed b. Ebi Süleyman el-Masri şöyle dedi: Müzeni'nin yanına
girdim ve onu gördüm. (Hicri) 264 yılında öldü. O sırada seksen yedi yaşında
olduğu söylenir. Abbas b. Ahmed b. Tolun cenaze namazını kıldırdı.
Ebu Bekr Muhammed b. Ziyad
el-Masri anlatıyor: Dayım Müzeni'nin cenazesinden döndüğünde dedi ki:
"Yavrum! Bugün ilginç bir şey gördüm. Beyaz bir kuş gördüm. Geldi ve
Müzeni'nin cenazesi üzerinde kanat çırptı. Üzerine konup sürtünmeye
başladı." Rabi b. Süleyman dedi ki: "Onu ürkütmeyin, onu Zünnun
el-Masri'nin cenazesinden sonra görmedik. Ona da Müzeni'ye yaptığı gibi
yaptı." Allah rahmet etsin.
Ebu Ali Hasan b.
Muhammed b. es-Sabbah ez-Za'ferani
Derim ki: Ebu Ali Hasan
b. Muhammed b. es-Sabbah ez-Za'ferani, Şafii'yle aynı hocalardan ders almıştır;
Süfyan b. Uyeyne, İsmail b. Uleyye, Abdulvehhab b. Abdulmecid ve diğerleri
gibi. Şafii, Irak'a geldiğinde onun yanından ayrılmamıştır. Ahmed b. Hanbel,
Ebu Sevr ve diğer alimler Şafii'nin kitaplarını okuma hususunda onu tercih ettiler.
Dil ve edebiyata hakimdi. Daha sonra Şafii ait olan Kadim kitapları o nakletti,
insanlar bu kitapları duymak için ona giderlerdi.
Zekeriyya b. Yahya
es-Saci'nin kitabında okuduğuma göre Hasan b.
Muhammed 256 senesinde şöyle
diyor: Elli seneden beri Şafii'nin kitaplarını okurum ve bana okunup arz
edilir.
Naklettiğine göre Hasan
şöyle dedi: Ne zaman Şafii'nin meclisine varsam, Ahmed b. Hanbel'in benden önce
oraya geldiğini bulurdum.
Naklettiğine göre Hasan
şöyle dedi: Ebu Sevr bizimle birlikte Şafii'nin yanında bulunurdu. Kitapları
ondan çok dinlemişizdir.
Zekeriyya der ki: Ona
Hüseyin b. Ali el-Kerabisi'yi sordum şöyle cevap verdi: İlk gelişte görmedim.
Fakat Şafii ikinci kez geldiğinde Hüseyin onun yanından ayrılmadı. Sonra
kitapları ona arz etmek istediğini söyledi. Şafii benim kitaplarımı okumasına
izin verdi ve ona bazı meseleleri sordu.
Ebu Muhammed Rabi b.
Süleyman el-Muradi
Ebu Muhammed Rabi b.
Süleyman b. Kamil (diğer adı Abdurrahman) el-Muradi el-Müezzin, Şafii'nin
hizmetkarı.
Ebu Abdillah el-Hafız'ın
haber verdiğine göre onun künyesini ve nesebini Ebu'l-Abbas Muhammed b. Yakub
bildirmiştir. Rabi, Şafii'ye ait Cedid kitapları dürüstçe ve özenle rivayet
eden kişidir.
Bazen bir kitabın bazı
sayfalarında; "Şafii şöyle dedi..." der veya Buvayti'den naklederek
verdiği olurdu.
Ebu Bişr Abdurrahman b.
el-Carfrd'un naklettiğine göre Buvayti şöyle diyor: "Şafii konusunda Rabi
benden daha sağlamdır.
Buvayti böyle deyince
ben de şöyle dedim: Şafii'nin kitaplarını ondan dinlemek için yeryüzünün her
yerinden onun olduğu yere seferler yapılır oldu. Allah rahmet etsin.
Zekeriyya b. Yahya
es-Saci'nin kitabında okuduğuma göre Rabi b. Süleyman 250 şöyle dedi: İnsanlara
Şafii'nin kitaplarını otuz beş yaşından beri okurum. O zaman başımda ve
sakalımda bir tek beyaz saç yoktu.
Zekeriyya diyor ki: Ben
de (bu kitapları, hicri iki yüz) elli bir senesinde okudum. Benim de başımda ve
sakalımda bir tek beyaz saç yoktu. Mısır'dan geldiğim seneydi.
Ebü Bekr b. Sadaka'nın naklettiğine
göre Za'ferani, Davüd elIsbehani'ye şöyle diyor: Ben Şafii'nin kitaplarını elli
seneden beri okurum ve bana okunur. Kitapları bu Mısırlı, Sad denilen
delikanlıdan daha iyi okuyan kimse görmedim.
Davüd dedi ki: Bu
delikanlı şimdi Basra'da Şafii'den nakledilen bu kitapları anlatıyor. Ayrıca
senin gibi bir meclisi var, hakkı da inkar edilmiyor.
Ebu'l-Hasan el-Asımi'nin
kitabında okuduğuma göre Rabi b. Süleyman 240 senesinde hacca gitti. Mekke'de Ebü
Ali Hasan b. Muhammed ez-Za'ferani'yle buluştu. Birbirlerine hal hat ır
sorduktan sonra Rabi ona dedi ki: "Ey Ebü Ali! Sen doğuda, ben de batıda
bu Şafii'nin ilmini yaymaya çalışıyoruz."
Şafii, Rabi'yi sever ve
yakın davranırdI. Rabi de onun hizmetlerini görürdü.
Rabi b. Süleyman diyor
ki: Şafii bana şöyle dedi: "İImi sana yedirme imkanım olsaydı onu sana
yedirirdim."
Rabi b. Süleyman diyor
ki; Şafii bana: "Seni ne kadar çok seviyorum" dedi.
Yunus b. Abdila'la'nın
bildirdiğine göre Şafii şöyle diyor: "Hiç kimse bana Rabi gibi hizmet
etmedi."
Rabi şöyle anlatıyor:
Bir gün Şafii; "Vallahi ben bitkinim" dedi. Ona; "Allah senin
bitkinliğini güçlendirsin" dedim. Dedi ki: "Evladım! Eğer benim
bitkinliğimi bana karşı güçlendirirse beni öldürür."
Ona: "Vallahi senin
iyiliğinden başka bir şey murad etmedim" dedim.
"Biliyorum"
dedi. Sonra şöyle devam etti: "Vallahi bana bağırarak kızsan bile
iyilikten başka bir şey istemeyeceğini biliyorum."
Rabi diyor ki: Şafii
bana: "Ey Rabi! Sorulara cevap ver, hiç kimse hata yapmadan doğruyu
bulamaz" dedi.
Ebu'l-Abbas Muhammed b.
Yaküb der ki: Benim yanımda Rabi b. Süleyman'a dediler ki: "Sen ''Kur'an
Allah kelamıdır ve mahlük değildir'' demiyor musun?" "Evet, Allah
Allah! Kim bundan şüphe ediyor ki?" deyince ona dediler ki; "Sen
''İman söz ve mIdir, artar ve eksilir'' demiyor musun?"
Dedi ki: "Evet,
Allah Allah! Kim bundan şüphe ediyor ki?"
Babam ona: "Sen
''Hayır ve şer Allah'tandır'' demiyor musun?" diye sorunca
"Evet" dedi.
Ayrıca Rabi'nin şöyle
dediğini işittim: Peygamber'den (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra bu ümmetin
en üstünü; Ebü Bekr, sonra Ömer, sonra Osman, sonra Ali' dir. Allah hepsinden
razı olsun.
Rabi b. Süleyman şöyle
diyor: Güzel sabredilirse selamet seri olur.
Kim işinde Allah'a karşı
dürüst olsa kurtulur. Allah korkusu olup ona eza etmeyen.
Ve Allah', isteyen
maksuduna kavuşur.
Ebu'l-Abbas Muhammed b.
Yaküb der ki: Rabi b. Süleyman, (hicri) 270 yılının Şevval ayında vefat etti.
Ebu'l-Abbas der ki:
Kitapları ondan 265 (veya 266) yılında dinlemiştim.
Şafii Hakkında Söylenen
Şiirler
Ebü Abdillah
el-Büşend'nin Şafii ile ilgili söylediği şiir:
Şafiiye muhabbet imanın
şubesidir, Kesin bir farizadır ve nafile değildir.
Hayatım Şafii'dir
öldüğüm zaman bana, Hepiniz dua edin, benim vasiyetimdir.
Şafii alimlerinden
birisi Şafii'yle ilgili şöyle diyor: Ey gece yolcuları ey gece yola çıkan,
Mevsimsiz hayvanları yorgun ve bitkin kılan! Kur'an hükümlerini, ilmini taleb
edip,
Büyük fatih Resul'ün hükmünü
de derledin! Her mezhebin ilmini sınıf sınıf anlayıp,
Çok uzak alimlerin
fetvasını öğrendin. Yakından, ovalardan; fıkıhta nazmedilen, Görüşleri süzerek
derinlerden çıkaran, Görmedim Şafii gibi ve görüşleri gibi. ilmin her türlüsünü
öğrenip tebyın eden. Hakka delalet edip batılı iptal etti.
En kötü fikirleri, sapık
sözleri atan, Beyan ve delillerle sadra şifa vererek, Açıkça tüm yolları
gösterip aydınlatan, Kaynakları çıkardı, hadisleri gösterdi, Ardından usulleri
tablolarla ekleyen. Şafii'nin görüşleri ve ilmini bırakma! Sabah akşam uğraşıp
onun ilmini öğren!
Ali b. Muhammed b. Nadr
el-Cureşı, Şafii'nin fazileti hakkında şöyle der: Şafii Muhammed'in havuzuna
bir daldım, Baktım ağzına kadar dolmuş hem de taş!)'or, Yaklaştıkça o taşan
ilmin zevkine vardım, Dalanlar bir birlerini orada tebrik ediyor, Diğer kavmin
havuzu acı geldi bıraktım, Vallahi kokusundan kaçmayı hak ediyor. Rahman onun
eliyle, Ahmed'in o şifahi Ahkamını derleyip bu dini yeniliyor.
Ebu'l-Feth Ali b.
Muhammed el-Büsri şöyle diyor: Şafii tüm insanlardan üstündür rütbesiyle.
Büyüktür bu aydınlık dinde eserleriyle. Davranışı adalet, ahlakı sadakattir.
Şiiri büyülüdür, saçılan
incilerdir.
Onu satıp düşmanı satın
alana deyin; Hurmanın çiçeğiyle yaprağını değiştin.
Ebü Osman da bu şiiri
Ebu'l-Feth'den nakletmiştir. Ancak o üçüncü beyti başka kelimelerle söyledi,
ama mana aynıydı.
Ebü Abdillah el-Hafız,
bir hocasına ait Şafii'nin soyuyla ilgili şu beyitlerini nakleder:
Muhammed Haşimıdir ağacı
yüce olur, Dallarına kavuşmaz ağaçlar kısa kalır. Sözü vardır kökleri ovalara
uzanır Hacılar grup grup ona doğru yol alır. Beytullah'ın yanında bir beldede
yaşarlar, Resul'e değer veren yıldız, çiçek bol olur, Çalıların içinden
filizlenen bir daldır, Dallarında ne yamuk. ne de yarık bulunur, inzar ve
uyarıyla üstün sayılmışlardır, Haklarında ayetler uyarılar okunur, isimleri
zikirle birlikte zikredilir.
Kur'an Surelerinde
hayırları okunur,
Ehl-i beyt hakkı ile
Allah üstün tutmuştur. Onlar da pak olarak emre amade olur, Pak ve hidayettirler
şerefli efendiler. Nerede olurlarsa salat onları bulur, Onlardan olan biri
nasıl anlatılır ki Eğer kök asil ise, filiz de asilolur,
Onun için onurdur, zira
Resul özüdür, Resul'ün özü ise gizlenmez baki olur.
Ebu Bekr Muhammed b. el-Hasan
b. Dureyd, Şafii'yi methettiği şiirinde şöyle diyor:
iki yandan şakaklar
hafiften ağarıyor, Gençliğin saf sözleri boşuna direniyor. Uysal bir at misali
sürüklenir belki de. Gençlik ona seslenir o da ona uyuyor,
Kimi gönül ve haya alıp
dağıtmıyor ki Şakakların beyazı hiç rahatsız etmiyor. Bedbaht davet edilse
doğru yola döner mi? Nasihat kabul görüp vaaz fayda vermiyor,
Ya da servet uğruna çırpınan biliyor mu?
Kazanılan paralar zamanla kayboluyar, Topladığı servetten mallardan ayrılmayı
Hatalı bir şekilde çok fazla abartıyor. Servet ehli ölünce şanı kalacak sanır,
Oysa ilim öğrenmek daha
yüce oluyor, Şafii neler bıraktı eserleri gördün mü? Delilleri karmaşık
sorularda parlıyor. Zaman geçse de baki kalacak fenerlerdir, Bayraklar düşse
bile onlar filiz veriyor. Hidayete götüren denenmiş metotlar var içindeki
kaynaklar doğruya iletiyor.
Zahiri hüküm ama
kaynağına bakınca, Ayrılığı toplayan hükümler içeriyor. Muhammed'in amcası oğlu
bu ŞafiI'nin, ışığı var zamanı geldiğinde parlıyar. Meseleler karışıp benzerlik
gösterince, Ondan karanlıkları yaran nur yükseliyor. Allah onu sadece yükseltir
ve yüceltir, Allah yücelttiğini bir daha düşürmüyor. Hidayete kardeşti. takva
eli kurtardı,
Zira şüphe kişiye girse
deli ediyor. Nebı'nin hadisiyle hükümlerini verdi. Resulullah'ln hükmü gibi
meşhur oluyor. Hüküm ve kararında Tenzıl'e dayanmıştı, Verdiği tüm hükümler
adalete uyuyor. Reyde ağırdan aldı, yapmaktan da korkardı, Ancak gerektiğinde
girmekten çekinmiyor. En güzel bir kaynaktan yeniden tesis etti.
Hünerli zekasıyla
çiçekler üretiyor.
Takvayla süslenmiştir.
büyürken destek görmüş. Genç iken ihtiyarın gönlü ile yaşıyor.
Öyle bir terb!yesi. bir
ahlakı vardı ki
Parmaklar işaretle sırf
onu göster!yor.
Şafi'l'nin ilmi
kiminimamı olur ise.
ilimler sahasında yeri
geniş oluyor.
Onun cismini saran
kabrine selam olsun, Bereketli mekanlar güzellik yağdırıyor.
Onun şahsında bana
musibetler gelse de.
Onlar da verdikleri
hükümlerden çek!yor.
Onun sözleri birer tohum
ve filiz bize,
Eserleri yıldızlar gibi
yol göster!yor.
Mansur b. İsmail
el-Fakih, Şafii hakkında şöyle diyor: Müminlere nasihat etmeyle emrolundum,
Nasihat ederek de bu emre tabi oldum. Onlardan tek isteğim Şafiiye tabi olmak,
Zira eşi olmayan beyanlar
orada bak! Ona tabi olarak onu okur iseniz, Onun amacı neyse siz de
ulaşırsınız. Mesela bu Risale gibi yazılmamıştır, Bu Risale beğenen kişilere
mektuptur.
Birkaç beyit söyledi,
sonra şöyle devam etti:
Ne güzel bir adamdır,
onun gibisi yoktur. Şafii. Resulullah'a nesebinde ortaktır.
Şimdi artık Mısır'da
onun Mukattam'ında, Ne güzel bir mekandır kim varsa toprağında. Mahlukatın
İlahı! Hepsine salat eyle, Resul'le namaz kılan değerli kim var ise.
Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat
alimleri, akilleri ve şairleri arasında, Şafii'ye mersiyeler, beyitler, manzum
sözler söyleyen birçok kişi vardır. Bu kitap bundan fazlasını kaldıramaz,
uzamasından endişe ettiğimden bu kadarını naklettim. Zikrettiklerim başarı
arayanlar için yeterlidir.
Bizden önceki Müslüman imamlara
ilhak etmesini Allah'tan dileriz.
Lütuf ve rahmetiyle,
abidlerin istirahatgahı olan Cennet'te Tuba'nın gölgesinde hepimizi bir arada
toplamasını arzu ederiz. Zira O, merhamet edenlerin en merhametlisi ve
cömertlerin en cömerdidir.
Alemlerin Rabbine hamd
olsun. Resul'ü Muhammed'e ve Al'ine salatu selam olsun. Bize Allah yeter, O en
iyi vekildir.
Menakıb'ın sonu.
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan:
Zühd'ün Anlamı ve Zahid'in Özellikleri