İBNܒL-ESİR el-Kamil fi’t-Tarih

1. CİLT

 

ARAPLARIN DAHHAK ADINI VERDİKLERİ BİVERESB(İ) (İZDİHAK)

 

Yemen ahalisi Dahhak'ın kendilerinden olduğunu, onun firavunların ilki olup Hz. İbrahim (A.S.) Mısır'a geldiği zaman buranın kralı olduğunu iddia ederler.

 

Farslar ise onun kendilerinden olduğunu söylerler ve onu kendi soylarına nispet ederek şeceresinin Biveresb bin Ervendesb bin Zinkar bin Vendriştek bin Yarin bin Efteval bin Siyamek bin Mişa bin Keyumers olduğunu zikrederler. Farslılardan bazıları ise onu başka bir şecere ile kendilerine nispet ederler.

 

Eskilere ait tarihi haberleri rivayet edenler ise onun yedi iklime hakim olduğunu, aynı zamanda sihirbaz ve facir bir kişi olduğunu iddia ederler.

 

Hişam el-Kelbi anlatıyor: "Doğrusunu Allah bilir, ama iddia edildiğine göre, Dahhak Cemşid'den sonra bin yıl hükümdarlık yapmıştır. O, Sevad'de Kufe yolundaki Burs adlı bir köyde yerleşmiş ve bütün yeryüzüne hakim olmuştur. Zulüm ve haksızlığı prensip edinmiş, pek çok adam öldürmüş, yeryüzünde ilk defa adam asmayı, insan organı keserek cezalandırmayı o başlatmıştır. Yeryüzünde öşür vergisini ihdas eden, para basan, şarkı söyleyen ve kendisi için şarkılar söylettiren ilk kişi yine odur. Bize ulaşan bir habere göre, Dahhak Nemrud'un kendisidir. Hz. İbrahim (A.S.) onun zamanında doğmuştur, Hz. İbrahim'i ateşte yakmak isteyen de odur. Farslar ise hükümdarlığın Uşhenc, Cemşid ve Tahmliris'in mensup oldukları sülaleye ait olduğunu, Dahhak'in ise yer yüzü halkının hükümdarlığını sihirbazlık ve kötü yollarla, hatta halkı omuzları üzerinde bulunan iki yılanla korkutarak ele geçirip gasbettiğini iddia ederler. "

 

Kitap ehlinden birçoğu ise, onun omuzları üzerindeki şeyin ejderha başı gibi uzunca iki et parçasından ibaret olduğunu ve onun bunları elbisesiyle örtüp kapattığını söylerler. O, halkı korkutmak maksadıyla bunların iki yılan olduğunu, yiyecek istediklerini, acıktıkları zaman hareket edip kımıldadıklarını söylerdi; halk ise kendisinden çok sıkıntı çekmişti. Ayrıca omuzları üzerindeki et parçaları deprenip hareket ettiği zaman bunlara insan beyni ile yakı yapardı ve böylece onların deprenmeleri dinmiş olurdu. Bunun için de küçük yaştaki çocukları boğazlardı; hatta bu iş için her gün iki adam boğazlardı. Halk, bu şekilde onun cefasına katlanmayı sürdürürken Allah (C.C.) O'nun helak olmasını murad etti; bu sebeple İsbahan (İsfahan) halkının avam sınıfından Kabi (Cave) adında birisi isyan bayrağını çekti. Onun isyan etmesinin sebebi ise, Biveresb (Dahhak)'in adamları tarafından iki oğlunun omuzlarındaki et parçalarının ıstırap ve deprenmesini durdurmak için elinden alınmış olmasıydı. Kabi elinde bulunan asasına yanında taşıdığı dağarcığını takarak bir bayrak gibi yere dikti ve halkı Biveresb'e karşı cihad ve savaşa çağırdı. Çeşitli zulüm ve işkenceler içerisinde bulunduklarından halkın pek çoğu onun çağrısını kabul ederek çevresinde toplandılar. Kabi, Biveresb'i mağlup edince halk bu bayrağı uğurlu sayarak tazim edip saygı göstermeğe başladı; hatta halk bayrak hususunda aşırı gitti. Nihayet bu bayrak Acem şahlarının teberrük edip uğur bekledikleri en büyük bayrakları oldu ve bu bayrağa ''Derefş-i Kabiyan'' adını verdiler. Onlar, bu bayrağı büyük işlere giriştikleri zaman ortaya çıkarırlardı. Yine bu bayrak hükümdar çocuklarının büyük ve önemli işler için yola çıkarıldıkları vakit çekilirdi.

 

İsbahan halkından olan Kabi kendisine tabi olanlarla birlikte harekete geçti ve yoluna devam ederken etrafına pek çok adam toplandı. Kabi Dahhak'e yaklaşınca onun kalbine bir korku düştü, konaklarını terk edip kaçtı, yerini ise boş bıraktı. Bunun üzerine Acemler Kabi'nin etrafına toplandılar; fakat Kabi saltanata talip olmayacağını ve buna da layık olmadığını onlara bildirerek kendilerine Cemşid'in evladından birisini hükümdar yapmalarını emretti; çünkü Cemşid, devlet kuran ve bunda hizmeti geçen büyük hükümdar Uşhank bin Ferval'in oğlu (torunu) idi. Efridün bin Esgıyan ise Dahhak'in şerrinden bir yerde saklanmıştı. Kabi ile beraberindekiler onun yanına geldiler ve onunla karşılaşınca çok sevindiler, hatta hemen onu hükümdarlığa getirdiler. Bu arada Kabi ile memleketin ileri gelenleri devlet işlerinde ona yardımcı oldular. Efridün, saltanata geçip devlet işlerini sağlam bir temel üzerine oturttuktan sonra Dahhak'in konaklarını ele geçirdi ve onun peşini takip ederek Dünbavend dağlarında onu esir etti.

 

Mecüsilerden bazıları, Efridün'un, Dahhak'i koruma altında tutmak için cinlerden bir grubu görevlendirdiğini söylerler. Bazıları ise Dahhak'in, Davud (A.S.)'un oğlu Hz. Süleyman ile karşılaştığını ve

 

Süleyman (A.S.)'ın onu Dünbavend Dağı'nda hapsettiğini iddia ederler. O zaman Hz. Süleyman Şam'da bulunuyordu.

 

Tutuklu bulunan Biveresb (Dahhak)'i Hz. Süleyman sürükleyerek Horasan'a getirdi. Hz. Süleyman onu tanıyınca kaçmamasını sağlamak için cinlere emir verdi, onlar da onu tutup sıkıca bağladılar; ayrıca hapsedildiği mağaradan çıkıp kaçmamasını ve ebediyen orada kalmasını sağlamak için, tutuklu bulunduğu mağaranın kapısını çalıp tıklatan iki adam varmış gibi ona bir de tılsım yaptılar. Diğer taraftan Mecüsiler Dahhak'in ölmeyeceğine inanırlardı.

 

İşte yukarıda anlatılan bu hikaye, Farsların mübalağalı yalanlarından biridir. Ayrıca Farsların bu konuda bizim buraya almadığımız daha çok mübalağalı yalanları da vardır.

Farslardan bazıları, Efridün'un onu Nevruz günü öldürdüğünü ileri sürerler. Acemler, Dahhak öldürülürken: "İmruz nevruz"; yani "Bugün yeni bir gündür, zamanı yeni bir gün ile karşılıyoruz." demişler ve onun öldürüldüğü günü, yani Nevruz'u bayram günü ilan etmişlerdir. Dahhak'in esir alınması Mehrican günü vuku bulmuştur. Bunun üzerine Acemler: "Adam boğazlayan kişinin öldürülmesi için Mehrican gelmiştir" demişlerdir.

Farslar, Dahhak'in yaptığı işlerden biri hariç, güzel sayılabilecek hiçbir işini duymadıklarını söylüyorlar. Onun güzel sayılan işi ise şudur: Onun ahaliye yaptığı cefalar artıp, işlediği zulümler'in ardı arkası kesilmeyince, memleketin ileri gelenleri birbiriyle haberleşerek kapısına kadar gidip onunla görüşmeyi kararlaştırdılar. Nihayet kapısına gelen bu kişiler, ilk önce yanına girip konuşmak üzere İsbahanlı Kabi'yi seçtiler. Dahhak'in huzuruna selam vermeden giren Kabi O'na: "Ey hükümdar! Seni bütün iklimlerin hükümdarı olarak mı, yoksa bu bir iklimin (Babil'in) hükümdarı olarak mı selamlayayım?" dedi. Dahhak ise: "Bütün iklimlerin hükümdarı sıfatıyla selamla; çünkü ben, bütün yer yüzünün hükümdarıyım" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Kabi ona: "Madem ki bütün iklimlerin hükümdarısın, neden bu yük ve ağırlıkları, kötülükleri bu iklimlerin arasından sadece bize yüklüyorsun ve neden şu işleri bizimle diğer iklimlerin insanları arasında taksim etmiyorsun?" diye sordu. Bu arada Kabi ona kendilerinden hafifletilmesini istediği bir takım şeyleri sayıp döktü. Dahhak ise onun sözlerini tasdik etti ve onun bu sözleri Dahhak'e te'sir etti. Bu te'sirle o yaptığı kötülükleri ikrar edip itiraf etti ve yanına gelen bu heyetin gönüllerini alarak onların istedikleri ve hoşlandıkları şeyleri yapacağına dair söz verip vaatlerde bulundu. Ayrıca onlara, şimdilik, tekrar geri gelmek üzere yerlerine dönmelerini ve geldikleri zaman ihtiyaçlarını yerine getirdikten sonra tekrar yurtlarına dönmelerini söyledi.

 

Dahhak ile gelen heyetin konuşmaları esnasında Dahhak'in annesi de orada hazır bulunmuştu. Annesi ise kendisinden daha kötüydü. Gelen heyet huzurdan ayrıldıktan hemen sonra annesi onların konuşmalarına karşı oğlunun tahammül gösterip yumuşak davranmasına kızarak öfkeli bir halde yanına girdi, oğlunu azarlayıp yerdikten sonra ona: "Sen onları kırıp geçirip yok etmeli ve ellerini kesmeliydin." dedi.

 

Nihayet annesi sözü uzatınca oğlu da ona: "Ey kadın! Senin düşündüklerinin hepsini ben de düşündüm, fakat heyet halinde gelen bu kişiler beni hak mefhumuyla ansızın kıskıvrak bağladılar. Onların üzerine atılıp yok etmeği her düşünüşümde hak mefhumunun hayali benimle onların arasına girdi, bundan dolayı onlara bir şey yapamadım." cevabını verdi. Bundan sonra Dahhak çevre bölgelerden gelen halkla meşgulolmağa başladı, onlara daha önce vermiş olduğu sözleri tutup yerine getirdi ve onların ihtiyaçlarını karşıladı.

 

Bazıları, Dahhak'in saltanatının altı yüz yıl, ömrünün ise bin yıl olduğunu söylerler. O, ömrünün sonlarına doğru nüfuz ve kudreti bakımından sanki bir hükümdara benziyordu. Bir rivayete göre, onun saltanatı bin yıl sürmüş, kendisi ise bin yüz yıl yaşamıştır.

Bizim, Biveresb (Dahhak) ile ilgili haberleri burada zikretmemizin sebebi, bazılarınca Hz. Nuh'un onun zamanında yaşadığı ve Hz. Nuh'un ona ve sahip olduğu memleketlerin ahalisine peygamber olarak gönderildiği iddiasından ileri gelmektedir. Bir rivayete göre, Babil, Sur ve Dimaşk şehirlerini Dahhak kurmuştur.

 

BİR SONRAKİ SAYFA İLE DEVAM ETMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ İSME TIKLA

 

NUH (A.S.)'UN ZÜRRİYYETİ