9 - باب
زَكَاةِ
الْعُرُوضِ
9.
TİCARİ MALLARIN ZEKATI
حَدَّثَنِي
عَنْ
مَالِكٍ،
عَنْ يَحْيَى
بْنِ
سَعِيدٍ،
عَنْ
زُرَيْقِ
بْنِ
حَيَّانَ، وَكَانَ
زُرَيْقٌ
عَلَى
جَوَازِ
مِصْرَ فِي
زَمَانِ
الْوَلِيدِ
وَسُلَيْمَانَ
وَعُمَرَ
بْنِ عَبْدِ
الْعَزِيزِ،
فَذَكَرَ
أَنَّ عُمَرَ
بْنَ عَبْدِ
الْعَزِيزِ
كَتَبَ
إِلَيْهِ :
أَنِ انْظُرْ
مَنْ مَرَّ
بِكَ مِنَ
الْمُسْلِمِينَ،
فَخُذْ
مِمَّا
ظَهَرَ مِنْ
أَمْوَالِهِمْ،
مِمَّا
يُدِيرُونَ
مِنَ
التِّجَارَاتِ،
مِنْ كُلِّ
أَرْبَعِينَ
دِينَاراً
دِينَاراً،
فَمَا نَقَصَ
فَبِحِسَابِ
ذَلِكَ
حَتَّى
يَبْلُغَ عِشْرِينَ
دِينَاراً،
فَإِنْ
نَقَصَتْ
ثُلُثَ
دِينَارٍ
فَدَعْهَا
وَلاَ
تَأْخُذْ
مِنْهَا
شَيْئاً،
وَمَنْ مَرَّ
بِكَ مِنْ
أَهْلِ
الذِّمَّةِ،
فَخُذْ
مِمَّا
يُدِيرُونَ مِنَ
التِّجَارَاتِ،
مِنْ كُلِّ
عِشْرِينَ
دِينَاراً
دِينَاراً،
فَمَا نَقَصَ
فَبِحِسَابِ
ذَلِكَ، حَتَّى
يَبْلُغَ
عَشَرَةَ
دَنَانِيرَ،
فَإِنْ
نَقَصَتْ
ثُلُثَ
دِينَارٍ
فَدَعْهَا
وَلاَ
تَأْخُذْ
مِنْهَا
شَيْئاً،
وَاكْتُبْ لَهُمْ
بِمَا
تَأْخُذُ
مِنْهُمْ
كِتَاباً إِلَى
مِثْلِهِ مِنَ
الْحَوْلِ.
Halife Velid,
Süleyman ve Ömer b. Abdülaziz zamanlarında Mısır'da zekat tahsildarlığı yapan
Züreyk b. Hayyan anlatıyor:
Ömer b.
Abdülaziz, bana, «Gelen müslümanlara dikkat edip ticaret için olan mallarından
kırk dinarda bir dinar olmak üzere yirmi dinarlık eşya kalana kadar hesap
ederek zekat al. Zekat olarak alacağın miktar, üçte bir dinara düşmüşse, artık
o maldan zekat alma diye emretti.
Ayrıca zimmilerin
(îslam ülkesindeki gayri müslimlerin) de ticaret mallarından yirmi dinarda bir
dinar olmak üzere on dinarlık mala kadar hesap ederek haraç al. Şayet vereceği
haraç bir dinarın üçte birinden aşağı düşerse o maldan hiç bir şey alma. Ertesi
seneye kadar geçerli olacak şekilde aldığın mal karşılığında onlara makbuz
(vergi makbuzu) ver.» diye yazmıştı.
قَالَ
مَالِكٌ :
الأَمْرُ
عِنْدَنَا
فِيمَا يُدَارُ
مِنَ
الْعُرُوضِ
لِلتِّجَارَاتِ
: أَنَّ
الرَّجُلَ
إِذَا
صَدَّقَ
مَالَهُ، ثُمَّ
اشْتَرَى
بِهِ عَرْضاً
بَزًّا أَوْ
رَقِيقاً
أَوْ مَا
أَشْبَهَ
ذَلِكَ،
ثُمَّ بَاعَهُ
قَبْلَ أَنْ
يَحُولَ عَلَيْهِ
الْحَوْلُ
مِنْ يَوْمِ
أخرَجَ زَكَاتهُ(449/1)،
فَإِنَّهُ
لاَ يُؤَدِّي
مِنْ ذَلِكَ
الْمَالِ
زَكَاةً
حَتَّى
يَحُولَ
عَلَيْهِ الْحَوْلُ
مِنْ يَوْمَ
صَدَّقَهُ،
وَأَنَّهُ إِنْ
لَمْ يَبِعْ
ذَلِكَ
الْعَرْضَ
سِنِينَ،
لَمْ يَجِبْ
عَلَيْهِ فِي
شَيْءٍ مِنْ
ذَلِكَ
الْعَرْضِ
زَكَاةٌ،
وَإِنْ طَالَ
زَمَانُهُ،
فَإِذَا
بَاعَهُ
فَلَيْسَ
فِيهِ إِلاَّ
زَكَاةٌ
وَاحِدَةٌ(
imam Malik'den:
Biz Medine'illerin ittifakına göre ticaret eşyasının durumuyla ilgili hüküm
şudur:
Adam malının
zekatını verir, elinde kalan malla da eşya, patiska kumaş ve buna benzer bir
şeyler satın alır, sonra da bir sene dolmadan bunları satarsa, zekatını verdiği
günden itibaren bir sene geçmedikten sonra yeni bir zekat vermez. Eğer elindeki
eşyayı senelerce satamazsa; ne kadar süre sonra satarsa satsın (bu arada geçen
zaman için) zekat düşmez. Sattığı zaman yalnız bir senelik zekatını verir.
قَالَ
مَالِكٌ :
الأَمْرُ
عِنْدَنَا
فِي الرَّجُلِ
يَشْتَرِي
بِالذَّهَبِ
أَوِ الْوَرِقِ
حِنْطَةً
أَوْ تَمْراً
أَوْ
غَيْرَهُمَا
لِلتِّجَارَةِ،
ثُمَّ
يُمْسِكُهَا حَتَّى
يَحُولَ
عَلَيْهَا
الْحَوْلُ،
ثُمَّ
يَبِيعُهَا
أَنَّ
عَلَيْهِ
فِيهَا الزَّكَاةَ
حِينَ
يَبِيعُهَا
إِذَا بَلَغَ
ثَمَنُهَا
مَا تَجِبُ
فِيهِ
الزَّكَاةُ،
وَلَيْسَ
ذَلِكَ
مِثْلَ
الْحَصَادِ
يَحْصُدُهُ
الرَّجُلُ
مِنْ
أَرْضِهِ،
وَلاَ مِثْلَ
الْجِدَادِ.
îmam Malik'ten:
Yine biz Medine'illerin ittifakına göre, adam altın veya gümüş karşılığında
ticaret için buğday, hurma veya bunlara benzer bir şeyler satın alsa, bir sene
beklettikten sonra tekrar satınca elde ettiği para nisap miktarına ulaşırsa,
sattığı zaman zekatını verir. Bu tür alış verişlerin zekatı ziraat ürünleri
gibi ve ağaç kesimi gibi mahsul elde edilir edilmez alınmaz, bir süre beklemek
icap eder.
قَالَ
مَالِكٌ :
وَمَا كَانَ
مِنْ مَالٍ
عِنْدَ
رَجُلٍ
يُدِيرُهُ
لِلتِّجَارَةِ،
وَلاَ
يَنِضُّ
لِصَاحِبِهِ
مِنْهُ
شَيْءٌ
تَجِبُ
عَلَيْهِ
فِيهِ الزَّكَاةُ،
فَإِنَّهُ
يَجْعَلُ
لَهُ شَهْراً
مِنَ
السَّنَةِ
يُقَوِّمُ
فِيهِ مَا كَانَ
عِنْدَهُ
مِنْ عَرْضٍ
لِلتِّجَارَةِ،
وَيُحْصِي
فِيهِ مَا
كَانَ
عِنْدَهُ
مِنْ نَقْدٍ
أَوْ عَيْنٍ،
فَإِذَا
بَلَغَ
ذَلِكَ كُلُّهُ
مَا تَجِبُ
فِيهِ
الزَّكَاةُ،
فَإِنَّهُ
يُزَكِّيهِ.
İmam Malik'ten:
Bir adamın ticaret yapmak üzere bir miktar malı varsa ve bu mal adama hiçbir
gelir sağlamıyorsa zekatını vermesi gerekir. Onuniçin yılın bir ayını tayin
ederek ticaret eşyalarının bir tesbitlni yapar, malının ne kadarının nisaba
ulaşıp ne kadarının ulaşmadığının hesabını çıkarır. Şayet mallarının tamamının
toplamı nisap miktarına ulaşıyorsa zekatını verir.
وَقَالَ
مَالِكٌ :
وَمَنْ
تَجَرَ مِنَ
الْمُسْلِمِينَ
وَمَنْ لَمْ
يَتْجُرْ
سَوَاءٌ، لَيْسَ
عَلَيْهِمْ
إِلاَّ
صَدَقَةٌ
وَاحِدَةٌ فِي
كُلِّ عَامٍ،
تَجَرُوا
فِيهِ أَوْ
لَمْ يَتْجُرُوا.
imam Malik der
ki; Malı piyasaya sunup ticaret yapan ve yapmayan müslümanlar eşittir. İş
yapabilsin yapamasın, ticaret yapan her müslüman senede bir defa zekat verir.