SAHİH-İ MÜSLİM |
GİYİM VE SÜSLENME |
1 - باب:
تحريم
استعمال
أواني الذهب
والفضة في الشرب
وغيره، على
الرجال
والنساء
1/19- İÇMEK VE BAŞKA MAKSATLARDA
GÜMÜŞ VE ALTIN KAPLARI KULLANMANIN ERKEKLERE DE KADINLARA DA HARAM KILINDIĞI
BABI
1 - (2065) حدثنا
يحيى بن يحيى.
قال: قرأت على
مالك عن نافع،
عن زيد بن
عبدالله، عن
عبدالله بن
عبدالرحمن بن
أبي بكر
الصديق، عن أم
سلمة، زوج
النبي صلى
الله عليه
وسلم؛
أن
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم قال
(الذي يشرب في
آنية الفضة،
إنما يجرجر في
بطنه نار جهنم(.
5353-1/1- Bize Yahya b.
Yahya tahdis edip dedi ki: Malik'e Nafi'den rivayetini okudum. O Zeyd b.
Abdullah'tan, o Abdullah b. Abdurrahman b. Ebu Bekr es-Sıddik'den, o Nebi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zevcesi Om Seleme’DEN rivayet ettiğine göre
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gümüş kapta içen bir kimse
ancak kamına cehennem ateşini şinidatır" buyurdu.
Diğer tahric: Buhari,
5634; İbn Mace, 3413
(2065) - وحدثناه
قتيبة ومحمد
بن رمح عن
الليث بن سعد. ح
وحدثنيه علي
بن حجر
السعدي. حدثنا
إسماعيل (يعني
ابن عيلة) عن
أيوب. ح
وحدثنا ابن
نمير. حدثنا
محمد بن بشر. ح
وحدثنا محمد
بن المثنى.
حدثنا يحيى بن
سعيد. ح
وحدثنا أبو
بكر بن أبي
شيبة والوليد
بن شجاع. قالا:
حدثنا علي بن
مسهر عن
عبيدالله. ح
وحدثنا محمد
بن أبي بكر
المقدمي.
حدثنا الفضيل
بن سليمان.
حدثنا موسى بن
عقبة. ح
وحدثنا شيبان
بن فروخ.
حدثنا جرير
(يعني ابن
حازم) عن عبدالرحمن
السراج كل
هؤلاء عن
نافع. بمثل
حديث مالك بن
أنس. بإسناده
عن نافع وزاد
في حديث علي
ابن مسهر عن
عبيدالله (أن
الذي يأكل أو
يشرب في آنية
الفضة والذهب)
وليس في حديث
أحد منهم ذكر
الأكل والذهب.
إلا في حديث
ابن مسهر.
5354- .. ./2- Bunu bize
Kuteybe b. Said ve Muhammed b. Rumh da Leys b. Sa'd'dan tahdis etti. (H.) Bunu
bana Ali b. Hucr es-Sa'dİ de tahdis etti, bize İsmail-yani b. Uleyye- Eyyub'dan
tahdis etti. (H) Bize İbn Numeyr de tahdis etti, bize Muhammed b. Bişr tahdis
etti. (H.) Bize Muhammed b. el-Müsenna da tahdis etti, bize Yahya b. Said
tahdis etti. (H.) Bize Ebu Bekir b. Ebu Şeybe ve Velid b. Şuca'da tahdis edip
dediler ki: Bize Ali b. Mushir, Ubeydullah'dan tahdis etti. (H) Bize Muhammed
b. Ebu Bekr el-Mukaddemi de tahdis etti, bize Fudayl b. Süleyman tahdis etti,
bize Musa b. Ukbe tahdis etti. (H) Bize Şeyban b. Ferruh da tahdis etti, bize
Cerir -yani b. HfuimAbdurrahman b. es-Serrac'dan tahdis etti. Bunların hepsi
Nafi'den, Malik b. Enes'in hadisinin aynısını onun Nafi'den isnadı ile rivayet
etti. Ayrıca Ali b. Mushir'in Ubeydullah'dan hadisi rivayetinde: "Şüphesiz
gümüş ve altın kaplarda yiyen yahut içen" ibaresini de ziyade eyledi.
Fakat bunların hiçbirisinin hadisinde yemek ve altın -İbn Müshir'in hadisi müstesna-
sözkonusu edilmemektedir.
2 - (2065) وحدثني
زيد بن يزيد،
أبو معن
الرقاشي.
حدثنا أبو
عاصم عن عثمان
(يعني ابن مرة)
حدثنا عبدالله
بن عبدالرحمن
عن خالته أم
سلمة. قالت:
قال
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم (من شرب
في إناء من
ذهب أو فضة،
فإنما يجرجر
في بطنه نارا من
جهنم(.
5355-2/3- Bana Zeyd b.
Yezid, Ebu Ma'n er-Rekkaşi de tahdis etti, bize Ebu Asım Osman -yani b.
Murre'den- tahdis etti, bize Abdullah b. Abdurrahman teyzesi Um Seleme’DEN
şöyle dediğini tahdis etti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Altın
yahut gümüş bir kaptan içen bir kimse kamına ancak cehennemden (ateş)
şırıldatır" buyurdu.
AÇIKLAMA: (5353)
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Gümüş kaptan içen bir kimse ...
şırıldatır." Bir diğer rivayette (5354) "Gümüş ve altın kaptan yiyen
yahut içen" başka bir rivayette (5355) "kim altın yahut gümüş kaptan
içerse ... " buyurmaktadır.
Hadis lugat, garib (ül
hadis) alimleri ve başkaları "yucerciru: şırıIdatır" fiilindeki ikinci
cim harfinin kesreli okunacağını ittifak ile kabul etmişlerdir. Fakat ilk
rivayette "en-nar: ateş" deki re harfinin harekesi hususunda ihtilaf
etmişlerdir. Bu rivayette hem nasb hem ref olarak nakilde bulunmuşlardır. Bu
iki şekil de hem rivayette hem şarihlerin kitaplarında hem de Garib(ü'l-hadis)
ve lugat bilginleri arasında meşhur iki şekildir. Nasb şekli ise el-Ezheri ve
ondan başka diğer muhakkiklerin kesin olarak ifade ettikleri sahih ve meşhur
şekildir. Zeccac, Hattabi ve çoğunluk da bunu tercih etmişlerdir. Ayrıca bu
şekli üçüncü rivayetteki: "Kamına cehennem ateşini şırıldatır"
rivayeti desteklemektedir. Ayrıca biz bunu Ebu Avane el-İsferayini'nin
Müsnedi'nde ve el-Cadiyat'da Aişe (radıyallahu anha)'dan gelen rivayette:
''Ancak kamına ateş şırıldatır" diye rivayet etmiş bulunmaktadır. Diğer
taraftan bu hadis asıl nüshalarda da "cehennem" sözkonusu
edilmeksizin nasb ile "naran: ateş" diye kaydedilmiştir.
Hadisin manasına
gelince, nasb ile rivayete göre özne içen kişi olup bu özne
"şırıidatır" anlamındaki fiilde zamir olarak gizlidir. Yani bu kimse
karnına ardı arkasına gelen yudumlarla aşağı indirir, bu sırada da onun
şırıldama sesi işitilir. Şırıldama (cercera) ise boğazından geçiş esnasındaki
sesine denilir.
Ref ile (en-nar lafzının
ötreli okunmasına göre) ise o taktirde "ateş" lafzı özne olur. Bu da
ateş onun karnında böyle bir ses çıkartır demektir. Çünkü cercera ses çıkartmak
anlamındadır.
İçilen şeye
"ateş" denilmesi ise sonunda oraya varmasından dolayıdır.
Nitekim yüce Allah:
"Haksızlık ile yetimlerin mallarını yiyen kimseler ancak karınlarına ateş
yemiş olurlar" (Nisa, 10) buyruğu da bunun gibidir.
"Cehennem"
-Allah ondan ve her türlü beladan bize afiyet versin- hakkında el-Vahidi
şunları söylemektedir: Yunus'un ve nahivcilerin çoğunlukla söylediklerine göre
bu kelime acemi (Arapça olmayan) bir kelime olup, marife ve acemi bir kelime
oluşundan dolayı munsarıf değildir. Ona bu ismin verilişi ise dibinin derin
oluşundan dolayıdır. Nitekim bir kuyunun dibi derin ise "bi'run cehnamun"
denilir. Bazı dil bilginleri ise bu kelime haşinlik, sertlik anlamındaki
"el-cuhume"den türemiştir. Ona bu ismin veriliş sebebi azap
hususundaki sertlik ve haşinliginden dolayıdır. Allah en iyi bilendir.
Kadı Iyaz dedi ki:
Hadisten maksadın ne olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu acem olan ve
olmayan bu şekilde yeyip içmeyi adet haline getirmiş kafir hükümdarların
durumunu haber vermektedir denilmiştir. Nitekim başka bir hadiste: "bunlar
dünyada onlaradır, ahirette de size ait olacaktır" buyurulmaktadır. Yani
bunları dünyada onlar kullanırlar. Nitekim Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ipek elbise hakkında da: "Şüphesiz bunu ahirette bir payı olmayan
kimseler giyinir" buyurmuştur.
Maksadın Müslümanlara
bunu yasaklamak olduğu ve bu yasağı işleyen kimseler hakkında bu tehdidin
gerekli olacağı da söylenmiştir. Bununla birlikte Allah, böyle bir kimseyi af
da edebilir. Kadı Iyaz'ın açıklamaları bunlardır.
Doğrusu ise buradaki
yasağın Müslüman ve kafirler arasından altın ya da gümüş kaplarını kullanan
herkesi kapsadığıdır. Çünkü sahih olan kanaate göre kafirler de şeriatin fer'i
hükümlerine muhataptır. Allah en iyi bilendir.
Ayrıca Müslümanlar,
erkeğe de kadına da altın ve gümüş kaplarda yeyip içmenin haram kılındığı
üzerinde icma etmişlerdir. Bu hususta ilim adamla- . rından hiçbir kimse
muhalefet etmemişlerdir. Ancak mezhep alimlerimizden lrak'l-ı olanların
Şafii'nin haram olmayıp mekruh olduğuna dair naklettikleri kadim bir görüşü
bundan müstesnadır. Yine onlar Davud ez-Zahiri’DEN içmenin haram olduğu fakat
yemenin ve diğer kullanım şekillerinin caiz olduğu şeklindeki kanaatini de
nakletmiş bulunuyorlar. Bu iki nakil ise batıldır.
Davud'un görüşü hem
yemeyi hem içmeyi birlikte yasaklamaya dair bu hadislerin açık ifadelerine
karşı olduğu için ve ayrıca kendisinden önce gerçekleşmiş olan icma'ya aykırı
olduğu için batıldır. Mezhep alimlerimiz dedi ki: Altın ya. da gümüş kapların
yemek, içmek ve diğer maksatlar için kullanılmasının haram olduğu üzerinde icma
gerçekleşmiştir. Bundan ancak Davud'dan nakledilen görüş ile Şafii'nin kadim
görüşü müstesnadır. Fakat bu iki görüş de naslar ve icma ile reddolunur. Buna
ise ancak icma ve muhalefet hususlarında Davud'un görüşüne itibar edilir
diyenlerin kanaatlerine göre gerek duyulur. Aksi taktirde muhakkikler onun
kıyas hakkındaki kanaati bu niteliğini ihlal ettiğinden ötürü onun görüşüne
itibar edilmeyeceğini söylemişlerdir. Kıyas ise (bu gibi hususlarda) sözüne
itibar edilen müçtehidin şartlarından birisidir.
Şafii'nin kadim görüşüne
gelince, et-Takrib sahibi şunları söylemiştir:
Şafii'nin kadim
görüşündeki sözlerinin bağlamı onun kapların kendisinden yapıldığı altın ve
gümüşü n bizzat kendisinin haram olmadığını söylemek istediğine delildir.
Bundan dolayı o kadınlara süs eşyasını kullanmayı haram görmemiştir. Bizim
mezhep alimlerimizin mütekaddiminden olan et-Takrib sahibinin sözleri
bunlardır. O Şafii'nin metinlerini nakletmekte mezhep alimlerimizin en sağlam
ve güvenilir olanlarıdır. Diğer taraftan Şafii bu kadim görüşünden de
vazgeçmiştir.
Mezhep alimlerimize göre
de onların dışındaki diğer usül alimlerine göre de sahih kabul edilen kanaat
şudur: Müçtehid bir görüş ortaya atlıktan sonra ondan vazgeçecek olursa, artık
o eski görüş onun görüşü olarak kalmaz ve ona nisbet edilmez. İlim adamları der
ki: Kadim (eski) görüşü Şafii'ye ait olarak ancak mecazen zikredilip nisbet
edilir. Daha önce onun kabul ettiği kanaat budur diye kaydedilir. Yoksa bu onun
hali hazırdaki görüşüdür diye nakledilmez.
Böylelikle yaptığımız bu
açıklamalardan şu anlaşılmaktadır: Altın ve gümüş kaptan yemek, içmek, abdest
almak bunlardan birisinden yapılmış bir kaşıkla yemek yemek ya da bunlardan
birisinden yapılmış buhurdanlıktan koku sürünmek, bunlardan birisinden yapılmış
kapta küçük abdest bozmak ve bütün kullanım şekillerinin haram olduğu üzerinde
icma gerçekleşmiştir. Sürmedanlık, sürmedanlığın mili, koku kabı ve diğerleri
de bu kabildendir. Kabın küçük büyük olması arasında fark olmadığı gibi
haramlık hususunda erkek ve kadın arasında fark olmadığında da görüş ayrılığı
yoktur. Erkek ve kadın arasında ayırım yalnızca süslenmek hususundadır. Çünkü
erkeğim hanımı (cariye ise) efendisi için süslenmesi bir amaçtır.
Mezhep alimlerimiz der
ki: Altın ve gümüşten yapılmış bir kavanozdan gül suyu kullanmak ve koku sürünmek
de haramdır. Eğer altın ya da gümüş bir kapta bir yemek ile karşı karşıya
kalırsa yemeği onların dışında bir başka kaba çıkartıp koyar ve o kaptan yer.
Şayet bir başka kap yoksa mümkünse yemeği bir ekmeğin üzerine koyarak yer. Eğer
gümüş bir kavanoz içinde bulunan yağdan sürülmek ile karşı karşıya kalırsa onu
sol eline döksün sonra sol elinden sağ eline dökerek onu kullansın.
Mezhep alimlerimiz dedi
ki: Dükkanları, evleri, meclisleri altın ve gümüş kaplarla süslemek de
haramdır. Doğru olan budur. Bazı mezhep alimlerimiz bunu caiz görmüşlerse de
diğerleri bu yanlıştır demişlerdir. Şafii ve mezhep alimlerimiz der ki: Altın
veya gümüş bir kaptan abdest alıp yahut gusledecek olursa yaptığı bu fiil ile
asi olur ama abdesti ve guslü sahihtir. Mezhebimizin kabul ettiği görüş budur.
Malik, Ebu Hanife ve Davud dışında genel olarak bütün alimler böyle demiştir.
Davud ise bunun sahih olmayacağını söylemiş ise de doğrusu sahih olduğudur.
Aynı şekilde böyle bir kaptan yeyip yahut içecek olursa bu fiili ile günahkar
olur fakat yenilen ve içilen şey haram olmaz. Bütün bunlar tercih yapabileceği
durumda sözkonusudur. Şayet zaruret halinde bir kap kullanmaya mecbur olmakla
birlikte altın ya da gümüşten başkasını bulamayacak olursa, böyle bir zaruret
halinde o kabı kullanabileceğinde görüş ayrılığı yoktur. Mezhep alimlerimiz
bunu açıkça ifade ederek tıpkı zaruret halinde meytenin (leşin) mübah olduğu
gibidir. Yine mezhep alimlerimiz böyle bir kabı satacak olursa satış sahih
olur. Çünkü onun maddesi temizdir. Mesela külçe haline getirilmek sureti ile
ondan yararlanmak mümkündür demişlerdir.
Kullanmamak üzere bu
gibi kaplan edinmeye gelince, Şafii'nin ve mezhep alimlerimizin bu hususta
ihtilafı vardır. Ama sahih olan haram olduğudur. İkinci görüşe göre ise
mekruhtur. Eğer bunun mekruh olduğunu kabul edersek böyle bir kabı yapan bir
kimse ücret almayı da hak eder. Böyle bir kabı kıran kimseye bu kırmanın sebep
olduğu değer eksikliğini karşılığını ödemesi gerekir. Aksi taktirde bunlar
gerekmez.
Oldukça değerli camdan
yapılmış kaplara gelince, icma ile haram değildir. Yakut, zümrüt, firuze ve
buna benzer değerli taşlardan yapılmış kaplara gelince, mezhep alimlerimizin
kabul ettikleri daha sahih olan görüşe göre bunları kullanmanın caiz olduğudur.
Aralarından bunları kullanmayı haram görenler de vardır. Allah en iyi bilendir.
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan: