DEVAM: 15. KEFAETLER (DENKLİKLER) DİN HUSUSUNDADIR
حدثنا
إبراهيم بن
حمزة: حدثنا
ابن أبي حازم،
عن أبيه، عن
سهل قال:
مر
رجل على رسول
الله صلى الله
عليه وسلم
فقال: (ما
تقولون في
هذا). قالوا:
حري إن خطب أن
ينكح، وإن شفع
أن يشفع، وإن
قال أن يسمع.
قال: ثم سكت،
فمر رجل من
فقراء
المسلمين،
فقال: (ما
تقولون في
هذا). قالوا:
حري إن خطب أن
لا ينكح، وإن
شفع أن لا
يشفع، وإن قال
أن لا يسمع.
فقال رسول
الله صلى الله
عليه وسلم:
(هذا خير من
ملء الأرض مثل
هذا)
[-5091-] Sehl'den, dedi ki: "Bir adam Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve
Sellem'in yanından geçip gitti. Bu adam hakkında ne dersiniz, diye sordu.
Ashab: Bu adam bir kıza talip olursa onunla evlendirilmeye, bir
şefaatte (iltimasta) bulunursa, o şefaati kabul edilmeye, konuşursa da
dinlenilmeye layık birisidir, dediler.
(Sehl) dedi ki: Sonra sustu. Biraz sustu. Müslümanların
fakirlerinden bir adam geçince: Bu adam hakkında ne dersiniz, diye sordu.
Onlar:
Bir kıza evlenmek için talip olursa nikahlanmamaya, şefaat
(iltimasta) bulunmak isterse şefaati kabul olunmamaya, konuşursa da
dinlenilmemeye layıktır dediler.
Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: Bu,
ötekinden yeryüzü dolusu kadar daha hayırlıdır, diye buyurdu."
Bu hadis 644 7 numara ile gelecektir
Fethu'l-Bari Açıklaması:
"Kefaetler dindedir." el-Ekfa' kelimesi
"kufv"in çoğuludur. Benzer ve denk anlamındadır. Dinde denkliğin
aranacağı hususu üzerinde ittifak edilmiştir. Bu sebeple Müslüman bir kadın
asla bir kafire helal olmaz.
"Ve o sudan bir insan yaratan, ondan neseb ve sıhrı
akrabaları çıkaran O'dur."(Furkan, 54) İmam Malik kefaetin (evlenecek
eşler arasındaki denkliğin) sadece dine has olduğunu açık bir şekilde ifade
etmiş bulunmaktadır. Aynı zamanda bu görüş İbn Ömer ve İbn Mesud'dan da
nakledilmiştir. Tabiınden de Muhammed İbn Sırın ve Ömer İbn Abdulaziz'den bu
görüş nakledilmiştir.
Cumhur neseb hususunda da kefaetin göz önünde bulundurulacağını
kabul etmektedir. Ebu Hanife dedi ki: Kureyş birbirine denktir. Araplar da aynı
şekildedir. Fakat Arap olmayan bir kimse Araplara denk (küfv) olmadığı gibi,
Araplardan da herhangi bir kimse Kureyşlilere denk değildir. Bu aynı zamanda
Şafiilerin de bir görüşüdür. Sahih olan ise Haşim ve Muttaliboğullarının
diğerlerine göre daha önde olduklarıdır. Bunun dışındakilerin hepsi ise
birbirine denktir.
Sevri dedi ki: Meval1'den olan bir kimse, Arap bir kadınla
nikahlanacak olursa bu nikahı feshedilir. Bir rivayete göre Ahmed de bu görüşü
benimsemiştir. Şafii ise orta yol tutarak şöyle demektedir: Birbirlerine denk
olmayanların nikahı haram değildir ki, bundan dolayı yapılmış olan bir nikahı
reddedeyim. Ancak bu, kadına ve velilere karşı işlenmiş bir kusurdur. Onlar
buna razı olurlarsa nikah sahih olur ve onların kullanmadıkları bir hakkı
olarak kalır. Eğer velilerden bir kişi bu nikaha razı olmazsa onu feshedebilir.
Nakledildiğine göre nikahta veliliğin şart koşulması, kadının kendisine denk
olmayan birisi ile nikahlanmayı kabul etmek suretiyle değerini düşürmemesi
içindir.
Kefaet hususunda nesebin de göz önünde bulundurulacağını
belirten herhangi bir hadis sabit olmamıştır.
"Nebi sa1Ia11ahu a1eyhi ve sellem'in Zeyd (yani İbn
Harise'yi) evlatlık edindiği gibi."
"Salim'i bir evladımız olarak görüyorduk." el-Berkanı
bu rivayette Buhari'nin hocası Ebu'l-Yeman yolu ile Ebu Davud da Yunus'un
ez-Zührı'den diye naklettiği rivayetinde şu fazlalık vardır: "O benimle ve
Ebu Huzeyfe ile birlikte aynı odada kalırdı. Beni üstüm başım açık gördüğü de
olurdu." Kasıt, iş yaparken ki elbiselerinin iş dolayısıyla üzerinden
açıldığı halde kendisini görmüş olduğudur.
" ... diye hadisi zikretti." Yani onun geri kalan
kısmını el-Berkanı ve Ebu Davud şöylece zikretmektedirler: "Bu husustaki
görüşün nedir? Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona: Süt emzir dedi. O da
Salim'e beş defa süt emzirdi. Böylelikle Salim onun süt çocuğu durumunda oldu."
Buna dayanarak Aişe de erkek ve kız kardeşlerinin kızlarına
kendisini görmelerini, huzuruna girmelerini uygun gördüğü kimselere -yaşça
büyük olsa dahi- beş defa süt emzirmelerini söyler ve bu kimseler de onun
huzuruna girerdi. Ama Ümmü Seleme ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in diğer
zevceleri, beşikte iken süt emmemiş olduğu takdirde herhangi bir kimsenin
huzurlarına girmelerine izin vermeyi kabul etmemişler ve Aişe'ye şöyle
demişlerdir: Allah'a yemin ederiz, biz bilemiyoruz. Belki bu, Rasulullah Sallallahu
Aleyhi ve Sellem'in diğer insanları dışarıda tutarak, sadece Salim'e vermiş
olduğu bir ruhsattır.
Zubeyr'in kızı DuMa'nın başından geçen olay ile ilgili Aişe'nin
rivayet ettiği (babdaki) ikinci hadis ile ilgili açıklamalar, daha önce Hac
bölümündeki Muhsar ile ilgili bablarda geçmiş bulunmaktadır.
Bu hadisten anlaşıldığına göre yemin kastı gütmeksizin söz
arasında yemin etmek caizdir.
Kadının farz olan haccı eda etmek için kocası ile danışması
vacip değildir.
Böyle denilmiş olmakla birlikte, bu, farz haccını engellemesinin
kocası için caiz olmaması, ondan izin istemesi gereğini de kaldırmaz.
"Malı ve şerefi dolayısıyla" ... Buradan anlaşıldığına
göre, soylu ve şerefli bir kimsenin aynı şekilde soylu birisi ile evlenmesi
müstehabtır. Ancak dindar olmayan soylu bir kadını nikahlamak ile dindar
olmakla birlikte soyu o derecede bulunmayan bir kimseyi nikahlamak arasında
seçim yapması gerektiği takdirde dindar olanın öncelenmesi sözkonusudur. Bütün
niteliklerde de aynı ilke uygu-
"Güzelliği" ... Buradan da güzel olan kadınla
evlenmenin müstehab olduğu anlaşılabilir. Ancak mütedeyyin olnayan güzel bir
kadın ile mütedeyyin olup güzel olmayan kadından birisini tercih etmek
durumunda kalması hali müstesna. Bununla birlikte dindarlıkları eşit olursa, güzelolanla
evlenmek daha uygundur. "Vasıfları, nitelikleri güzel bir kadın" da
"güzel kadın" tabirinin kapsamında görülür. Mehrinin ağır ve külfetli
olmaması da bunlar arasındadır.
"Sen dindar olanı seç." Cabir yoluyla gelen bu hadisin
rivayetinde: "Sen dindar olanı nikahlamaya bak" şeklindedir. Buyruğun
anlamı da şudur: Dindar ve mürüwet sahibi olana yakışan, her hususta dindarlığı
göz önünde bulundurmasıdır. Özellikle de uzun bir süre beraber kalınacaklar
için bu böyledir. Bu sebeple Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona istenen
vasıfların en ilerisi olan dinine bağlı olan hanım ile evlenmeyi emir
buyurmuştur.
İbn Mace'de yer alan Abdullah İbn Amr'ın rivayet ettiği hadise
göre Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: "(Sırf) güzellikleri için kadınlarla
evlenmeyiniz. Belki onların güzellikleri onları aşağılara düşürür. -Yani onları
helake götürür.- Kadınlarla malları için de evlenmeyiniz. Çünkü malları
serkeşlik etmelerine sebep olabilir. Fakat dindarlıkları sebebiyle onlarla
evleniniz. Şüphesiz dindar ve siyah i bir cariye (dindar olmayandan) daha
faziletlidir."
"Elleri toprakla dolasıca" ... Yani ellerin toprağa
değsin. Bu tabir fakirlikten kinayedir. Kip olarak dua anlamında haberdir.
Fakat bu sözle ifade ettiği hakikat anlamı kastedilmez. el-Umde müellifi bunu
bu şekilde açık olarak dile getirmiştir. Başkası da şunu eklemektedir: Nebi
Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir Müslüman hakkında bu sözü söylemesi halinde
bu duası kabul olunmaz. Çünkü onun (duasının kabulolunması için) Rabbine
koştuğu şarta aykırıdır.
Kurtubı dedi ki: Hadisin anlamı şudur: Bu dört özellik, bir
kadın ile evlenmeyi daha çok isteten hususlardandır. Bu buyruk, mevcut olan
dun•ın hakkında bir haberdir. Yoksa emir anlamında değildir. Hatta zahiri bütün
bu soepler dolayısıyla nikahlama maksadını gütmenin mubah olduğunu
göstermektedir. Ancak din dolayısıyla nikahlamayı kastetmek daha uygundur. Bu
hadisten hareketle, denkliğin kabul edileceği esasların bunlar olacağı, yani
denkliğin sadece bu hususlara münhasır olduğu zannedilmemelidir. Bildiğim
kadarıyla ilim adamları kefaetin ne olduğu hususunda farklı görüşlere sahip
iseler de, bu kimsenin ileri sürdüğü bir görüş değildir.
باب: الأكفاء
في المال
وتزويج المقل
المثرية.
16. MAL BAKIMINDAN BİRBİRLERİNE DENK
SAYILANLAR VE MALI AZ ERKEĞİN, MALI ÇOK KADIN İLE EVLENDİRİLMESİ
حدثني يحيى
بن بكير:
حدثنا الليث،
عن عقيل، عن
ابن شهاب قال:
أخبرني عروة:
أنه
سأل عائشة رضي
الله عنها:
{وأن خفتم ألا
تقسطوا في
اليتامى}.
قالت: يا ابن
أختي، هذه
اليتيمة تكون
في حجر وليها،
فيرغب في
مالها وجمالها،
ومالها،
ويريد أن
ينتقص
صداقها،
فنهوا عن
نكاحهن إلا أن
يقسطوا في
إكمال
الصداق، وأمروا
بنكاح من
سواهن قالت:
واستفتى الناس
رسول الله صلى
الله عليه
وسلم بعد ذلك،
فأنزل الله:
{ويستفتونك في
النساء - إلى -
وترغبون أن
تنكحوهن}
فأنزل الله
لهم: أن
اليتيمة إذا كانت
ذات جمال ومال
رغبوا في
نكاحها
ونسبها في
إكمال
الصداق، وإذا
كانت مرغوبة
عنها في قلة
المال
والجمال،
تركوها
وأخذوا غيرها
من النساء،
قالت: فكما
يتركونها حين
يرغبون عنها،
فليس لهم أن
ينكحوها إذا
رغبوا فيها، إلا
أن يقسطوا لها
ويعطوها حقها
الأوفى في الصداق.
[-5092-] Urve'den rivayete göre o: "Aişe R.A.a'ya:
"Eğer yetim kızlar hakkında adalet yapamayacağınızdan
korkarsanız."(Nisa, 3) ayeti hakkında soru sordum. Ona dedi ki:
Ey kardeşimin oğlu! Bu, velisinin himayesinde bulunan ve velisi
tarafından güzelliği ve malı dolayısıyla nikahlanmak istenen yetim kızlar
hakkındadır. Velisi (onunla nikahlanmak isteyince) onun mehrini eksik vermek
ister. İşte onların mehirlerini eksiksiz vermek suretiyle ad aletli
davranmaları hali dışında bu kızları nikahlamaları onlara yasaklandı ve onların
dışındakileri nikahlamaları emrolundu.
(Devamla) dedi ki: Daha sonra insanlar Rasulullah Sallallahu
Aleyhi ve Sellem'den fetva sordular. Yüce Allah da: "Senden kadınlar
hakkında fetva isterler ... "(Nisa, 127) buyruğunu, " ... ve
kendilerini nikahlamayı istediğiniz öksüz kızlar ile küçük çocuklar ve yetimler
hakkında ... "(Nisa, 127) buyruğuna kadar indirdi. Allah onlara şu hükmü
indirmiş oldu: Yetim bir kız eğer güzel ve varlıklı olduğu takdirde onu
nikahlamayı istiyor, nesebini de beğeniyoriarsa mehrini tamamlamalarını, eğer
malı ve güzelliği az olduğu takdirde onu beğenmiyorlarsa terk etmelerini, ondan
başka bir kadın almalarını söylüyor.
(Aişe) dedi ki: Onu nikahlamayı arzulamadıkları vakit nasılonu
terk ediyorlarsa, onu nikahlamak istediklerinde de -ona karşı adaletli
davranarak mehir hakkını ona eksiksiz vermedikçe- onu nikahlayamayacaklarını
bildirmiş oldu."
Fethu'l-Bari Açıklaması:
"Mal bakımından birbirlerine denk sayılanlar ve malı az
erkeğin, malı çok kadın ile evlendirilmesi." Mal bakımından denkliğin göz
önünde bulundurulması hususunda, denkliğin şart olduğunu kabul edenler arasında
görüş ayrılığı vardır. Şafiilere göre en meşhur olan görüş, bunun muteber
olmayacağıdır. el-İfsah müellifi Şafii’den şöyle dediğini nakletmektedir:
Denklik, din, mal ve nesep hususlarındadır. Ebu't-Tayyib
es-Saymari ve bir topluluk, bunun göz önünde bulundurulacağını kesin bir dille
ifade ettiği gibi, çeşitli bölgelerdeki fukaha arasında el-Maverdi de buna
itibar etmiştir. Bu husustaki görüş ayrılığının sadece mal ile övünmeyip, nesep
ile birbirlerine karşı övünen köylerde ve kırsal kesimlerde yaşayanlar hakkında
özellikle sözkonusuolduğu da söylenmiştir.
Hadise dair açıklamalar Nisa suresinin tefsirinde(4574.hadiste)
geçmiş bulunmaktadır. Hadis velinin, himayesi altında bulunan kızı, kendisi ile
evlendirebileceğine delil gösterildiği gibi, velinin evlendirme hakkına sahip
olduğu da anlaşılmaktadır. Çünkü yüce Allah velilere bu suretle hitap etmiştir.
Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.