YUSUF 5 |
قَالَ
يَا بُنَيَّ
لاَ
تَقْصُصْ
رُؤْيَاكَ عَلَى
إِخْوَتِكَ
فَيَكِيدُواْ
لَكَ كَيْداً إِنَّ
الشَّيْطَانَ
لِلإِنسَانِ
عَدُوٌّ مُّبِينٌ |
5.. Dedi ki:
''Oğulcağızım rüyanı kardeşlerine anlatma. Sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü
şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.
Bu buyruğa dair
açıklamalarımızı onbir başlık halinde sunacağız.
1- Tuzak kurmak:
2- Rüya'ya dair açıklamalar:
3- Rüyanın Nübuvvetin Bir Bölümü Olması
Ne Demektir?
4- Sadık Rüya Peygamberlikten Bir Parça
Olduğuna Göre Kafir ve Yalancıların Rüyası Ne Olur?
5- Sadık Rüya ile Öyle Olmayan Rüya
(Hulm):
6- Rüya ve Yorumu:
7- Çocuk Yaştaki Hz. Yusuf'un Rüyasının
Hükmü:
8- Rüya Kimlere Anlatılır.?
9- Müslümanın Sakıncalı Gördüğü
Hususlarda Kardeşini Uyarması ve Gıybetin Sınırı:
10- Rüyanın Müjde Oluşu:
11- Hoşa Gitmeyen Rüyalar:
1- Tuzak kurmak:
''Sonra sana bir tuzak kurarlar.''
yani seni öldürmek için bir hileye, bir yola başvururlar. Zira rüyanın te'vili
gayet açıktır. Belki şeytan onları, o takdirde sana bir suikast düzenlemeye
itebilir. Buyruktaki; "Sana" lafzındaki ''lam'' harfi te'kid içindir.
Nitekim ileride gelecek olan; "Eğer rüya yorumunu biliyorsanız'' (Yusuf.
43) buyruğundaki gibidir.
2- Rüya'ya dair
açıklamalar:
Rüya şerefli bir hal.
üstün bir makamdır. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır; ''Bendeın sonra
müjdeci şeylerden salih kimsenin gördüğü yahut kendisine gösterilen sadak ve
salih rüyadan başka bir şey kalmamıştır." Bir başka hadisinde şöyle
buyurmaktadır: ''Aranızda rüyası en doğru kişi, sözü en doğru olandır''
Peygamber (s.a.v.) de rüyanın nübuvvetin kırkaltı bölümünden bir bölüm olduğuna
hükmetmiştir. "Peygamberliğin yetmiş bölümünden bir bölüm" olduğu da
rivayet edilmiştir.
İbn Abbas (r.a)ın
rivayet ettiği hadiste ise "Peygamberliğin kırk bölümünden bir bölüm"
diye belirtilmiştir. İbn Ömer'in rivayet ettiği hadiste: "Kırkdokuz
bölümünden bir bölüm" Hz. Abbas yoluyla gelen hadiste:
"Peygamberliğin elli bölümünden bir bölüm" Enes yoluyla gelen
hadiste: "Yirmialtı bölümünden bir bölüm" Ubade b. es-Samit yoluyla
gelen hadiste:
"Peygamberliğin
kırkdört bölümünden bir bölüm" diye rivayet edilmiştir.
Ancak bunlar arasında
sahih olan kırkaltı bölümünden bir bölüm olduğu şeklindeki rivayettir. Sıhhat
itibariyle bundan sonraki rivayet ise yetmiş bölümünden bir bölüm şeklindeki
rivayettir. Müslim, Sahih'inde bu iki hadisin dışındakileri rivayet etmemiştir.
Diğer hadisleri ise başka hadis alimleri nakletmişlerdir. Bu açıklama İbn
Battal'a aittir.
Ebu Abdullah el-Mazeri
der ki': Hadis ehlince daha çok rivayet edilen ve daha sahih kabul edilen:
"Kırkaltı bölümünden bir bölüm" şeklindeki rivayettir.
Taberi der ki: Doğrusu
şunu söylemektir: Bu hadislerin hepsi veya çoğunluğu sahihtir ve bu hadislerin
herbirisinin makul bir açıklaması vardır. Mesela Hz. Peygamber'in: "O,
peygamberliğin yetmiş bölümünden bir bölümdür" şeklindeki buyruğu şu
demektir: Bu salih ve sadık bütün rüyalar hakkında genel bir ifadedir ve hangi
durumda olursa olsun, rüya gören her müslüman hakkında söz konusudur.
"Rüyanın kırk veya
kırkaltı bölümden bir bölüm" olduğunu belirten hadise gelince, o bununla
rüyayı gören kişinin, es-Sıddık Ebu Bekir hakkında sözü edilen durumda olan
kişiyi kastetmektedir. Buna göre aşırı soğukta bile abdestini iyice alan ve
hoşuna gitmeyen hususlarda Allah yolunda sabreden, bir namazı kıldıktan sonra
diğerini bekleyen bir kimsenin gördüğü salih rüya, Yüce Allah'ın izniyle-
peygamberliğin kırk bölümünden bir bölümdür.
Kimin de bizatihi durumu
bunun arasında bir yerde ise onun göreceği sadık rüya da bu iki bölüm arasında
değişir. Yani kırk bölümden birinden, altmış bölümden birisine kadar- ki
sınırlar arasında gider gelir ve yetmiş bölümden birinden daha aşağıya düşmez,
kırk bölümden bir bölüm olmaktan yukarıya da çıkmaz.
Ebu Ömer b. Abdi'l-Berr
de bu manaya işaret ederek şöyle demektedir: Rüyanın bölümleri ile ilgili bu
husustaki rivayetlerin farklılığı, bana göre birbirine zıt ve biri diğerini
reddeden bir ayrılık değildir. -Doğrusunu en iyi bilen Allahtır- Çüınkü salih
bir rüya, gören kimsenin durumuna, doğru sözlülüğüne, emaneti edaya, sağlam bir
dine ve güzel bir yakine sahib oluşuna göre değişebilir. İnsanların
belirttiğimiz bu niteliklerdeki farklılıklarına göre onların gördükleri rüyalar
da muhtelif sayılardaki bölümlerden birisi olabilir. Rabbine ibadette,
niyetinde, yakininde ve doğru sözlülüğünde ihlaslı ve samimi olan bir kimsenin
gördüğü rüya, daha doğru çıkar ve nübuvvetin bildirdiklerine daha yakındır.
Nitekim peygamberler de birbirlerinden daha faziletlidirler. Yüce Allah şöyle
buyurmaktadır: "Andolsun ki Biz, peygamberlerin kimini kiminden üstün
kılmışızdır. "(el-İsra, 55)
Derim ki: Böyle bir
açıklama değişik hadisleri bir arada telif edebilmektedir ve böyle bir
açıklama, onların bir bölümünü yorumlarken diğer bir bölümünü bir kenara
atmaktan daha uygundur. Bunu da Ebu Said el-Esfakusi (Sefakisi) bazı ilim
ehlinden naklederek şöyle demektedir: Hz. Peygamber'in: ''Peygamberliğin
kırkaltı bölümünden bir bölüm" ifadesinin anlamı şudur: Şanı Yüce Allah,
Muhammed (s.a.v.)'e peygamber olarak -İkrime ve Amr b. Dinar'ın İbn Abbas
(r.a.)'dan rivayetlerine göre- yİrmiüç yıl vahiy indirmiştir. İşte biz (Hz.
Peygamber"in nübuvvetten önce gördüğü sadık rüya dönemi olan) altı aylık
sürenin yirmiüç yıla oranını tesbit edecek olursak, bunun kırkaltı bölümden bir
bölüm olduğunu görürüz. İşte el-Mazerı de "el-Mu'lim" adlı eserinde
buna işaret etmiş, el-Konevi de Yunus Suresi'nin tefsirinde Yüce Allah'ın:
''Onlar için dünya hayatında da ... müjde vardır."
(Yunus, 64) buyruğunu
tefsiri sırasında bu görüşü tercih etmiştir.
Ancak bu görüş iki
açıdan yanlıştır. Birincisi Ebu Seleme'nin İbn Abbas ve Hz. Aişe'den vahyin
yirmi yıllık süre devam ettiği, Peygamber (s.a.v.)'in de kırk yaşında iken
peygamber olarak gönderilip Mekke'de on yıl kaldığına dair rivayetidir. Bu aynı
zamanda Urve, eş-Şa'bi', İbn Şihab, el-Hasen, Ata el-Horasani ve Said
el-Museyyeb'in -bu konuda ondan farklı rivayet de gelmiştir- kabul ettikleri
görüştür. Aynı zamanda Rabia ve Ebu Galib'in, Enes'ten rivayeti de budur. Bu
hadis sabit ise o takdirde böyle bir yorum da yanlış demektir.
2- Farklı bölümler
olduğunu belirten diğer hadislerin bir anlam ifade etmesi söz konusu olamaz.
3- Rüyanın Nübuvvetin
Bir Bölümü Olması Ne Demektir?
Rüyanın peygamberlikten
bir bölüm olmasının sebebi rüyada uçmak, cisimlerin değişmesi, gayb ilminden bazı
şeylere muttali olmak gibi imkansız ve beşeri aciz bırakan hususların
olmasından dolayıdır. Nitekim Hz. Peygamber hadisinde şöyle buyurmaktadır:
"Peygamberlik müjdeleyicilerinden geriye uykudaki sadık rüyadan başka bir
şey kalmadı"
Özetle sadık rüya Allah'tandır
ve peygamberliktendir. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: "İyi
rüya Allah'tandır, hulm (kötü rüya) da şeytandandır." Sadık rüyayı tasdik
etmek haktır, onu güzel bir şekilde tevil etmelidir. Hatta kimi rüyaların
te'vile (yoruma) dahi ihtiyacı olmaz. Bu gibi rüyalarda mü'minin imanını
arttıracak türden Yüce Allah'ın harikulade takdir ve lütufları da vardır. Bu
konuda rey ve eser ehlinden olup din ve hak ehli kimseler arasında görüş
ayrılığı yoktur, rüyayı ancak inkarcılar ile Mutezile'den çok az bir kesim
reddetmektedir.
4- Sadık Rüya
Peygamberlikten Bir Parça Olduğuna Göre Kafir ve Yalancıların Rüyası Ne Olur?
Sadık rüya
peygamberlikten bir bölüm olduğuna göre kafir, yalancı ve hakkı batıla
karıştıran kimse sadık rüya görmeye nasıl ehil olabilir? üstelik kimi kafirler
ile öyle olmamakla birlikte dininden razı olunmayan başka kimseler, gerçekten
sadık ve doğru rüyalar görmüşlerdir. Mesela (Yüsuf Süresi'nde sözü edilen) ve
yedi inek gören hükümdar, (Hz. Yüsuf ile birlikte) hapishanedeki iki gencin
rüyası, Danyal'ın, hükümdarlığının elinden gideceği şeklinde yorumladığı Buhtu
Nassar'ın rüyası, Peygamber (s.a.v.)in ortaya çıkışına dair Kisra'nın rüyası,
Rasülullah (s.a.v.)ın halası Atike'nin kafir iken Hz. Peygamber hakkında
gördüğü rüya. Diğer taraftan Buhari'nin "hapistekilerin rüyası" diye
başlık açmasına dair ne söyleriz? diye sorulacak olursa, cevabımız şudur:
Kafir, facir, fasık ve
yalancıların kimi zaman rüyaları doğru çıksa bile onların bu rüyalarının vahiy
ya da nübuvvetten bir bölüm olması söz konusu değildir. Zira gaybe dair
söylediği bir sözde doğru söyleyen her kişinin verdiği bu haberi nübuvvet
olamaz. Nitekim En'am Süresi'nde de (59. ayet, 2. başlıkta) kahin ve benzeri
diğer kimselerin bazen hak bir sözü haber verip bunda doğru söyleyebileceğine
dair açıklamalar geçmişti. Ancak bu durum son derece nadir ve az görülen bir
durumdur. işte böylelerinin rüyası da bu kabildendir.
el-Mühelleb der ki:
Buhari'nin böyle bir başlık kullanması, müşriklerin rüyasının da sadık (doğru
çıkan) bir rüya olmasının mümkün olduğuna işaret etmek içindir. Nitekim
hapishanedeki iki gencin rüyası da bu şekilde idi. Ancak böyle bir rüyanın
mü'minin rüyasının izafe edildiği gibi nübuvvete izafe edilmesi caiz değildir.
Zira doğru bir şekilde te'vil edilebilen herbir rüyanın nübuvvetten bir bölüm
kabul edilmesi doğru olamaz.
5- Sadık Rüya ile Öyle
Olmayan Rüya (Hulm):
Yüce Allah'a izafe
olunan (Allah tarafından gösterilen) rüya, her türlü karışıklıktan ve vehimden
arınmış ve te'vili (yorumu) Levh-i Mahfuz'dakine uygun düşen rüya demektir.
Karmakarışık haberler ihtiva eden tevili kolay kolay mümkün olmayan rüyalara da
"hulm" denilir ki, şeytana izafe olunan rüya budur. Bu rüyaya
karmakarışık (dığs) adının veriliş sebebi, bunda birbiriyle çelişen şeyler olduğundan
dolayıdır. el-Mühelleb de bu anlamda açıklamıştır.
Rasulullah (s.a.v.) da
rüyayı bu konuda söz söylemiş herhangi bir kimsenin açıklamasına gerek
bırakmayacak şekilde kısımlara ayırmıştır. Avf b. Malik (r.a), Rasulullah
(s.a.v.)dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Rüya üç türlüdür.
Bunlardan birisi şeytanın Adem oğlunu kederlendirmesi için gösterdiği dehşetli
şeylerdir. Bir bölümü ise mü'minin uyanıkken üzülüp ihtimam gösterdiği ve
uykusunda gördüğü şeylerdir. Bir bölümü de nübuvvetin kırkaltı bölümünden bir
bölümdür." (Hadisi Avf b. Malik'ten rivayet eden Ebu Abdullah Müslim b.
Mişkem) dedi ki: Ben: Sen bunu Rasulullah (s.a.v.)tan mı işittin? dedim. O da:
Evet ben bunu Rasulullah (s.a.v.)dan işittim, dedi.
6- Rüya ve Yorumu:
"Dedi ki: Oğulcağızım!
Rüyanı kardeşlerine anlatma ... " ayetinde geçen "rüya"
kelimesi; "Uykuda gördü" kelimesinin mastarı olup "sükya ve
büşra" kelimeleri gibi "fu'la" ve zni nde bir kelimedir.
Sonundaki "elif" te'nis için olduğundan dolayı munsarıf bir kelime
değildir.
ilim adamları rüyanın
gerçek mahiyeti hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Rüyanın herhangi bir
afetin (olumsuz etkenin) söz konusu olmadığı cüzlerdeki -derin uyku vb. gibi-
bir idrak olduğu söylenmiştir. Bundan dolayı rüya çoğunlukla -uyku baskınlığının
az olması, dolayısıyla- gecenin sonunda görülür. Yüce Allah rüya görene yeniden
hasıl olan bir bilgi halkeder. İdrakin sahih olabilmesi için de o gördüğü şeyi,
gördüğü şekilde onun için halkeder. İbnu'l-Arabi der ki: Uykuda ancak uyanıkken
idrak edilmesi sahih olan şeyler görülür. Bundan dolayı rüyada hiçbir şekilde
hem ayakta, hem oturan bir kişi görmez. Ancak olması mümkün ve mutad olan
şeyler görebilir.
Denildiğine göre Yüce
Allah'ın uyuyan kimsenin idrak mahalline görülen şeyleri sunduğu bir meleği
vardır. Bu melek rüya görene hissedilebilen suretler gösterir. Bu suretler kimi
zaman varlık aleminde meydana gelen uygun misaller olur, kimi zaman da
hissedilemeyen, akıl ile idrak olunabilen bir takım manevi şeyler olur. Her iki
durumda da rüya ya müjdeleyici veya (korkutup) uyarıcı olur. Peygamber
(s.a.v.), Müslim'in, Sahih'inde ve başka hadis kitaplarında yer alan bir
hadiste şöyle buyurmaktadır: "Rüyamda siyah saçları karmakarışık bir
kadının Medine'den Mehyaa (Şamlıların ihrama girme yeri olan el-Cuhfe'nin diğer
adı) çıktığını gördüm ve ben bunu humma diye yorumladım. ''
Yine bir başka hadiste
şöyle buyurmaktadır: "Ben kılıcımın da ön tarafının koptuğunu ve bazı
ineklerin de boğazlandığını gördüm. Bunları Ehl-i beytimden birisinin
öldürüleceği şeklinde te'vil ettim. İnekleri ise ashabımdan öldürülecek
kimseler olarak yorumladım."; "Ve ben elimi oldukça sağlam bir zırha
soktuğu mu gördüm, onu da Medine diye yorumladım. "; "Elimde iki
bilezik olduğunu gördüm. Bunları da benden sonra çıkacak iki yalancı
(peygamber) olarak yorumladım.''
Ve buna benzer bir takım
misallerin verildiği başka rüyalar. Bunların kimisinin manası (yorumu)
öncelikle çabucak bilinir, anlaşılır. Kimisinin ise yorumu ancak belli bir süre
düşündükten sonra anlaşılır. Yusuf (a.s) zamanında ise bilinen kişinin
rüyasında gördüğü inekleri Hz. Yusuf "yıllar" diye yorumlamıştı.
Onbir yıldızı, güneşi ve ayı da (babası) kardeşleri ve ebeveyni diye
yorumlamıştı.
7- Çocuk Yaştaki Hz.
Yusuf'un Rüyasının Hükmü:
Yusuf (a.s) rüyasını
gördüğünde küçük bir çocuktu. çocuğun fiilinin hükmü yoktur. O halde nasıl
belli bir hüküm ifade eden bir rüyası olur ve hatta babası ona:
"Rüyanıkardeşlerine anlatma" der, diye sorulursa cevab şudur: Rüya
önceden de açıkladığımız gibi bir hakikati idrak etmektir, dolayısı ile küçük
çocuğun gördüğü rüya, uyanıkken onun gerçek idraki gibidir. Çocuk gördüğü bir
şeyi haber verirse bu sözünde doğru söylediğine göre, rüyada gördüğü şeyi
bildirmesi de böyledir. Şanı Yüce Allah, Hz. Yusuf'un rüyasını bize bildirmiş
ve aynen gördüğü gibi rüyasının da gerçekleştiğini haber vermiştir. Bu konuda
ileri sürülebilecek bir itiraz olamaz. Hz. Yusuf'un o sırada oniki yaşında
olduğu da rivayet edilmiştir.
8- Rüya Kimlere
Anlatılır.?
Bu ayet-i kerime,
rüyanın şefkatli olmayan, samimi olarak kişinin iyiliğini istemeyen ve rüyayı
doğru dürüst yorumlayamayan kimselere anlatılamayacağı hususunda asıl bir
delildir. Ebu Rezın el-Ukaylı'nin rivayetine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur: "Rüya peygamberliğin kırk bölümünden bir bölümdür.";
"Rüya o rüyayı gören kişi, onu anlatmadığı sürece bir kuşun kanadına
asılıdır. O rüyayı anlattı mı oradan düşer. O bakımdan rüyanızı ancak aklı
başında bir kimseye yahut (sizi) sevene veya (size) karşı (samimi olana)
anlatınız." Bu hadisi Tirmizı rivayet etmiş olup hakkında: Hadis hasen,
sahihtir, demiştir. Ebu Rezın'in adı ise Lakıt b. Amir'dir.
İmam Malik'e şöyle
soruldu: Herkes rüyayı yorumlayabilir mi? O: Peygamberlik ile mi oynanacak,
diye cevap verdi. Yine Malik şöyle demektedir: Rüyayı ancak rüya yorumunu iyi
bilen bir kimse yorumlayabilir. Eğer o görüşüne göre hayır bir şey bilirse onu
bildirsin, hoşlanılmayan bir şeyolduğu görüşüne sahib olursa ya hayır söylesin
yahut sussun. Bu sefer: Peki, rüya ona göre hoş olmayan bir yoruma delalet
ediyorsa? "Rüya onun yorumuna göre çıkar" denildiğinden ötürü yine
hayra göre mi yorumlayacak? sorusuna da: Hayır diye cevab verdikten sonra
şunları ekler: Rüya peygamberlikten bir bölümdür, peygamberlikle oynanamaz.
9- Müslümanın
Sakıncalı Gördüğü Hususlarda Kardeşini Uyarması ve Gıybetin Sınırı:
Bu ayet-i kerimede
müslüman bir kimsenin, müslüman bir kardeşini, hakkında korktuğu şeyden
sakındırmasının mübah olduğuna ve bunun gıybetin kapsamına girmediğine delil vardır.
Çünkü Ya'kub (a.s), Hz. Yusuf'u rüyasını kardeşlerine anlatmaktan sakındırmış,
ona bir kötülük yapabilecekleri konusunda uyarmıştır.
Yine bu ayet-i kerimede
kıskançlık, hile ve tuzak şeklinde zarar vereceğinden korkulan kimselerin
huzurunda nimeti açığa vurmaktan vazgeçmenin caiz olduğuna da delil vardır.
Nitekim Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur: "İhtiyaçlarınızın
başarıya ulaşmasını sağlamak için gizliliğin yardımını alınız. Çünkü herbir
nimet sahibi kıskanılır."
Yine bu ayet-i kerimede
Hz. Ya'kub'un rüya yorumunu çok iyi bildiğine açık bir delil vardır. Çünkü Hz.
Ya'kub -bu hususta kendisi herhangi bir şeye aldırmaksızın- Hz. Yusuf'un
kardeşlerine üstün geleceğini bilmişti. Çünkü kişi oğlunun kendisinden daha
hayırlı olmasını arzu eder, fakat kardeş aynı şeyi kardeşi için istemez. Yine
bu, Hz. Ya'kub'un oğullarının Hz. Yusuf'u kıskandıklarını ve ona karşı
içlerinde buğz beslediklerini farketmiş olduğunu göstermektedir. O bakımdan Hz.
Yusuf'a rüyasını bu rüyanın kalplerine yer ederek onu öldürmek için bir hileye
başvuracaklarından korktuğu için kardeşlerine anlatmamasını söylemişti. Hem
bundan, hem de onların Hz. Yusuf'a yaptıklarından, kardeşlerinin o sırada henüz
peygamber olmadıklarının delili vardır.
Taberi'nin, İbn Zeyd'e
mektubunda ise bunların peygamber oldukları nakledilmektedir. Ancak
peygamberlerin dünyevi sebepler dolayısıyla kıskançlık, babalarına karşı
gelmeleri, mü'mini ölüme maruz bırakmak, onu öldürmek için komplo hazırlamak
gibi hususlardan uzak ve masum olduklarına dair kat'i hüküm bu görüşü
reddetmektedir. Kardeşlerinin o sırada peygamber olduklarını söyleyenlerin
görüşleri önemsenemez. Bununla birlikte aklen herhangi bir peygamberin
yanılması imkansız değildir. Şu kadar var ki böyle bir yanılma (kabul edilirse)
pek çok büyük günahı bir arada toplamaktadır. Müslümanlar ise peygamberlerin
büyük günahtan korunmuş (masum) olduklarını icma ile kabul etmişlerdir. Ancak
daha önceden de geçtiği gibi ve ileride de geleceği üzere küçük günahlar
konusunda farklı görüşleri vardır.
10- Rüyanın Müjde
Oluşu:
Buhari, Ebu Hureyre
(r.a)nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasulullah (s.a.v.)ı şöyle buyururken
dinledim: "Peygamberlikten ancak mübeşşirat (müjdeleyiciler) kalmış
bulunuyor." Mübeşşirat nedir? diye sormaları üzerine, Hz. Peygamber:
"Salih rüyadır." diye buyurdu.
Bu hadis-i şerifin
zahiri, rüyanın mutlak olarak müjde olduğuna delil ise de durum esası
itibariyle böyle değildir. Çünkü sadık rüya, bazen Yüce Allah tarafından bir
uyarıcı olabilir ve o rüyayı göreni hiç de sevindirmeyebilir. Ancak Yüce
Allah'ın böyle bir rüyayı mü'mine göstermesi ona bir şefkat ve rahmetinin bir
tecellisidir. Böylelikle mü'min gerçekleşmeden önce başına gelecek belaya
hazırlanmış olsun. Şayet kendisi bunu anlayıp kendi kendisine yorumlayabilirse
mesele yok. Aksi takdirde bu konuda ehil olan kimseye yorumunu sorup
öğrenebilir.
İmam Şafii de Mısır'da
bulunduğu sırada Ahmed b. Hanbel'in mihnetine delalet eden bir rüya görmüştü.
Buna hazırlanması için o da gördüğü bu rüyayı yazarak haber vermişti. Daha önce
Yunus Suresi'nde de Yüce Allah'ın:
"Onlar için dünya
hayatında da ... müjde vardır. "(Yunus, 64) buyruğunda bunun salih (doğru
çıkan) rüya olduğuna dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. İşte bu ve
Buhari'nin rivayet ettiği bu hadis, çoğunlukla (salih rüyanın) müjdeleyici
olduğu anlamındadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
11- Hoşa Gitmeyen
Rüyalar:
Buharı, Ebu Seleme'nin
şöyle dediğini rivayet eder: Ben bir rüya görür ve gördüğüm bu rüya beni hasta
ederdi. Nihayet Ebu Katade'yi şöyle derken dinledim: Ben de bir rüya görür ve
bu beni hasta ederdi. Nihayet Rasulullah (s.a.v.)ı şöyle buyururken dinledim:
"Güzel rüya Allah'tandır. O bakımdan sizden herhangi bir kimse sevdiği
(hoşlandığı) bir rüya görürse bunu ancak sevdiği kimselere anlatsın. Hoşuna gitmeyen
bir rüya görürse şerrinden Allah'a sığınsın ve üç defa (sol tarafına) tükürür
gibi yapsın ve hiç kimseye de o rüyasını anlatmasın. Ona asla (o rüyada
belirtilen) zarar dokunmayacaktır. "
İlim adamlarımız derler
ki: Allah bu gibi rüyalardan kendisine sığınmayı (istiaze) rüyanın eziyetini
kaldıran sebepler arasında takdir etmiştir. Nitekim Ebu Katade'nin: Ben bir
rüya görürdüm ve gördüğüm bu rüya benim için dağdan daha ağır gelirdi. Bu
hadisi işitince bu sefer onu hiçbir şey saymamaya başladım, şeklindeki sözleri
bunu göstermektedir. Ayrıca Müslim, Hz. Cabir yoluyla gelen rivayetinde
Rasulullah (s.a.v.)ın şu buyruğunu da kaydeder: "Sizden herhangi bir kimse
hoşuna gitmeyen bir rüya görecek olursa, sol tarafına üç defa tükürsün ve üç
defa da şeytandan Allah'a sığınsın ve uyuduğu yanından öbür yanına dönsün.''
Ebu Hureyre'nin rivayet
ettiği hadiste de Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Sizden herhangi
bir kimse hoşuna gitmeyecek bir rüya görürse, kalksın ve namaz kılsın. "
İlim adamlarımız der ki:
Bütün bunlar arasında tearuz (çatışma) yoktur.
Bu gibi durumda asıl
emir kişinin uyuduğu yanını çevirmesi, öbür yana dönmesidir.
Namaz ise bundan fazla
bir emirdir. Buna göre rüya gören bir kimsenin bunların hepsini yapması
gerekir. Namaza kalkmak ise bunların hepsini kapsar. Çünkü namaz kılmak bütün
bu hususları kapsar. Zira bir kimse namaza kalkacak olursa, yatmakta olduğu
yanını değiştirmiş olur. Ağzına su alıp, mazmaza yaparsa tükürmüş olur. Namaza
durduğu vakit, Allah'a sığınmış, dua etmiş ve Allah'tan o rüyanın şerrinden
kendisini koruması için yalvarıp yakarmış olur ki, bu hal kişinin duasının
kabule en yakın olduğu haldir ki, bu da gecenin seher vaktidir.
SONRAKİ SAYFA İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNK’E
TIKLAYIN