|
ZADU’L-MEAD |
DÖRDÜNCÜ KİTAP PEYGAMBER'İN (S.A.) CİHADI |
ANA SAYFA
Kur’an Hadis Sözlük Biyografi
A) MEKKE'NİN FETHİ
|
1- En Büyük Fetih: 2- Kureyşliler'in Anlaşmayı
Bozmaları: 3- Ebu Süfyan'ın Aracılığı: 4- Müslümanların Savaşa
Hazırlanmaları: 5- Hatib'ın Kureyşlilere Haber
Vermeye Kalkışması: 6- Medine'den Yola Çıkış: 7- Ebu Süfyan b. Haris'in Müslüman
Oluşu: 8- Merruzzahran'da Konaklama: 9- Mekke'ye Yürüyüş: |
0- Bazı Mekkeliler'in Karşı Koymaya
Çalışması: 11- Hz. Peygamber (s.a.) Kabe'de 12- Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) M ek kel ilerle 13- Kabe'nin Anahtarları 14- Bilai-i Habeşi'nin Kabe'de Ezan
Okuması 15- Fetih Namazı 16- Öldürülmeleri Emredilen
Mekkeliler 17- Hz. Peygamber’in (s.a.) Konuşması 18- Rasulullah (s.a.) Mekke'de
Kalacak mı? 19- Bazı Mekkeliler 20- Putların Yıktırılması 21- Halid b. Velid'in Cüzeymeoğulları
Seriyyesi |
1- En Büyük Fetih:
Büyük fetih; Allah'ın
kendisiyle dinini, Rasulü'nü, ordusunu, güvenilir taraftarlarını yücelttiği ve
kendisiyle, alemlere hidayet sebebi kıldığı beytini ve beldesini kafirlerin ve
müşriklerin ellerinden kurtardığı bir fetihtir. Bu öyle bir fetihtir ki,
göktekiler onunla müjdelenmiş ve izzetinin ipleri ikizler burcunun omuzlarına
bağlanmıştır. Bu fetih sebebiyle insanlar, akın akın Allah'ın dinine
girmişlerdir. Yeryüzü bunun sebebiyle aydınlanmış ve parlamıştır.
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), İslam alayları ve Rahman orduları ile hicri 8. yılı
Ramazanı'nın on günü geçtikten sonra fetih için yola çıktı. Medine'de, Ebu Rühm
Külsum b. Husayn el-Gifari'yi vekil bıraktı. İbn Sa'd ise, Abdullah b. Ümmi
Mektum'u vekil bıraktı, demektedir.
2- Kureyşliler'in
Anlaşmayı Bozmaları:
Hz. Peygamber'i
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu fethe sürükleyen, yönelten sebep; siyer,
megazi ve tarih alimlerinin önderi Muhammed b. İshak b. Yesar'ın zikrettiğine
göre şu idi:
Bekir b. Abdümenat b.
Kinaneoğulları Huzaahlara saldırdılar. Huzaalılar, Vetir denilen bir su
kenarında yaşıyorlardı. Bekiroğulları bir gece onlara baskın yapıp bazılarını
öldürdüler. Onları bu işe yönelten şu olaydı: Hadramilerden Malik b., Abbad
ismindeki bir adam, ticaret için yola çıkıp Huzaalıların yurtlarının ortasına
geldiği sırada Huzaalılar tarafından baskına uğratılıp öldürülmüş ve malları
alınmıştı. Buna karşılık Bekiroğulları da Huzaalılardan bir adama saldırmışlar
ve onu öldürmüşlerdi. (İslamiyetin zuhurundan önce) Huzaahlar saldın
düzenleyerek, (Kinanelilerin eşrafından olan) Esvedoğullarından Selma, Külsum
ve Züeyb'i Arafat'ta, Harem hududunu belirten taşların yanında öldürmüşlerdi.
Bütün bunlar bi'setten (Hz. Peygamber'in, peygamberliğinden) önceydi.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) peygamber olarak gönderilip İslam
geldiği zaman araları ayrıldı. İnsanlar artık bu yeni konuyla meşgul oluyorlardı.
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ile Kureyş arasında Hudeybiye anlaşması gerçekleştiğinde şu
şart ileri sürülmüştü: "Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
anlaşma ve sözleşmesine girmek isteyen serbesttir; Kureyş'in anlaşma ve sözleşmesine
girmek isteyen de serbesttir." Bunun üzerine Bekiroğulları Kureyş'in
anlaşma ve sözleşmesine; Huzaalılar ise Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) anlaşma ve sözleşmesine girdiler. Barışın uygulamaya konmasını fırsat
bilen Bekiroğulları, Huzaahlardan eski öçlerini almak istediler. Nevfel b.
Muaviye ed-DiIi, Bekiroğullarından bir topluluğun başında çıkıp Vetir suyu
başındaki Huzaahlara bir gece baskını düzenledi ve içlerinden bazılarını
öldürdüler. Karşılıklı mızraklaşıp çarpıştılar. Kureyşliler Bekiroğullarına
silah yardımı yaptılar. Bazı Kureyşlİler gece karanlığından istifade edip
onlarla birlikte savaşa katıldı. ibn Sa'd bunlardan şu kimselerin adını
zikretmektedir: Safvan b. Ümeyye, Huveytıb b. Abdüluzza, Mikrez b. Hafs.
Neticede Huzaahları Harem'e kadar sürdüler. Harem sınırına ulaştıklarında
Bekiroğulları dediler ki: "Ey Nevfel! Biz Harem'e girmişiz! İlahından
kork, ilahından!" O ise çok ağır bir söz söyledi: "Bugün ilah milah
yok! Ey Bekiroğulları! Öcünüzü alınız. Ömrüme yemin olsun ki sizler hacıları
Harem'de soyar dururdunuz da şimdi orada öcünüzü almayacak mısınız?"
Huzaalılar Mekke'ye
girdiklerinde, Büdeyl b. Verka el-Huzai ile dostları, Rafi' adındaki bir adamın
evine sığındılar. Bunun üzerine Amr b. Salim el-Huzai yola çıkıp Medine'ye
geldi. Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) önünde durdu. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) mescidde ashabının arasında oturuyordu. Amr, O'na
şu şiiri okudu:
"Allah'ım! Ben
Muhammed'e hatırlatırım, Babamızla O'nun babası arasındaki eski ittifakı.
O zaman biz baba, sizler
ise oğul idiniz;
Sonra müslüman olduk,
sana yardımdan el çekmedik.
Yardım et -Allah seni hidayetten ayırmasın-
ebedi bir yardım! Allah'ın kullarım çağır; imdadımıza yetişsinler.
Rasulullah onların
aralarında, kılıcını sıyırmış, Boyuna yükselen dolunay gibi bembeyaz.
Uğradığı zulümden dolayı
yüzü renkten renge girmiş,
Büyük ordunun başında,
denizler gibi köpükler saçarak geliyor.
Kureyşliler sana
verdikleri sözde durmadılar. Seninle yaptıkları sağlam anlaşmadan caydılar.
Bizi Mekke'nin aşağı
tarafında gözetlediler, Sen kimseyi çağırmayacaksın sandılar.
Onlar çok zelil ve çok
az kimselerdir sayıca. Geceleyin Vetir'de, uykuda iken bize baskın yaptılar.
Rüku ve sücud halinde iken bizi öldürdüler!"
Yani, biz müslüman
olmuştuk, ama öldürüldük, demek istiyordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ona şöyle dedi: "Ey Amr b. Salim! Sana yardım edilecek!" Bu
sırada Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir bulut gösterildi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bir bulut, Ka'boğullarına yardım
edileceğine işarettir." buyurdu. Büdeyl b. Verka,
Huzaalllardan bir
topluluk ileRasulullah'ın yanına gelip başlarına gelenleri ve Kureyşlilerin,
Bekiroğullarını nasıl desteklediklerini anlattılar. Sonra Mekke'ye döndüler.
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına şöyle dedi: "Ebu
Süfyan, anlaşmayı sağlamlaştırmak ve barış süresini uzatmak için yanınıza
gelmek üzere bulunuyor galiba."
3- Ebu Süfyan'ın Aracılığı:
Büdeyl b. Verka,
arkadaşlarıyla yoluna devam ediyordu. Usfan'a geldiklerinde Ebu Süfyan b. Harb
ile karşılaştılar. Kureyşliler onu, yaptıkları şeyin sonucundan korktuklarından
ötürü anlaşmayı sağlamlaştırması ve/süreyi uzatması için Rasülullah'a
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) göndermişlerdi. Ebu Süfyan, Büdeyl b. Verka ile
karşılaştığında dedi ki: "Nereden geliyorsun, ey Büdeyl?" Onun Hz.
Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gittiğini sanıyordu. Büdeyl:
"Şu sahilde ve vadi içlerinde bulunan Huzaalılara gitmiştim." dedi.
Ebu Süfyan: "Peki Muhammed'in yanına gittin mi?" diye sordu. Büdeyl:
"Hayır." dedi. Büdeyl, Mekke'ye doğru yola koyulduğunda Ebu Süfyan,
eğer Medine'den geliyorsa hayvanı muhakkak hurma çekirdeği yeminden yemiş
olmalı, diye düşünerek Büdeyl'in devesinin dışkısını alıp ezdi. İçinde hurma
çekirdeği bulunduğunu gördü. "Allah'a yemin ederim ki Büdeyl, Muhammed'iri
yanından geliyor." dedi.
Sonra Ebu Süfyan yola
koyulup Medine'ye geldi. Kızı Ümmü Habibe'nin evine gitti. Oturmak için Allah
Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatağına doğru ilerleyince Ümmü Habibe
yatağı katlayıp ondan uzaklaştırdı. Bunu görünce: ,"Kızım, yavrum! Beni mi
bu yataktan esirgedin, yoksa onu mu benden esirgedin?" diye sordu. O da:
"Hayır, bu Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatağıdır. Sen
ise pis bir müşriksin." diye cevap verdi. Ebu Süfyan: "Vallahi,
benden sonra sana bir şer isabet etmiş." dedi.
Sonra Ebu Süfyan, çıkıp
Rasulullah'ın yanına geldi ve O'nunla konuştu. Fakat Hz. Peygamber (s:a.) ona
bir cevap vermedi. Ebu Süfyan, sonra Hz. Ebu Bekir'e gidip kendisi için
Rasülulİah ile konuşmasını söyledi. Hz. Ebu Bekir: "Ben bunu yapamam"
dedi. Sonra Ömer b. Hattab'a gidip onunla konuştu. Hz. Ömer: "Ben sizin
için Rasulullah'tan şefaat mı dileyeceğim?! Vallahi, eğer bir karıncadan
başkasını bulamasam bile onunla size karşı savaşırım!" dedi. Bunun üzerine
Ebu Süfyan, Ali b. Ebi Talib'in evine gitti. Hz. Fatıma da oradaydı. Hz. Hasan
henüz bir çocuktu ve önlerinde emekleyip duruyordu. Ebu Süfyan: "Ey Ali,
şu topluluk içinde akrabalık yönünden bana en yakını sensin. Ben bir iş için
gelmiş bulunuyorum. Hiçbir şey elde edemeden, geldiğim gibi geri dönmeyeyim!
Benim için Muhammed'e rica et!" dedi. Hz. Ali: "Allah senin iyiliğini
versin, ey Ebu Süfyan! Vallahi] Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
hakkında konuşamayacağımız bir şeye karar vermiş durum dadır." dedi. O
zaman Ebu Süfyan, Fatıma'ya dönerek şöyle dedi: "Şu oğluna emretsen de iki
taraf arasında himayeci olsa, böylece dünyanın sonuna kadar Arapların efendisi
olsa, olmaz mı?" Hz. Fatıma: "Vallahi, benim bu oğlum ne halk
arasında himayeci olacak yaşa gelmiştir; ne de herhangi biç kimse Rasülullah'a
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) karşı himayeci olabilir." dedi.
Ebu Süfyan, Hz. Ali'ye
dönerek: "Ey Ebu Hasan! Ben, işlerimin çok zorlaştığını görüyorum. Sen
bana bir tavsiyede bulun." dedi. Hz. Ali şöyle cevapladı: "Vallahi,
ben senin için yararlı olacak bir şey bilmiyorum. Ama sen, Kinaneoğullarının
ulu kişisisin. Kalk, iki taraf arasında himayeci olduğunu açıkla, sonra yurduna
git." Ebu Süfyan: "Bunun bana bir fayda sağlayacağını sanıyor
musun!" diye sordu. Hz. Ali: "Hayır, vallahi bir faydask olacağını
pek sanmıyorum. Fakat senin için bundan başka bir yol da yok.? dedi.
Bunun üzerine Ebu
Süfyan, mescidde ayağa kalkıp: "Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, ben iki
taraf arasında himayeci oluyorum." dedi. Sonra devesine bindi, dönüp
gitti.
Ebu Süfyan, Kureyşlilere
geldiğinde; "Ne haber var?" diye sordular. Dedi ki: "Muhammed'in
yanına vardım ve onunla konuştum. Vallahi bana hiçbir cevap vermedi. Sonra Ebu
Kuhafe'nin oğluna gittim, ondan da bir hayır bulamadım. Sonra Ömer b. Hattab'a
gittim, onu baş düşman buldum. Sonra Ali'ye gittim. Onu kavmin en yumuşağı
buldum. Ali bana bir yo! gösterdi, ben de onu yaptım. Vallahi, bilmiyorum bu
yaptığım şeyin bana bir faydası olur mu, yoksa olmaz mı?" Kureyşliler:
"O'sana ne tavsiye etmişti?" diye sordular. "Bana, iki taraf
arasında himayeci olduğumu açıklamamı söylemişti. Ben de öyle yaptım."
dedi. Kureyşliler: "Muhammed bunu geçerli gördü mü?" dediler.
"Hayır." dedi. O zaman Kureyşliler: "Yazıklar olsun san£!
Vallahi adam seninle oyun oynamaktan başka bir şey yapmamış!" dediler. Ebu
Süfyan da: "Hayır, fakat bundan başka da yapacak bir şey bulamadım "
dedi.
4- Müslümanların Savaşa
Hazırlanmaları:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) müslümanlara yol için hazırlanmalarını emretti. Ai sine de
kendisi için hazırlık yapmalarını söyledi.
Hz. Ebu Bekir, kızı
Aişe'nin yanına geldiğinde onun Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yol hazırhklanyla meşgul olduğunu gördü. Şöyle dedi: "Bu hazırlıkları
yapmanı sana Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mı emretti kızım?"
Hz. Aişe: "Evet." dedi ve hazırlığına devam etti. Hz. Ebu Bekir:
"Sence nereye gitmek istiyor olabilir?" diye sorunca Hz. Aişe:
"Hayır, vallahi bilmiyorum." cevabını verdi.
Derken Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) müslümanlara, Mekke'ye doğru gideceklerini
bildirdi. Kendilerine iyice hazırlık yapmalarını emretti. Sonra şöyle dua etti:
"Allah'ım! Yurtlarına ansızın varabilmemiz için Kureyşlilerin casus ve
habercilerini tut, engelle." Müslümanlar hazırlıklarını sürdürdüler.
5- Hatib'ın Kureyşlilere
Haber Vermeye Kalkışması:
Bu sırada Hatıb b. Ebi
Beltea, Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendilerinin Üzerine
yürüdüğünü haber vermek için Kureyşlilere bir mektup yazdı. Mektubu bir kadına
verdi. Bunu Kureyşlilere ulaştırması için ona bir ücret öddedi. Kadın, mektubu
başında saç örgüleri arasında gizledi. Sonra böylece yola koyuldu. Rasulullah'a
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hatıb'ın yaptığı şey hakkında gökten haber
ulaştı. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hz. Ali ile
Zübeyr'i gönderdi. ibn İshak'ın dışındakiler: Ali, Mikdad ve Zübeyr'i gönderdi,
diyorlar. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara dedi ki: "Hemen
gidin! Hah bahçesine vardığınızda, yanında Kureyşlilere bir mektup götüren bir
kadını hayvanı üzerinde bulacaksınız."
Hz. Ali ile Zübeyr hemen
atlarını koşturup gittiler. Sözü geçen yerde kadını tnldular ve hayvanından
indirdiler. Dediler ki: "Yanındaki mektup nerede?" Kadın:
"Yanımda mektup yok benim." dedi. Eşyasını aradılar fakat bir şey
bulamadılar. O zaman Hz. Ali -r.a.- kadına dedi ki: "Allah'a yemin ederim
ki Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hiçbir zaman yalan söylememiştir,
biz de yalan söylemiyoruz! Vallahi, ya mektubu çıkarırsın, ya da seni
soyacağız!" Kadın onun ciddi olduğunu görünce: "Yüzünü çevir."
dedi. O da yüzünü çevirdi. Kadın, saç örgülerini açıp arasından mektubu
çıkarttı ve onlara verdi. Onlar da mektubu Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) getirdiler. Baktılar ki mektup Hatıb b. Ebi Beltea tarafından
Kureyşlilere yazılmış ve Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlar
üzerine yürümekte olduğunu haber veriyor.
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) hemen Hatıb'ı çağırttı ve sordu: "Bu nedir ey
Hatıb?" Hatıb dedi ki: "Hakkımda hüküm vermekte acele etme ya
Rasulallah! VAllahi ben, Allah'a ve Rasulüne iman etmiş bir kimseyim. Ben
dinimden dönmedim ve dinimi değiştirmedim. Ben Kureyşliler arasında yanaşma bi
şeydim, onlardan değildim. Benim onlar arasında ailem, akrabalarım ve
çocuklarım var. Bunları himaye edecekleri bir akrabalık da yok aramızda. Senin
yanında bulunanların ise orada kendilerini koruyacak akrabaları var. İstedim
ki, bundan böyle onların yanında taraftarım olsun da akrabalarımı himaye
etsinler."
Ömer b. Hattab dedi ki:
"İzin ver bana ya Rasulallah, şunun boynunu vurayım! Bu adam Allah'a ve
Rasulü'ne hiyanet etmiştir, münafıklık yapmıştır!" Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "O, Bedir savaşında bulunmuştur. Ne
biliyorsun ey Ömer; belki de Allah, Bedir savaşma katılmış olanlara bakıp:
'İstediğinizi yapın. Ben sizi bağışlamışımdır.' buyurmuştur." Hz. Ömer'in
gözleri doldu ve: "Allah ve Rasulü en iyi bilendir." dedi.
6- Medine'den Yola Çıkış:
Sonra Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) oruçlu olarak yola çıktı. Müslümanlar da oruçlu
idiler. Küdeyd'e -burası bugün insanların (kaf harfi ile) Kudeyd dedikleri
yerdir- vardıkları zaman Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iftar
etti. Müslümanlar da O'nunla birlikte iftar ettiler.
Sonra Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), Merruzzahran'da konaklaymcaya kadar yola devam
etti. Burası Mer vadisidir. Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yanında on bin kişi bulunuyordu.
Allah Teala,
Kureyşlilerin haber almasını engellemişti. Korku ve bekleyiş içindeydiler. Ebu
Süfyan (b. Harb) çıkıp haber toplamaya çalışıyordu. Onunla birlikte Hakim b.
Hizam ile Büdeyl b. Verka, söylentileri araştırmak için çıktılar.
Bundan Önce Abbas
(b.Abdülmuttaiib), çoluk çocuğuyla birlikte müslüman olup muhacir olarak yola
çıkmıştı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Cuhfe'de karşılaştı.
Daha önce karşılaştığı da söylenmiştir.
7- Ebu Süfyan b.
Haris'in Müslüman Oluşu:
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yolda karşılaşanlar arasında, amcasın Ebu
Süfyan b. Haris ile Abdullah b. Ebi Ümeyye de vardı. Bu ikisi O'nunla Ebva'da
karşılaşmışlardı. Biri amcasının, diğeri de halasının oğlu idi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunlarla karşılaştığında, kendilerinden gördüğü
eza ve hicivler sebebiyle yüzünü çevirdi. Ümmü Seleme O'na dedi ki:
"Amcanın oğlu ile halanın oğlu senin için insanların en şakisi
olamazlar."
Ebu Ömer (İbn
Abdilber)'in anlattığına göre Hz. Ali, Ebu Süfyan'a şöyle dedi:
"Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına ön tarafından varıp
O'na, kardeşlerinin Hz. Yusuf'a söyledikleri: 'Allah'a yemin olsun ki; Allah,
seni bizden üstün kılmıştır. Doğrusu biz sana yaptıklarımızda suçlu
idik.'[Yusuf, 91] sözünü söyle. Bundan daha güzel bir sözün bulunabilmesi asla
mümkün değildir." Ebu Süfyan da böyle yaptı. O zaman Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona şöyle cevap verdi: "Bugün size hiçbir
başa kakma ve ayıplama yoktur. Allah sizi bağışlasın. O, merhamet edicilerin en
merhametlisidir."[Yusuf, 92]
Bunun üzerine Ebu Süfyan
Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir şiir söyledi. Şu beyitler o
şiirindendir:
"Hayatına and olsun
ki, ben sancak taşıdığımda, Lafın süvarileri Muhammed'in süvarilerini yensin
diye;
Geceleyin yola çıkıp
yolunu şaşırmış, gecesi kapkaranlık olmuş bir kimse gibiydim.
Şimdiki zamanım ise
yolum gösterilip hidayete erdiğim zamandır.
Nefsimden başka bir
rehber beni hidayete ulaştırdı.
Beni Allah'a yöneltti,
her kovulacak yerde kovduğum."
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), Ebu Süfyan'ın göğsüne elini vurup dedi ki: "Kovulan ve
sürülen kimselerle birlikte her kovulacak yere beni sen kovmuştun.
Bundan sonra Ebu Süfyan
iyi bir müslüman oldu.
Denilmiştir ki: Müslüman
olduktan sonra, kendisinden utandığı için hiçbir zaman başını kaldırıp
Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bakmamıştır. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu seviyordu. Ona cennete gireceğini haber
vermişti/? Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hamza'ya halef
olmasını ümid ediyorum." buyurmuştu. Vefatı yaklaştığı sırada Ebu Süfyan dedi
ki: "Benim için sakın ağlamayın. Vallahi, müslüman olduğumdan beri hiçbir
kötü söz söylemedim."
8- Merruzzahran'da
Konaklama:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Merruzzahran'a varıp konakladığı zaman yatsı vakti gelmişti.
Orduda bulunanlara ateş yakmalarım emretti ve on bin ateş yakıldı. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gece nöbetçilerinin başına Ömer b.
Hattab'ı -r.a.- görevlendirdi.
Abbas, Rasulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) boz katın Beyza'ya binip çıktı. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) savaşarak zorla Mekke'ye girmeden önce, Kureyşliler gelip
O'ndan eman istesinler diye haber vermek için Kureyşlilere göndermek üzere bir
oduncu veya herhangi bir kimse arıyordu.
Abbas anlatıyor:
Vallahi, ben bu maksatla dolaşıyorken Ebu Süfyan (b. Harb) ile Büdeyl b.
Verka'nın sesini işittim. Aralarında konuşuyorlardı. Ebu Süfyan diyordu ki:
"Bu geceki kadar çok ateşi ve askeri hiçbir zaman görmedim ben."
Büdeyl ise şöyle diyordu: "Bunlar vallahi Huzaahlar! Onları harp ateşi biraraya
getirmiş." Ebu Süfyan: "Huzaalıların ateşleri ve askerleri bunlardan
daha az ve daha önemsizdir." dedi. Ebu Süfyan'ın sesini tamdım ve:
"Ey Ebu Hanzala!" dedim. O da benim sesimi tamdı; "Ebu Fadl, sen
misin?" dedi. "Evet" dedim. "Babam anam sana feda olsun, ne
haber var?" diye sordu. Ben: "Bunlar Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ve arkadaşlarıdır. Vallahi, Kureyş'in sabahı pek yaman olacak!"
diye cevapladım. Ebu Süfyan: "Peki, çare nedir, babam anam sana feda
olsun?" diye sordu. Şöyle dedim: "Vallahi, eğer sana karşı zafer elde
ederse muhakkak boynunu vuracaktır. Şu katırın arkasına bin de seni
Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) götüreyim ve senin için eman
dileyeyim." Terkime bindi. İki arkadaşı dönüp gitti. Ebu Süfyan'ı alıp götürdüm.
Müslümanların yaktığı ateşlerden her birinin yanına geldiğimizde "Kim
bu?" diye soruyorlardı. Rasulullah'ın katırını ve benim de üzerinde
olduğumu gördüklerinde "Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
amcası, O'nun katırına binmiş." diyorlardı. Ömer b. Hattab'ın ateşinin
yanından geçerken "Kim ö?" dedi ve ayağa kalktı. Hayvanın terkisinde
Ebu Süfyan'ı görünce şöyle dedi:
"Allah düşmanı Ebu
Süfyan! Seni anlaşmasız ve sözleşmesiz olarak ele geçirmeye imkan veren Allah'a
hamdolsun." Sonra süratle Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yanına doğru yürüdü. Katırı topukladım da onu geçiverdi. Hemen katırdan inip
Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına girdim. Ömer de bu sırada
yanına gelip dedi ki: "Ya Rasulallah! İşte Ebu Süfyan! Bana izin ver de
boynunu vurayım!" Ben: "Ya Rasulallah! Ben onu himayeme aldım"
dedim ve Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına geçip oturdum. Ebu
Süfyan'ın başını tutup "Vallahi, bu gece benden başka hiç kimse onunla
başbaşa kalmayacak" dedim. Ömer, onun hakkındaki isteğinde ileri gidince
dedim ki: "Yavaş ol ey Ömer! Vallahi, eğer Adiyoğullarından bir adam
olsaydı o zaman böyle demezdin." Hz. Ömer: "Yavaş ol ey Abbas!
Vallahi, babam Hattab eğer müslüman olsaydı ona senin müslüman oluşuna
sevindiğim kadar sevinmezdim. Çünkü biliyorum ki, Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) da senin müslüman oluşuna sevindiği kadar Hattab'ın müslüman oluşuna
sevinmezdi." dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey
Abbas, onu senin çadırına götür de sabah olunca bana getir." buyurdu. Ebu
Süfyan'ı alıp götürdüm. Sabah olunca tekrar Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) getirdim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu görünce şöyle
dedi: "Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan! Allah'tan başka tanrı olmadığını
anlama zamanın daha gelmedi mi?" Ebu Süfyan: "Babam, anam sana feda
olsun! Ne yumuşak huylu, ne asil ve ne iyiliksever insansın! Yemin olsun ki
Allah ile birlikte O'ndan başka bir tanrı olsaydı eğer, şimdiye kadar bir
faydası olurdu zannediyorum." dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) dedi ki: "Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan! Benim Allah Rasulü
olduğumu anlayacağın vakit daha gelmedi mi?" Ebu Süfyan dedi ki:
"Babam anam sana feda olsun! Ne yumuşak huylu, ne asil ve ne iyilik sever
insansın! Bu konuya gelince, şimdi bile hala içimde bazı kuşkular var."
Bunun üzerine Abbas ona
şöyle dedi: "Yazıklar olsun sana! Müslüman ol! Boynun vurulmadan önce
Allah'tan başka tanrı olmadığım ve Muhammed'in, Allah'ın Rasulü olduğunu kabul
et." Nihayet Ebu Süfyan, hakkı kabul edip şehadet getirdi ve müslüman
oldu.
Abbas dedi ki: "Ya
Rasulallah! Ebu Süfyan, övünmeyi çok seven bir adamdır. Ona bir lütufta
bulunsan olmaz mı?" Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu
ki: "Olur. Kim Ebu Süfyan'ın evine girerse güven içerisinde olur. Kim
kapısını kapayıp evinde oturursa o güven içerisindedir. Kim Mescid-i Haram'a
girerse o da güven içerisindedir. "
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Abbas'a, Allah'ın ordusu geçerken görsün diye Ebu
Süfyan'ı vadinin en dar yerinde, boğazın yakınında dağın başlangıç yerinde
tutmasını emretti. O da böyle yaptı. Kabileler, bayraklarıyla geçiyordu. Her
bir kabile oradan geçerken, "Ey Abbas, bu kim?" diye soruyordu.
(Abbas der ki): Ben de; Süleymliler, diyordum. O zaman: "Süleymlilerle
aramda bir kavga yok." diyordu. Sonra başka bir kabile geçiyordu, yine
soruyordu: "Ey Abbas, bunlar kim?" Ben: Müzeyneliler, diyordum.
"Müzeynelilerle aramda bir kavga yok" diyordu. Nihayet kabileler
bitti. Geçen kabilelerden bana sormadığı hiçbiri kalmadı. Ben, kabileyi
kendisine söylediğimde, benimle bunlar arasında bir kavga yok, diyordu. Nihayet
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Muhacirler ile Ensar'dan meydana
gelen kalabalık bir alay içerisinde geçmeye başladı. ' Birliktekilerin her biri
zırhlara bürünmüş, gözlerinden başka bir yerleri görünmüyordu. Ebu Süfyan dedi
ki: "Sübhanallah, ya Abbas! Bunlar kim?" | Ben: "Bunlar
Muhacirler ve Ensar'la birlikte Rasulullah'tır" dedim. Dedi ki:
"Bunlara hiç kimse dayanamaz, hiç kimse güç yetiremez." Sonra şöyle
dedi: , "Vallahi ey Ebu Fadl! Kardeşinin oğlunun saltanatı bugün pek büyük
olmuş!" | Abbas diyor ki: "Ey Ebu Süfyan, dedim; bu
peygamberliktir!" Ebu Süfyan: "Evet, anladım." dedi. Ben de:
"Git, kavmini uyar" dedim.
Ensar'ın bayrağı Sa'd b.
Ubade'de idi. Ebu Süfyan'ın önünden gederken ona dedi ki: "Bugün en büyük
savaş günüdür. Bugün (Kabe'de savaşın) helal kılınacağı gündür. Bugün Allah,
Kureyşlileri hor ve hakir kılacaktır!"
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Ebu Süfyan'ın hizasına geldiği zaman Ebu Süfyan dedi ki:
"Ya Rasulallah! Sa'd'in ne söylediğini işitmedin mi?" Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ne söyledi?" diye sordu. Ebu Süfyan,
şöyle şöyle söyledi, diye anlattı. Bunun üzerine Hz. Osman ile Abdurrahman b.
Avf dediler ki: "Ya Rasulallah! Biz onun Kureyşlilere saldırıp
saldırmayacağından emin değiliz." Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
buyurdu ki: "Hayır. Bugün Kabe'nin sanının yüceltileceği bir gündür. Bugün
Allah'ın Kureyşlileri (İslamiyetle) yücelteceği bir gündür." Sonra
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sa'd'a haber göndererek sancağı ondan
aldı ve oğlu Kays'a verdi. Sancak, oğlu Kays'ta olunca, Sa'd'ın elinden
çıkmamış sayılacağını düşündü. Ebu Ömer (İbn Abdilber) diyor ki: Rivayet edildiğine
göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sancağı Sa'd'dan alınca
Zübeyr'e vermiştir.
Ebu Süfyan, yürüyüp
Kureyşlilerin yanına vardı. En yüksek sesiyle şöyle bağırdı: "Ey Kureyş
topluluğu! İşte Muhammed, karşısında dayanamayacağınız kadar büyük bir kuvvetle
yanı başınıza gelmiş bulunuyor. Kim, Ebu Süfyan'ın evine girerse;
güvencededir." Hind bt. Utbe kalkıp geldi, bıyığından yakalayıp: "Şu
yağ tulumunu, ince bacaklıyı öldürün! Kavminin ne kötü bir öncüsüdür bu!"
dedi. Ebu Süfyan dedi ki: "Yazıklar olsun size! Siz bu tutumunuzla
kendinizi aldatmayın. O, sizin karşı koyamayacağınız bir orduyla başucunuza
gelmiş bulunuyor. Kim Ebu Süfyan'ın evine girerse güvencededir. Kim Mescid-i Haram'a
girerse güvencededir." Kureyşliler dediler ki: "Allah seni kahretsin!
Senin evinin bize ne kadar faydası olabilir?" Dedi ki:
"Kim evine girip
kapısını kapatırsa güvencededir. Kim Mescid-i Haram'a girerse o da
güvencededir." Bunun üzerine insanlar, evlerine ve Mescid-i Haram'a gitmek
üzere dağıldılar.
9- Mekke'ye Yürüyüş:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) yürüdü, yukarı tarafından Mekke'ye girdi. Burada kendisine
bir çadır kuruldu.
! Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), Halid b. Velid'e Mekke'ye aşağı tarafından girmesini
emretti. Halid, ordunun sağ kanadına kumanda ediyordu. Bu kanat Eşlem, Süleym,
Gifar, Müzeyne, Cüheyne ve daha başka Arap kabilelerinden meydana gelmişti. Ebu
Ubeyde ise, piyadeler ile zırhsız birliklere komuta ediyordu. Bunların silahı
yoktu.
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), Halid ve yanındakilere şöyle dedi: "Eğer
Kureyşlilerden biri size karşı koyarsa, onları ekin biçer gibi biçin! (Yarın)
benimle buluşma yeriniz Safa tepesidir." Karşılarına kim çıktıysa hepsini
yere serdiler. Kureyş'in serkeşleri ve ayak takımı, İkrime b. Ebu Cehil, Safvan
b. Ümeyye ve Süheyl b. Amr'ın önderliğinde müslümanlarla çarpışmak üzere
Handeme'de toplandılar.
Bekiroğullarından Himas
b. Kays b. Halid, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye girmeden
önce silahlarını hazırlıyordu. Karısı: "Bunları niçin hazırlıyorsun?*'
diye sordu. Himas: "Muhammed ve arkadaşları için." dedi. Karısı:
"Vaİlahi, Munammed ve arkadaşlarına hiç kimsenin karşı durabileceğini
zannetmiyorum." dedi. Himas: "Vallahi, ben onlardan bazılarını esir
alıp sana hizmetçi yapmayı bile ümid ediyorum." dedi. Ve şu beyitleri
söyledi:
Onlar bugün gelecek
olurlarsa ben hasta değilim; I|te mükemmel silahlar; şu uzun demirli mızrağım,
»ü iki ağızlı ve çabucak sıyrılan kılıcım."
10- Bazı Mekkeliler'in
Karşı Koymaya Çalışması:
Sonra Himas, Handeme'de,
Safvan, ikrime ve Süheyl b. Amr'a katıldı. Müslümanlar bunların yanlarına
gelince, ok ve mızraklar atmaya başladılar. Müslümanlardan Kürz b. Cabir
el-Fihri ile Huneys b. Halid b. Rabia öldürüldü. Bu ikisi Halid b. Velid'in
süvari birliğindeydiler. Ondan ayrılmışlar ve başka bir yol tutturmuşlardı.
İkisi de öldürüldü. Müşriklerden ise on iki civarında adam öldürülmüştü.
Müşrikler yenildiler. Silahlarını hazırlamış olan Himas da yenilip kaçanlar
arasındaydı. Evine girdi ve karısına dedi ki: "Kapıyı üzerime kapa!"
Karısı: "Hani dediğin nerede kaldı?" dedi. Himas şöyle cevapladı:
"Eğer sen Handeme
gününe şahit olsaydın, Safvan ve İkrime'nin nasıl kaçtıklarına; Müslüman
kılıçlarıyla bizi karşıladılar, Kolları ve kelleleri nasıl biçiyorlardı,
görseydin! Vuruyorlardı, haykırıştan başka şey duymuyorduk, Etrafımızda,
homurtularından, haykırmalarından başka. Beni ayıplayacak en küçük bir söz bile
söylemezdin o zaman."
Ebu Hureyre der ki:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ilerleyip Mekke'ye girdi. İki kanattan
birinin başında Zübeyr'i, diğerinin başında Halid b. Velid'i gönderdi. Ebu
Ubeyde b. Cerrah'ı da, zırhsızlara komutan yapıp gönderdi. Sonra vadinin
ortasından yürüyüşe geçtiler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) da kendi
bölüğünün içerisinde idi. Ebu Hureyre diyor ki: Kureyşliler birtakım
serserileri toplamışlardı. Diyorlardı ki: "Bunları ileri sürelim. Şayet
Kureyş'in lehine bir durum olursa biz de onlarla birlik oluruz. Eğer
yenilirlerse istediklerini onlara veririz." Resulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) "Ey Ebu Hureyre!" diye seslendi. Ben: "Buyur, emret
ya Rasulallah!" dedim. "Bana Ensar'ı çağır. Ensar'ımdan başkası
gelmesin." buyurdu. Ebu Hureyre çağırdı. Hemen gelip Rasulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) etrafında toplandılar. Şöyle buyurdu:
"Kureyş'in serserilerini ve onlara katılanları görüyor musunuz?"
Sonra iki elini birbiri üzerine kavuşturarak: "Benimle Safa'da buluşuncaya
kadar onları ekin biçer gibi biçiniz!" dedi. Sonra ayrıldık. Artık bizden
her isteyen dilediğini öldürüyordu. Ama onlardan hiçbiri bize bir şey
yapamıyordu.
Rasulullah'ın
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bayrağı Hacun'da, Mescid-i Feth'in bulunduğu
yerde dikildi.
11- Hz. Peygamber (s.a.)
Kabe'de:
Sonra Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalktı. Muhacirler ve Ensar, önünü arkasını ve
etrafını sarmışlardı. Mescıd-i Haram'a girdi. Hacer-i Esved'e doğru yöneldi,
onu selamladı. Sonra Kabe'yi tavaf etti. Elinde bir yay vardı. Kabe'nin
etrafında ve üzerinde üç yüz altmış put bulunuyordu. Elindeki yay ile putlara
dürtüyor ve şöyle diyordu: "Hak geldi, batıl yok olup gitti. Zaten batıl
her zaman yok olmaya mahkumdur."[İsra, 71] "Hak geldi. Batıl, ne yoktan
bir şeyi var edebilir, ne de yok olanı tekrar diriltebilir." [Sebe', 49]
Putlar yüzleri üstü birbiri üzerine devriliyordu.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) tavafı devesi üzerinde yapıyordu. O gün ihramlı değildi.
Yalnız tavafla yetindi. Tavafı tamamlayınca Osman b. Talha'yı çağırdı. Kabe'nin
anahtarlarını kendisinden aidi. Kapının bununla açılmasını emretti, kapı
açıldı. İçeriye girdi. Kabe'nin içindeki resimleri gördü. Hz. İbrahim (a.s.)
ile Hz. İsmail (a.s.)'in fal okları çekiyor halde yapılmış resimlerini gördü.
Buyurdu ki: "Allah bunu yapanları kahretsin! Vallahi, o ikisi hiçbir zaman
fal oku çekmemişlerdir!"
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), Kabe'nin içinde Öd ağacından yapılmış bir
güvercin heykeli gördü. Bunu kendi eliyle kırdı. Resimlerin yok edilmesini
emretti, resimler silindi.
Sonra Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kapıyı üzerine kapattırdı. Üsame ve Bilal de
içerideydi. Kapının karşısına gelen duvara doğru, üç arşın kalıncaya kadar
ilerledi. Burada durup namaz kıldı. Sonra Beytullah'ın içinde dolaştı bir
köşesinde tekbir getirdi, Allah'ı birledi. Sonra kapıyı açtı.
Bu sırada Kureyşliler
sıra sıra Mescid-i Haram'a doluşmuşlar, Hz Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ne yapacağını gözlüyorlardı.
12- Hz. Peygamber (s.a.)
M ek kel ilerle:
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kapının sövelerine tutundu. Kureyşliler kapinın
altında idiler. Şöyle buyurdu:
"Allah'tan başka
ilah yoktur. O yeganedir, O'nun ortağı yoktur. O, va*dini yerine getirdi ve
kuluna yardım etti. Bütün düşmanları tek başına bozguna uğrattı. İyi bilin ki,
cahiliye çağına ait herşey, mal ve kan davaları, Beytullah'ın perdedarlığı ile
hacılara su dağıtma adetleri dışında hepsi de şu iki ayağımın altındadır,
kaldırılmıştır. İyi bilin ki, kamçı ve sopa ile yapılan yarı kasıtlı
(şibhu'l-amd) hataen adam öldürmenin ağır bir diyeti vardır. Bu da, içlerinden
kırkının karınlarında yavruları olmak şartıyla yüz devedir.
Ey Kureyş topluluğu!
Muhakkak ki Allah, cahiliye gururunu, cahiliye atalarıyla övünüp büyüklenmeyi
sizden kaldırmıştır. Bütün insanlar Adem'den, Adem de topraktan
yaratılmıştır!"
Sonra Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şu ayeti okudu: "Ey insanlar! Biz sizi| bir
erkek ile bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışasmız diye sizi milletlere ve
kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, en çok sakınanınızdir.
Şüphesiz ki Allah herşeyi bilir, herşeyden haberdardır.[Hucurat, 13] Sonra
şöyle buyurdu:
— Ey Kureyş topluluğu!
Şimdi hakkınızda ne yapacağımı sanıyorsunuz? Kureyşliler:
— Hayır yapacağını. Sen
iyi bir kardeşsin, iyi bir kardeş oğlusun, dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) buyurdu:
— Ben, size Hz. Yusuf'un
kardeşlerine dediğini söyleyeceğim: "Size bugün hiçbir başa kakma ve
ayıplama yoktur." Gidin, sizler serbestsiniz!
13- Kabe'nin
Anahtarları:
Sonra Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mescid-i Haram'da oturdu. Hz. Ali O'na doğru
geldi. Kabe'nin anahtarı elindeydi. Dedi ki: "Ya Rasulallah! Kabe perdedarlığt
(hicabe) ile hacılara su dağıtma (sikaye) işini bize ver. Allah'ın selamı
üzerine olsun." Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu:
"Osman b. Talha nerede?" Çağırdılar, geldi. Ona şöyle dedi:
"İşte anahtarın ey Osman. Bugün iyilik ve vefa günüdür."
İbn Sa'd, Tabakat'mda,
Osman b. Talha'nın şöyle dediğini naklediyor: Biz cahiliye döneminde Kabe'yi
pazartesi ve perşembe günleri açıyorduk. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bir gün halk ile birlikte Kabe'ye girmek için gelmişti. Ben kendisine
sert davranmış ve dil uzatmıştım. O ise bana yumuşak davranarak: "Ey
Osman! Umulur ki bir gün sen bu anahtarı benim elimde göreceksin. O zaman onu
istediğime vereceğim." demişti. Ben de: "O gün, Kureyş'in mahvolup
kıymetten düşeceği gün olacaktır." demiştim. Buna karşılık: "Hayır.
Asıl o zaman Kureyş yaşayacak ve üstün olacaktır." diye cevap vermiş ve
Kabe'ye girmişti. Bana söylediği bu söz, hiç aklımdan çıkmamış ve bir gün
olacak diye hep beklemiştim. Fetih günü olunca bana dedi ki: "Ey Osman! Anahtarı
bana getir." Ben de getirdim. Anahtarı benden aldı, sonra tekrar bana geri
verdi ve dedi ki: "Ebedi bir miras olarak ve temelli kalmak üzere bunu
alın. Onu sizin elinizden ancak zalim olan alabilir. Ey Osman! Allah Teala,
Beyt'ini size emanet ediyor. Bu beyt sebebiyle size ulaşacak şeyleri meşru
olarak yeyiniz." Osman b. Talha devamla şöyle anlatıyor: Dönüp gidiyordum,
Hz. Peygamber beni çağırdı. Geri dönüp gittim. Bana dedi ki: "Sana
vaktiyle söylediğim şey aynen olmadı mı?" İşte o anda hemen hicretten önce
Mekke'de iken bana söylemiş olduğu "Umulur ki bir gün sen bu anahtarı
benim elimde göreceksin. O zaman onu istediğime vereceğim." sözünü
hatırladım ve dedim ki: Evet, şahitlik ederim ki sen, şüphesiz Allah
Rasulü'sün!
Said b. Müseyyeb'in
naklettiğine göre Abbas, o gün anahtarı Haşimoğullarından bazı adamların
gözetimine almak için üstünlük taslamışü. Fakat Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) anahtarı Osman b. Tahla'ya geri verdi.
14- Bilai-i Habeşi'nin
Kabe'de Ezan Okuması:
Sonra Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bilal'e, Kabe'nin üzerine çıkıp ezan okumasını
emretti. Bu sırada Ebu Süfyan b. Harb, Attab b. Esid, Haris b. Hişam ve
Kureyş'in ileri gelenleri Kabe avlusunda oturuyorlardı. Attab dedi ki:
"Allah (babam) Esid'e lütfetti de duyduğunda hiç hoşlanmayacağı şu sesi
ona işittirmedi." Haris şöyle dedi: "Vallahi, O'nun gerçek peygamber
olduğunu bilseydim muhakkak kendisine tabi olurdum." Ebu Süfyan ise şöyle
dedi: "Vallahi, ben hiçbir şey söylemeyeceğim. Eğer konuşursam şu çakıl
taşları bile söylediklerimi haber verirler." İşte bu esnada Hz. Peygamber
yanlarına çıkıp geldi ve onlara dedi ki: "Ben sizin söylediklerinizi
biliyorum!" Sonra konuşulanları aynen onlara tekrarladı. Haris ve Attab o
zaman dediler ki:
"Biz şahitlik ederiz
ki sen, Allah'ın Rasulü'sün! Vallahi, bu söylediklerimize, hiçbir kimse
yanımızda bulunup da vakıf olmadı ki, o sana haber verdi diyelim!
15- Fetih Namazı:
Sonra Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani'nin evine girdi ve
gusül yaptı. Onun evinde sekiz rekat namaz kıldı. Kuşluk vaktiydi. Bu yüzden
bazıları bu namazın, kuşluk namazı olduğunu zannettiler. Halbuki bu, fetih
namazı idi. Bundan böyle müslüman komutanlar bir kaleyi, bir şehri
fethettikleri zaman, Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) uymak için
fetihten hemen sonra bu namazı kıldılar. Olayın anlatımında, bu namazın fetih
münasebetiyle Allah'a şükür olarak kılındığına bir delil de bulunmaktadır.
Çünkü Ümmü Hani: "Bu namazı kıldığını ne bundan önce, ne de bundan sonra
görmüştüm." demiştir.
Ümmü Hani, kocasının iki
yakınını himayesine almıştı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona şöyle
dedi: "Senin eman verdiğine biz de eman verdik ey Ümmü Hani!"
16- Öldürülmeleri
Emredilen Mekkeliler:
Fetih tamamlanınca
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), dokuz kişi dışında bütün insanlara
eman verdiğini açıkladı. Bu dokuz kişinin ise, Kabe'nin örtüsü altında
bulunsalar bile öldürülmelerini emretti. Onlar şunlardı: Abdullah b. Sa'd b.
Ebi Serh, İkrime b. Ebi Cehil, Abdüluzza b. Hatal, Haris b. Nüfeyl b. Vehb,
Makis b. Subabe, Hebbar b. Esved, İbn Hatal'ın şarkıcı iki kadın kölesi -bunlar
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında hicivler içeren şarkılar
okurlardı-, Abdülmuttaliboğullarından birinin azadlısı olan Sare.
Bunlardan ibn Ebi Şerh
müslüman oldu. Osman b. Affan onu getirip Rasulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) eman vermesini istedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
sahabeden bazılarının kalkıp onu öldürmelerini umarak ondan vazgeçtikten sonra
bunu kabul etti. O, daha önce müslüman olup hicret etmiş, sonra dinden çiikıp
Mekke'ye geri dönmüştü.
İkrime b. Ebi Cehil'in
kaçışından sonra karısı gelip onun adına eman iistedi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona da eman verdi. O zaman İkrime dönüp geldi ve
müslüman oldu. İyi müslüman oldu.
İbn Hatal, Haris ve
Makis ile iki şarkıcı kadından biri öldürüldüler. Makis, müslüman olmuş, sonra
dinden çıkıp (kardeşini yanlışlıkla öldüren sahabi Evs b. Sabit'i) öldürüp
müşriklere katılmıştı. Hebbar b. Esved'e gelince; bu, Rasulullah'ın (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) kızı Zeyneb'in Medine'ye hicreti sırasında karşısına çıkmış,
mızrakla vurup onu bir kaya üzerine düşürmüş ve karnındaki çocuğu düşürmesine
sebep olmuş ve kaçmıştı. Daha sonra müslüman oldu, iyi de müslüman oldu.
Rasulullah'tan
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), Sare ile iki şarkıcı kadından biri için de eman
istenildi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara da eman verdi. Bu
iki kadın da müslüman oldu.
17- Hz. Peygamber’in
(s.a.) Konuşması:
Fetih'in ertesi günü
olunca, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlar arasında ayağa kalkıp
konuştu: Allah'a hamd ve senada bulunup O'nu layık olduğu biçimde övdükten
sonra dedi ki:
(Ey insanlar! Şüphe yok
ki Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün Mekke'yi de haram ve dokunulmaz
kılmıştır. Burası Allah'ın, kıyamet gününe kadar haram ve dokunulmaz kıldığı
yerdir. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin, burada kan dökmesi ve
ağaç kesmesi helal değildir. Şayet bir kimse, Rasulullah'ın burada çarpışmasını
ruhsat saymaya kalkışırsa, ona: 'Allah yalnız Rasulü'ne izin vermişti. Size
izin vermemiştir.' deyiniz. Bana da ancak günün belli bir saatinde helal
olmuştur. Artık Mekke'nin bugünkü haramlığı dünkü haramlığına dönmüştür. Bu
söylediklerimi, burada bulunanlar bulunmayanlara ulaştırsın."
18- Rasulullah (s.a.)
Mekke'de Kalacak mı?
Allah Teala; Rasulü'nün
şehri, vatanı ve doğum yeri olan Mekke'nin fethini kendisine nasip edince,
Ensar aralarında şöyle konuştular: "Ne dersim niz, Allah, Rasulullah'a
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şehri ve vatanı olan Mekke'nin fethini nasib
edince artık orada mı kalır?" Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bu sırada ellerini kaldırmış Safa tepesinde dua ediyordu. Duasını bitirdikten
sonra "Ne diyordunuz?" diye sordu. "Bir şey yok, ya
Rasulallah!" dediler. Ama çok geçmeden konuşulanı kendisine söylediler. O
zaman Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah
korusun; hayatım sizin hayatınızladır, Ölümün sizin ölümünüzledir."
19- Bazı Mekkeliler:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Beytullah'ı tavaf ederken, Fudale b. Umeyr b. Mülevvih O'nu
öldürmeyi tasarladı. Ona doğru yaklaştığında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem): "Sen Fudale misin?" diye sordu. "Evet, ya
Rasulallah!" dedi. Peygamberimiz: "Kalbinden ne geçiriyordun?"
diye sorduğunda Fudale: "Hiçbir şey, Allah'ı zikrediyordum." cevabım
verdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gülümsedi ve:
"Allah'tan bağışlanmam dile." buyurdu. Sonra elini onun göğsüne
koyunca kalbi yatıştı. Fudale derdi ki: "Vallahi, Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) elini göğsümden kaldırdığı zaman, benim için Allah'ın
yaratıkları arasında O'ndan daha sevgili olan hiçbiri yoktu." Fudale şöyle
anlatıyor: Sonra aileme döndüm. Başımdan geçenleri bir kadına anlatıyordum.
Kadın: "Söze gel" dedi. "Hayır", dedim. Fudale, şöyle
diyerek kalkıp gitti:
"Kadın bana, söze
gel, dedi; dedim ki, Senden geri durur, Allah ve İslam;
Eğer Muhammed ve
taraftarlarını görseydin, Fetihle, putların parçalandığı gün;
Görürdün Allah'ın dinini
mutlaka apaçık ve aydınlık; Şirkin ise yüzünü karanlıkların bürüyüp nasıl
kararttığını.'
O gün Safvan b. Ümeyye
ile İkrime b. Ebi Cehil kaçtılar. Umeyr b. Vehb el-Cumahi, Rasulullah'tan
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safvan için eman istedi. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) eman vermeyi kabul etti ve Mekke'ye girdiği günkü sarığını
ona verdi. Safvan gemiye binmek üzere iken Umeyr kendisine yetişti ve onu geri
getirdi. (Hz. Peygamber kendisini İslam'a dstyet edince) Safvan: Bana bu konuda
iki ay mühlfet ver, dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sana
dört ay mühlet verilmiştir." buyurdu.
Haris b. Hişam'ın kızı
Ümmü Hakim, İkrime b, Ebi Cehil'in nikahı altındaydı; müslüman oldu.
Rasulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kocasına eman vermesini istedi.
Hz. Peygamber de ona eman verdi. Ümmü Hakim, kocasına Yemen'de yetişti, ona
güvence verdi ve onu alıp geri getirdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Safvan ile bunların eski nikahlarını kabul etti.
Daha sonra Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), Temim b. Esid el-Huzai'ye emrederek, harem
sınırlarını işaretleyen taşlan yenilettirdi.
20- Putların
Yıktırılması:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), Kabe çevresindeki putlar için birlikler gönderdi. Bu
putların hepsi kırılarak yok edildi. Lat ve Uzza ile bir üçüncüsü olan Menat da
bunlardandır. Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) münadisi Mekke'de
şöyle bağırdı: "Kim, Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa; evinde hiçbir
put bırakmasın, hepsini kırsın!"
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ramazan ayının bitimine beş gece kala, Halid b.
Velid'i Uzza putunu yıkması için gönderdi. Halid, ashabtan otuz süvari ile
birlikte gitti. Putu yıkıp Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döndü ve
olanları haber verdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bir şey
gördün mü?" diye sordu. Halid: "Hayır" dedi. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sen onu tam olarak yıkamamışsın, dön ve
onu yık." buyurdu. Halid öfkeli öfkeli geri döndü. Kılıcını sıyırdı. Bu
sırada karşısına çırılçıplak, kapkara ve saçı başı dağınık bir kocakarı çıktı.
Putun hizmetçisi kocakarıya bağırmaya başladı. Halid kılıcım vurup kanyı ikiye
böldü. Sonra Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dönüp olanları anlattı.
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet, işte o Uzza'dır. Artık
ülkenizde kendisine tapılmasından edebiyen ümidini kesmiştir." buyurdu. Bu
put Nahle'de bulunuyordu. Kureyş ile bütün Kinaneoğullarının putu idi. Onların
en büyük putu buydu. Onun bakıcıları Şeybanoğulları idi.
Sonra Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Amr b. as'ı, Huzeyl kabilesinin putu olan Suva'i
yıkmaya gönderdi. Amr der ki: Putun yanına vardığımda bakıcısı da oradaydı.
Bana: "Ne istiyorsun?" diye sordu. "Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bana, bu putu yıkmamı emretti." dedim. Bakıcı:
"Buna gücün yetmez." dedi. "Niçin?" diye sordum. "Seni
bundan alıkoyar." dedi. Ona: "Sen hala batıl üzerindesin. Yazıklar
olsun sana. Bu put işitir veya görür mü hiç?!" dedim ve yanına yaklaşıp
putu kırdım. Sonra arkadaşlarıma emrettim, putun hazinesini yıktılar. İçeride
hiçbir şey bulamadık. Sonra bakıcıya: "Nasıl, gördün mü?" diye
sordum. Bakıcı: "Ben Allah'a teslim oldum." dedi.
Sonra Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sa'd b. Zeyd el-Eşheli'yi Menat üzerine gönderdi.
Kudeyd yakınlarında Müşellel'de bulunuyordu. Evs, Hazrec, Gassan ve diğer
kabilelerin putu idi. Sa'd yirmi süvari ile yola çıktı. Ordaya vardıklarında
bakıcısı yanındaydı. "Ne istiyorsunuz?" diye sordu. "Menat'ı
yıkmayı" dedim. Bakıcı: "İşte sen, işte o." dedi. Sa'd puta
yönelip üstüne doğru yürüdü. Karşısına çırılçıplak, kapkara, saçı başı dağınık
bir kadın çıktı. Feryad edip bağırıyor ve göğsünü dövüyordu. Bakıcı, kadına:
"Menafi yanına al ve isyankarları parçala." dedi. Sa'd vurdu ve
kadını öldürdü. Sonra putun yanına geldi. Arkadaşlarıyla birlikte onu yıkıp
parçaladılar. Hazinesinde hiçbir şey bulamadılar.
21- Halid b. Velid'in
Cüzeymeoğulları Seriyyesi:
ibn Sa'd der ki: Halid
b. Velid, Uzza'yı yıkmaktan döndüğünde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Mekke'de bulunuyordu. Onu, Cüzeymeoğullarını İslam'a davet etmesi için
gönderdi. Savaşmak için göndermemişti. Halid, Muhacirler ve Ensar ile
Süleyinoğullarından üç yüz elli kişilik bir birliğin başında yola çıktı.
Yanlarına ulaştığında: "Siz kimlersiniz?" diye sordu. Şöyle cevap
verdiler: "Biz müslümanız. Namaz kılıyoruz ve Muhammed'i (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) tasdik ediyoruz. Meydanlarımızda mescidler yapık ve buralarda
ezan da okutuyoruz." Halid: "Peki, üzerinizdeki bu silahlar ne
oluyor?" diye sordu. Cüzeymeoğulları: "Araplardan bir kavim ile
aramızda düşmanlık var. Sizin onlar olmanızdan korkmuştuk." diye
cevapladılar. Onların, müslüman olduk ( = eslemna) demeyi beceremeyerek,
sabe'na ( = biz dinimizden çıktık) dedikleri de söylenmiştir. Halid:
"Silahlarınızı bırakın." deyince silahlarını bırakıverdiler.
"Onları esir edin!" diye emretti. Müslümanlar onları esir aldılar.
Sonra onlardan bir kısmına emredip diğerlerinin ellerini boyunlarına bağlattı.
Onları arkadaşlarına paylaştırdı. Seher vakti olunca Halid b. Velid:
"Yanında esir bulunan herkes onun boynunu vursun!" diye seslendi.
Süleymoğulları ellerindekileri öldürüverdiler. Fakat Muhacirler ile Ensar
esirlerini salıverdiler. Halid'in yaptıkları Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) haber verilince: "Allah'ım! Halid'in yaptıklarından dolayı sana
sığınıyorum." buyurdu ve Hz. Ali'yi, öldürülenlerin diyetlerini ve
kaybettiklerini ödemesi için gönderdi.
Halid ile Abdurrahman b.
Avf arasında bu meseleden dolayı birtakım sözler ve atışmalar oldu. Bunlar Hz.
Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ulaşınca şöyle buyurdu: "Yavaş
ol ey Halid! Ashabıma ilişme. Vallahi, eğer senin Uhud dağı kadar altının olup
onu Allah yolunda harcasan, ashabımdan bir kimsenin sefer için yaptığı bir
sabah yürüyüşüne veya akşam yürüyüşüne erişemezsin."
Sonraki sayfa için
aşağıdaki link’i kullan: