ZADU’L-MEAD

DÖRDÜNCÜ KİTAP

PEYGAMBER'İN (S.A.) CİHADI

 

ANA SAYFA      Kur’an      Hadis      Sözlük      Biyografi

 

A) MEKKE'NİN FETHİ

 

1- En Büyük Fetih:

2- Kureyşliler'in Anlaşmayı Bozmaları:

3- Ebu Süfyan'ın Aracılığı:

4- Müslümanların Savaşa Hazırlanmaları:

5- Hatib'ın Kureyşlilere Haber Vermeye Kalkışması:

6- Medine'den Yola Çıkış:

7- Ebu Süfyan b. Haris'in Müslüman Oluşu:

8- Merruzzahran'da Konaklama:

9- Mekke'ye Yürüyüş:

0- Bazı Mekkeliler'in Karşı Koymaya Çalışması:

11- Hz. Peygamber (s.a.) Kabe'de

12- Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) M ek kel ilerle

13- Kabe'nin Anahtarları

14- Bilai-i Habeşi'nin Kabe'de Ezan Okuması

15- Fetih Namazı

16- Öldürülmeleri Emredilen Mekkeliler

17- Hz. Peygamber’in (s.a.) Konuşması

18- Rasulullah (s.a.) Mekke'de Kalacak mı?

19- Bazı Mekkeliler

20- Putların Yıktırılması

21- Halid b. Velid'in Cüzeymeoğulları Seriyyesi

 

1- En Büyük Fetih:

 

Büyük fetih; Allah'ın kendisiyle dinini, Rasulü'nü, ordusunu, güvenilir taraftarlarını yücelttiği ve kendisiyle, alemlere hidayet sebebi kıldığı beytini ve beldesini kafirlerin ve müşriklerin ellerinden kurtardığı bir fetihtir. Bu öyle bir fetihtir ki, göktekiler onunla müjdelenmiş ve izzetinin ipleri ikizler burcunun omuzlarına bağlanmıştır. Bu fetih sebebiyle insanlar, akın akın Allah'ın dinine girmişlerdir. Yeryüzü bunun sebebiyle aydınlanmış ve parlamıştır.

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), İslam alayları ve Rahman orduları ile hicri 8. yılı Ramazanı'nın on günü geçtikten sonra fetih için yola çıktı. Medine'de, Ebu Rühm Külsum b. Husayn el-Gifari'yi vekil bıraktı. İbn Sa'd ise, Abdullah b. Ümmi Mektum'u vekil bıraktı, demektedir.

 

 

2- Kureyşliler'in Anlaşmayı Bozmaları:

 

Hz. Peygamber'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu fethe sürükleyen, yönelten sebep; siyer, megazi ve tarih alimlerinin önderi Muhammed b. İshak b. Yesar'ın zikrettiğine göre şu idi:

 

Bekir b. Abdümenat b. Kinaneoğulları Huzaahlara saldırdılar. Huzaalılar, Vetir denilen bir su kenarında yaşıyorlardı. Bekiroğulları bir gece onlara baskın yapıp bazılarını öldürdüler. Onları bu işe yönelten şu olaydı: Hadramilerden Malik b., Abbad ismindeki bir adam, ticaret için yola çıkıp Huzaalıların yurtlarının ortasına geldiği sırada Huzaalılar tarafından baskına uğratılıp öldürülmüş ve malları alınmıştı. Buna karşılık Bekiroğulları da Huzaalılardan bir adama saldırmışlar ve onu öldürmüşlerdi. (İslamiyetin zuhurundan önce) Huzaahlar saldın düzenleyerek, (Kinanelilerin eşrafından olan) Esvedoğullarından Selma, Külsum ve Züeyb'i Arafat'ta, Harem hududunu belirten taşların yanında öldürmüşlerdi. Bütün bunlar bi'setten (Hz. Peygamber'in, peygamberliğinden) önceydi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) peygamber olarak gönderilip İslam geldiği zaman araları ayrıldı. İnsanlar artık bu yeni konuyla meşgul oluyorlardı.

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Kureyş arasında Hudeybiye anlaşması gerçekleştiğinde şu şart ileri sürülmüştü: "Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) anlaşma ve sözleşmesine girmek isteyen serbesttir; Kureyş'in anlaşma ve sözleşmesine girmek isteyen de serbesttir." Bunun üzerine Bekiroğulları Kureyş'in anlaşma ve sözleşmesine; Huzaalılar ise Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) anlaşma ve sözleşmesine girdiler. Barışın uygulamaya konmasını fırsat bilen Bekiroğulları, Huzaahlardan eski öçlerini almak istediler. Nevfel b. Muaviye ed-DiIi, Bekiroğullarından bir topluluğun başında çıkıp Vetir suyu başındaki Huzaahlara bir gece baskını düzenledi ve içlerinden bazılarını öldürdüler. Karşılıklı mızraklaşıp çarpıştılar. Kureyşliler Bekiroğullarına silah yardımı yaptılar. Bazı Kureyşlİler gece karanlığından istifade edip onlarla birlikte savaşa katıldı. ibn Sa'd bunlardan şu kimselerin adını zikretmektedir: Safvan b. Ümeyye, Huveytıb b. Abdüluzza, Mikrez b. Hafs. Neticede Huzaahları Harem'e kadar sürdüler. Harem sınırına ulaştıklarında Bekiroğulları dediler ki: "Ey Nevfel! Biz Harem'e girmişiz! İlahından kork, ilahından!" O ise çok ağır bir söz söyledi: "Bugün ilah milah yok! Ey Bekiroğulları! Öcünüzü alınız. Ömrüme yemin olsun ki sizler hacıları Harem'de soyar dururdunuz da şimdi orada öcünüzü almayacak mısınız?"

 

Huzaalılar Mekke'ye girdiklerinde, Büdeyl b. Verka el-Huzai ile dostları, Rafi' adındaki bir adamın evine sığındılar. Bunun üzerine Amr b. Salim el-Huzai yola çıkıp Medine'ye geldi. Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) önünde durdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mescidde ashabının arasında oturuyordu. Amr, O'na şu şiiri okudu:

 

"Allah'ım! Ben Muhammed'e hatırlatırım, Babamızla O'nun babası arasındaki eski ittifakı.

 

O zaman biz baba, sizler ise oğul idiniz;

 

Sonra müslüman olduk, sana yardımdan el çekmedik.

 

 Yardım et -Allah seni hidayetten ayırmasın- ebedi bir yardım! Allah'ın kullarım çağır; imdadımıza yetişsinler.

 

Rasulullah onların aralarında, kılıcını sıyırmış, Boyuna yükselen dolunay gibi bembeyaz.

 

Uğradığı zulümden dolayı yüzü renkten renge girmiş,

 

Büyük ordunun başında, denizler gibi köpükler saçarak geliyor.

 

Kureyşliler sana verdikleri sözde durmadılar. Seninle yaptıkları sağlam anlaşmadan caydılar.

 

Bizi Mekke'nin aşağı tarafında gözetlediler, Sen kimseyi çağırmayacaksın sandılar.

 

Onlar çok zelil ve çok az kimselerdir sayıca. Geceleyin Vetir'de, uykuda iken bize baskın yaptılar. Rüku ve sücud halinde iken bizi öldürdüler!"

 

Yani, biz müslüman olmuştuk, ama öldürüldük, demek istiyordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona şöyle dedi: "Ey Amr b. Salim! Sana yardım edilecek!" Bu sırada Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir bulut gösterildi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bir bulut, Ka'boğullarına yardım edileceğine işarettir." buyurdu. Büdeyl b. Verka,

 

Huzaalllardan bir topluluk ileRasulullah'ın yanına gelip başlarına gelenleri ve Kureyşlilerin, Bekiroğullarını nasıl desteklediklerini anlattılar. Sonra Mekke'ye döndüler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına şöyle dedi: "Ebu Süfyan, anlaşmayı sağlamlaştırmak ve barış süresini uzatmak için yanınıza gelmek üzere bulunuyor galiba."

 

 

3- Ebu Süfyan'ın Aracılığı:

 

Büdeyl b. Verka, arkadaşlarıyla yoluna devam ediyordu. Usfan'a geldiklerinde Ebu Süfyan b. Harb ile karşılaştılar. Kureyşliler onu, yaptıkları şeyin sonucundan korktuklarından ötürü anlaşmayı sağlamlaştırması ve/süreyi uzatması için Rasülullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) göndermişlerdi. Ebu Süfyan, Büdeyl b. Verka ile karşılaştığında dedi ki: "Nereden geliyorsun, ey Büdeyl?" Onun Hz. Peygamberin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına gittiğini sanıyordu. Büdeyl: "Şu sahilde ve vadi içlerinde bulunan Huzaalılara gitmiştim." dedi. Ebu Süfyan: "Peki Muhammed'in yanına gittin mi?" diye sordu. Büdeyl: "Hayır." dedi. Büdeyl, Mekke'ye doğru yola koyulduğunda Ebu Süfyan, eğer Medine'den geliyorsa hayvanı muhakkak hurma çekirdeği yeminden yemiş olmalı, diye düşünerek Büdeyl'in devesinin dışkısını alıp ezdi. İçinde hurma çekirdeği bulunduğunu gördü. "Allah'a yemin ederim ki Büdeyl, Muhammed'iri yanından geliyor." dedi.

 

Sonra Ebu Süfyan yola koyulup Medine'ye geldi. Kızı Ümmü Habibe'nin evine gitti. Oturmak için Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatağına doğru ilerleyince Ümmü Habibe yatağı katlayıp ondan uzaklaştırdı. Bunu görünce: ,"Kızım, yavrum! Beni mi bu yataktan esirgedin, yoksa onu mu benden esirgedin?" diye sordu. O da: "Hayır, bu Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatağıdır. Sen ise pis bir müşriksin." diye cevap verdi. Ebu Süfyan: "Vallahi, benden sonra sana bir şer isabet etmiş." dedi.

 

Sonra Ebu Süfyan, çıkıp Rasulullah'ın yanına geldi ve O'nunla konuştu. Fakat Hz. Peygamber (s:a.) ona bir cevap vermedi. Ebu Süfyan, sonra Hz. Ebu Bekir'e gidip kendisi için Rasülulİah ile konuşmasını söyledi. Hz. Ebu Bekir: "Ben bunu yapamam" dedi. Sonra Ömer b. Hattab'a gidip onunla konuştu. Hz. Ömer: "Ben sizin için Rasulullah'tan şefaat mı dileyeceğim?! Vallahi, eğer bir karıncadan başkasını bulamasam bile onunla size karşı savaşırım!" dedi. Bunun üzerine Ebu Süfyan, Ali b. Ebi Talib'in evine gitti. Hz. Fatıma da oradaydı. Hz. Hasan henüz bir çocuktu ve önlerinde emekleyip duruyordu. Ebu Süfyan: "Ey Ali, şu topluluk içinde akrabalık yönünden bana en yakını sensin. Ben bir iş için gelmiş bulunuyorum. Hiçbir şey elde edemeden, geldiğim gibi geri dönmeyeyim! Benim için Muhammed'e rica et!" dedi. Hz. Ali: "Allah senin iyiliğini versin, ey Ebu Süfyan! Vallahi] Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), hakkında konuşamayacağımız bir şeye karar vermiş durum dadır." dedi. O zaman Ebu Süfyan, Fatıma'ya dönerek şöyle dedi: "Şu oğluna emretsen de iki taraf arasında himayeci olsa, böylece dünyanın sonuna kadar Arapların efendisi olsa, olmaz mı?" Hz. Fatıma: "Vallahi, benim bu oğlum ne halk arasında himayeci olacak yaşa gelmiştir; ne de herhangi biç kimse Rasülullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) karşı himayeci olabilir." dedi.

 

Ebu Süfyan, Hz. Ali'ye dönerek: "Ey Ebu Hasan! Ben, işlerimin çok zorlaştığını görüyorum. Sen bana bir tavsiyede bulun." dedi. Hz. Ali şöyle cevapladı: "Vallahi, ben senin için yararlı olacak bir şey bilmiyorum. Ama sen, Kinaneoğullarının ulu kişisisin. Kalk, iki taraf arasında himayeci olduğunu açıkla, sonra yurduna git." Ebu Süfyan: "Bunun bana bir fayda sağlayacağını sanıyor musun!" diye sordu. Hz. Ali: "Hayır, vallahi bir faydask olacağını pek sanmıyorum. Fakat senin için bundan başka bir yol da yok.? dedi.

 

Bunun üzerine Ebu Süfyan, mescidde ayağa kalkıp: "Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, ben iki taraf arasında himayeci oluyorum." dedi. Sonra devesine bindi, dönüp gitti.

 

Ebu Süfyan, Kureyşlilere geldiğinde; "Ne haber var?" diye sordular. Dedi ki: "Muhammed'in yanına vardım ve onunla konuştum. Vallahi bana hiçbir cevap vermedi. Sonra Ebu Kuhafe'nin oğluna gittim, ondan da bir hayır bulamadım. Sonra Ömer b. Hattab'a gittim, onu baş düşman buldum. Sonra Ali'ye gittim. Onu kavmin en yumuşağı buldum. Ali bana bir yo! gösterdi, ben de onu yaptım. Vallahi, bilmiyorum bu yaptığım şeyin bana bir faydası olur mu, yoksa olmaz mı?" Kureyşliler: "O'sana ne tavsiye etmişti?" diye sordular. "Bana, iki taraf arasında himayeci olduğumu açıklamamı söylemişti. Ben de öyle yaptım." dedi. Kureyşliler: "Muhammed bunu geçerli gördü mü?" dediler. "Hayır." dedi. O zaman Kureyşliler: "Yazıklar olsun san£! Vallahi adam seninle oyun oynamaktan başka bir şey yapmamış!" dediler. Ebu Süfyan da: "Hayır, fakat bundan başka da yapacak bir şey bulamadım " dedi.

 

 

4- Müslümanların Savaşa Hazırlanmaları:

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) müslümanlara yol için hazırlanmalarını emretti. Ai sine de kendisi için hazırlık yapmalarını söyledi.

 

Hz. Ebu Bekir, kızı Aişe'nin yanına geldiğinde onun Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yol hazırhklanyla meşgul olduğunu gördü. Şöyle dedi: "Bu hazırlıkları yapmanı sana Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mı emretti kızım?" Hz. Aişe: "Evet." dedi ve hazırlığına devam etti. Hz. Ebu Bekir: "Sence nereye gitmek istiyor olabilir?" diye sorunca Hz. Aişe: "Hayır, vallahi bilmiyorum." cevabını verdi.

 

Derken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) müslümanlara, Mekke'ye doğru gideceklerini bildirdi. Kendilerine iyice hazırlık yapmalarını emretti. Sonra şöyle dua etti: "Allah'ım! Yurtlarına ansızın varabilmemiz için Kureyşlilerin casus ve habercilerini tut, engelle." Müslümanlar hazırlıklarını sürdürdüler.

 

 

5- Hatib'ın Kureyşlilere Haber Vermeye Kalkışması:

 

Bu sırada Hatıb b. Ebi Beltea, Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendilerinin Üzerine yürüdüğünü haber vermek için Kureyşlilere bir mektup yazdı. Mektubu bir kadına verdi. Bunu Kureyşlilere ulaştırması için ona bir ücret öddedi. Kadın, mektubu başında saç örgüleri arasında gizledi. Sonra böylece yola koyuldu. Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hatıb'ın yaptığı şey hakkında gökten haber ulaştı. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Hz. Ali ile Zübeyr'i gönderdi. ibn İshak'ın dışındakiler: Ali, Mikdad ve Zübeyr'i gönderdi, diyorlar. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara dedi ki: "Hemen gidin! Hah bahçesine vardığınızda, yanında Kureyşlilere bir mektup götüren bir kadını hayvanı üzerinde bulacaksınız."

 

Hz. Ali ile Zübeyr hemen atlarını koşturup gittiler. Sözü geçen yerde kadını tnldular ve hayvanından indirdiler. Dediler ki: "Yanındaki mektup nerede?" Kadın: "Yanımda mektup yok benim." dedi. Eşyasını aradılar fakat bir şey bulamadılar. O zaman Hz. Ali -r.a.- kadına dedi ki: "Allah'a yemin ederim ki Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hiçbir zaman yalan söylememiştir, biz de yalan söylemiyoruz! Vallahi, ya mektubu çıkarırsın, ya da seni soyacağız!" Kadın onun ciddi olduğunu görünce: "Yüzünü çevir." dedi. O da yüzünü çevirdi. Kadın, saç örgülerini açıp arasından mektubu çıkarttı ve onlara verdi. Onlar da mektubu Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) getirdiler. Baktılar ki mektup Hatıb b. Ebi Beltea tarafından Kureyşlilere yazılmış ve Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlar üzerine yürümekte olduğunu haber veriyor.

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hemen Hatıb'ı çağırttı ve sordu: "Bu nedir ey Hatıb?" Hatıb dedi ki: "Hakkımda hüküm vermekte acele etme ya Rasulallah! VAllahi ben, Allah'a ve Rasulüne iman etmiş bir kimseyim. Ben dinimden dönmedim ve dinimi değiştirmedim. Ben Kureyşliler arasında yanaşma bi şeydim, onlardan değildim. Benim onlar arasında ailem, akrabalarım ve çocuklarım var. Bunları himaye edecekleri bir akrabalık da yok aramızda. Senin yanında bulunanların ise orada kendilerini koruyacak akrabaları var. İstedim ki, bundan böyle onların yanında taraftarım olsun da akrabalarımı himaye etsinler."

 

Ömer b. Hattab dedi ki: "İzin ver bana ya Rasulallah, şunun boynunu vurayım! Bu adam Allah'a ve Rasulü'ne hiyanet etmiştir, münafıklık yapmıştır!" Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "O, Bedir savaşında bulunmuştur. Ne biliyorsun ey Ömer; belki de Allah, Bedir savaşma katılmış olanlara bakıp: 'İstediğinizi yapın. Ben sizi bağışlamışımdır.' buyurmuştur." Hz. Ömer'in gözleri doldu ve: "Allah ve Rasulü en iyi bilendir." dedi.

 

 

 6- Medine'den Yola Çıkış:

 

Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) oruçlu olarak yola çıktı. Müslümanlar da oruçlu idiler. Küdeyd'e -burası bugün insanların (kaf harfi ile) Kudeyd dedikleri yerdir- vardıkları zaman Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iftar etti. Müslümanlar da O'nunla birlikte iftar ettiler.

 

Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Merruzzahran'da konaklaymcaya kadar yola devam etti. Burası Mer vadisidir. Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanında on bin kişi bulunuyordu.

 

Allah Teala, Kureyşlilerin haber almasını engellemişti. Korku ve bekleyiş içindeydiler. Ebu Süfyan (b. Harb) çıkıp haber toplamaya çalışıyordu. Onunla birlikte Hakim b. Hizam ile Büdeyl b. Verka, söylentileri araştırmak için çıktılar.

 

Bundan Önce Abbas (b.Abdülmuttaiib), çoluk çocuğuyla birlikte müslüman olup muhacir olarak yola çıkmıştı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Cuhfe'de karşılaştı. Daha önce karşılaştığı da söylenmiştir.

 

 

7- Ebu Süfyan b. Haris'in Müslüman Oluşu:

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yolda karşılaşanlar arasında, amcasın Ebu Süfyan b. Haris ile Abdullah b. Ebi Ümeyye de vardı. Bu ikisi O'nunla Ebva'da karşılaşmışlardı. Biri amcasının, diğeri de halasının oğlu idi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunlarla karşılaştığında, kendilerinden gördüğü eza ve hicivler sebebiyle yüzünü çevirdi. Ümmü Seleme O'na dedi ki: "Amcanın oğlu ile halanın oğlu senin için insanların en şakisi olamazlar."

 

Ebu Ömer (İbn Abdilber)'in anlattığına göre Hz. Ali, Ebu Süfyan'a şöyle dedi: "Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına ön tarafından varıp O'na, kardeşlerinin Hz. Yusuf'a söyledikleri: 'Allah'a yemin olsun ki; Allah, seni bizden üstün kılmıştır. Doğrusu biz sana yaptıklarımızda suçlu idik.'[Yusuf, 91] sözünü söyle. Bundan daha güzel bir sözün bulunabilmesi asla mümkün değildir." Ebu Süfyan da böyle yaptı. O zaman Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona şöyle cevap verdi: "Bugün size hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur. Allah sizi bağışlasın. O, merhamet edicilerin en merhametlisidir."[Yusuf, 92]

 

Bunun üzerine Ebu Süfyan Hz. Peygambere (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir şiir söyledi. Şu beyitler o şiirindendir:

 

"Hayatına and olsun ki, ben sancak taşıdığımda, Lafın süvarileri Muhammed'in süvarilerini yensin diye;

 

Geceleyin yola çıkıp yolunu şaşırmış, gecesi kapkaranlık olmuş bir kimse gibiydim.

 

Şimdiki zamanım ise yolum gösterilip hidayete erdiğim zamandır.

 

Nefsimden başka bir rehber beni hidayete ulaştırdı.

 

Beni Allah'a yöneltti, her kovulacak yerde kovduğum."

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ebu Süfyan'ın göğsüne elini vurup dedi ki: "Kovulan ve sürülen kimselerle birlikte her kovulacak yere beni sen kovmuştun.

 

Bundan sonra Ebu Süfyan iyi bir müslüman oldu.

 

Denilmiştir ki: Müslüman olduktan sonra, kendisinden utandığı için hiçbir zaman başını kaldırıp Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bakmamıştır. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu seviyordu. Ona cennete gireceğini haber vermişti/? Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hamza'ya halef olmasını ümid ediyorum." buyurmuştu. Vefatı yaklaştığı sırada Ebu Süfyan dedi ki: "Benim için sakın ağlamayın. Vallahi, müslüman olduğumdan beri hiçbir kötü söz söylemedim."

 

 

8- Merruzzahran'da Konaklama:

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Merruzzahran'a varıp konakladığı zaman yatsı vakti gelmişti. Orduda bulunanlara ateş yakmalarım emretti ve on bin ateş yakıldı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gece nöbetçilerinin başına Ömer b. Hattab'ı -r.a.- görevlendirdi.

 

Abbas, Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) boz katın Beyza'ya binip çıktı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) savaşarak zorla Mekke'ye girmeden önce, Kureyşliler gelip O'ndan eman istesinler diye haber vermek için Kureyşlilere göndermek üzere bir oduncu veya herhangi bir kimse arıyordu.

 

Abbas anlatıyor: Vallahi, ben bu maksatla dolaşıyorken Ebu Süfyan (b. Harb) ile Büdeyl b. Verka'nın sesini işittim. Aralarında konuşuyorlardı. Ebu Süfyan diyordu ki: "Bu geceki kadar çok ateşi ve askeri hiçbir zaman görmedim ben." Büdeyl ise şöyle diyordu: "Bunlar vallahi Huzaahlar! Onları harp ateşi biraraya getirmiş." Ebu Süfyan: "Huzaalıların ateşleri ve askerleri bunlardan daha az ve daha önemsizdir." dedi. Ebu Süfyan'ın sesini tamdım ve: "Ey Ebu Hanzala!" dedim. O da benim sesimi tamdı; "Ebu Fadl, sen misin?" dedi. "Evet" dedim. "Babam anam sana feda olsun, ne haber var?" diye sordu. Ben: "Bunlar Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve arkadaşlarıdır. Vallahi, Kureyş'in sabahı pek yaman olacak!" diye cevapladım. Ebu Süfyan: "Peki, çare nedir, babam anam sana feda olsun?" diye sordu. Şöyle dedim: "Vallahi, eğer sana karşı zafer elde ederse muhakkak boynunu vuracaktır. Şu katırın arkasına bin de seni Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) götüreyim ve senin için eman dileyeyim." Terkime bindi. İki arkadaşı dönüp gitti. Ebu Süfyan'ı alıp götürdüm. Müslümanların yaktığı ateşlerden her birinin yanına geldiğimizde "Kim bu?" diye soruyorlardı. Rasulullah'ın katırını ve benim de üzerinde olduğumu gördüklerinde "Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) amcası, O'nun katırına binmiş." diyorlardı. Ömer b. Hattab'ın ateşinin yanından geçerken "Kim ö?" dedi ve ayağa kalktı. Hayvanın terkisinde Ebu Süfyan'ı görünce şöyle dedi:

 

"Allah düşmanı Ebu Süfyan! Seni anlaşmasız ve sözleşmesiz olarak ele geçirmeye imkan veren Allah'a hamdolsun." Sonra süratle Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına doğru yürüdü. Katırı topukladım da onu geçiverdi. Hemen katırdan inip Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına girdim. Ömer de bu sırada yanına gelip dedi ki: "Ya Rasulallah! İşte Ebu Süfyan! Bana izin ver de boynunu vurayım!" Ben: "Ya Rasulallah! Ben onu himayeme aldım" dedim ve Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanına geçip oturdum. Ebu Süfyan'ın başını tutup "Vallahi, bu gece benden başka hiç kimse onunla başbaşa kalmayacak" dedim. Ömer, onun hakkındaki isteğinde ileri gidince dedim ki: "Yavaş ol ey Ömer! Vallahi, eğer Adiyoğullarından bir adam olsaydı o zaman böyle demezdin." Hz. Ömer: "Yavaş ol ey Abbas! Vallahi, babam Hattab eğer müslüman olsaydı ona senin müslüman oluşuna sevindiğim kadar sevinmezdim. Çünkü biliyorum ki, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) da senin müslüman oluşuna sevindiği kadar Hattab'ın müslüman oluşuna sevinmezdi." dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ey Abbas, onu senin çadırına götür de sabah olunca bana getir." buyurdu. Ebu Süfyan'ı alıp götürdüm. Sabah olunca tekrar Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) getirdim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu görünce şöyle dedi: "Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan! Allah'tan başka tanrı olmadığını anlama zamanın daha gelmedi mi?" Ebu Süfyan: "Babam, anam sana feda olsun! Ne yumuşak huylu, ne asil ve ne iyiliksever insansın! Yemin olsun ki Allah ile birlikte O'ndan başka bir tanrı olsaydı eğer, şimdiye kadar bir faydası olurdu zannediyorum." dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dedi ki: "Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan! Benim Allah Rasulü olduğumu anlayacağın vakit daha gelmedi mi?" Ebu Süfyan dedi ki: "Babam anam sana feda olsun! Ne yumuşak huylu, ne asil ve ne iyilik sever insansın! Bu konuya gelince, şimdi bile hala içimde bazı kuşkular var."

 

Bunun üzerine Abbas ona şöyle dedi: "Yazıklar olsun sana! Müslüman ol! Boynun vurulmadan önce Allah'tan başka tanrı olmadığım ve Muhammed'in, Allah'ın Rasulü olduğunu kabul et." Nihayet Ebu Süfyan, hakkı kabul edip şehadet getirdi ve müslüman oldu.

 

Abbas dedi ki: "Ya Rasulallah! Ebu Süfyan, övünmeyi çok seven bir adamdır. Ona bir lütufta bulunsan olmaz mı?" Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Olur. Kim Ebu Süfyan'ın evine girerse güven içerisinde olur. Kim kapısını kapayıp evinde oturursa o güven içerisindedir. Kim Mescid-i Haram'a girerse o da güven içerisindedir. "

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Abbas'a, Allah'ın ordusu geçerken görsün diye Ebu Süfyan'ı vadinin en dar yerinde, boğazın yakınında dağın başlangıç yerinde tutmasını emretti. O da böyle yaptı. Kabileler, bayraklarıyla geçiyordu. Her bir kabile oradan geçerken, "Ey Abbas, bu kim?" diye soruyordu. (Abbas der ki): Ben de; Süleymliler, diyordum. O zaman: "Süleymlilerle aramda bir kavga yok." diyordu. Sonra başka bir kabile geçiyordu, yine soruyordu: "Ey Abbas, bunlar kim?" Ben: Müzeyneliler, diyordum. "Müzeynelilerle aramda bir kavga yok" diyordu. Nihayet kabileler bitti. Geçen kabilelerden bana sormadığı hiçbiri kalmadı. Ben, kabileyi kendisine söylediğimde, benimle bunlar arasında bir kavga yok, diyordu. Nihayet Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Muhacirler ile Ensar'dan meydana gelen kalabalık bir alay içerisinde geçmeye başladı. ' Birliktekilerin her biri zırhlara bürünmüş, gözlerinden başka bir yerleri görünmüyordu. Ebu Süfyan dedi ki: "Sübhanallah, ya Abbas! Bunlar kim?" | Ben: "Bunlar Muhacirler ve Ensar'la birlikte Rasulullah'tır" dedim. Dedi ki: "Bunlara hiç kimse dayanamaz, hiç kimse güç yetiremez." Sonra şöyle dedi: , "Vallahi ey Ebu Fadl! Kardeşinin oğlunun saltanatı bugün pek büyük olmuş!" | Abbas diyor ki: "Ey Ebu Süfyan, dedim; bu peygamberliktir!" Ebu Süfyan: "Evet, anladım." dedi. Ben de: "Git, kavmini uyar" dedim.

 

Ensar'ın bayrağı Sa'd b. Ubade'de idi. Ebu Süfyan'ın önünden gederken ona dedi ki: "Bugün en büyük savaş günüdür. Bugün (Kabe'de savaşın) helal kılınacağı gündür. Bugün Allah, Kureyşlileri hor ve hakir kılacaktır!"

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Süfyan'ın hizasına geldiği zaman Ebu Süfyan dedi ki: "Ya Rasulallah! Sa'd'in ne söylediğini işitmedin mi?" Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ne söyledi?" diye sordu. Ebu Süfyan, şöyle şöyle söyledi, diye anlattı. Bunun üzerine Hz. Osman ile Abdurrahman b. Avf dediler ki: "Ya Rasulallah! Biz onun Kureyşlilere saldırıp saldırmayacağından emin değiliz." Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Hayır. Bugün Kabe'nin sanının yüceltileceği bir gündür. Bugün Allah'ın Kureyşlileri (İslamiyetle) yücelteceği bir gündür." Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sa'd'a haber göndererek sancağı ondan aldı ve oğlu Kays'a verdi. Sancak, oğlu Kays'ta olunca, Sa'd'ın elinden çıkmamış sayılacağını düşündü. Ebu Ömer (İbn Abdilber) diyor ki: Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sancağı Sa'd'dan alınca Zübeyr'e vermiştir.

 

Ebu Süfyan, yürüyüp Kureyşlilerin yanına vardı. En yüksek sesiyle şöyle bağırdı: "Ey Kureyş topluluğu! İşte Muhammed, karşısında dayanamayacağınız kadar büyük bir kuvvetle yanı başınıza gelmiş bulunuyor. Kim, Ebu Süfyan'ın evine girerse; güvencededir." Hind bt. Utbe kalkıp geldi, bıyığından yakalayıp: "Şu yağ tulumunu, ince bacaklıyı öldürün! Kavminin ne kötü bir öncüsüdür bu!" dedi. Ebu Süfyan dedi ki: "Yazıklar olsun size! Siz bu tutumunuzla kendinizi aldatmayın. O, sizin karşı koyamayacağınız bir orduyla başucunuza gelmiş bulunuyor. Kim Ebu Süfyan'ın evine girerse güvencededir. Kim Mescid-i Haram'a girerse güvencededir." Kureyşliler dediler ki: "Allah seni kahretsin! Senin evinin bize ne kadar faydası olabilir?" Dedi ki:

 

"Kim evine girip kapısını kapatırsa güvencededir. Kim Mescid-i Haram'a girerse o da güvencededir." Bunun üzerine insanlar, evlerine ve Mescid-i Haram'a gitmek üzere dağıldılar.

 

 

9- Mekke'ye Yürüyüş:

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yürüdü, yukarı tarafından Mekke'ye girdi. Burada kendisine bir çadır kuruldu.

 

! Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Halid b. Velid'e Mekke'ye aşağı tarafından girmesini emretti. Halid, ordunun sağ kanadına kumanda ediyordu. Bu kanat Eşlem, Süleym, Gifar, Müzeyne, Cüheyne ve daha başka Arap kabilelerinden meydana gelmişti. Ebu Ubeyde ise, piyadeler ile zırhsız birliklere komuta ediyordu. Bunların silahı yoktu.

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Halid ve yanındakilere şöyle dedi: "Eğer Kureyşlilerden biri size karşı koyarsa, onları ekin biçer gibi biçin! (Yarın) benimle buluşma yeriniz Safa tepesidir." Karşılarına kim çıktıysa hepsini yere serdiler. Kureyş'in serkeşleri ve ayak takımı, İkrime b. Ebu Cehil, Safvan b. Ümeyye ve Süheyl b. Amr'ın önderliğinde müslümanlarla çarpışmak üzere Handeme'de toplandılar.

 

Bekiroğullarından Himas b. Kays b. Halid, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'ye girmeden önce silahlarını hazırlıyordu. Karısı: "Bunları niçin hazırlıyorsun?*' diye sordu. Himas: "Muhammed ve arkadaşları için." dedi. Karısı: "Vaİlahi, Munammed ve arkadaşlarına hiç kimsenin karşı durabileceğini zannetmiyorum." dedi. Himas: "Vallahi, ben onlardan bazılarını esir alıp sana hizmetçi yapmayı bile ümid ediyorum." dedi. Ve şu beyitleri söyledi:

 

Onlar bugün gelecek olurlarsa ben hasta değilim; I|te mükemmel silahlar; şu uzun demirli mızrağım, »ü iki ağızlı ve çabucak sıyrılan kılıcım."

 

 

10- Bazı Mekkeliler'in Karşı Koymaya Çalışması:

 

Sonra Himas, Handeme'de, Safvan, ikrime ve Süheyl b. Amr'a katıldı. Müslümanlar bunların yanlarına gelince, ok ve mızraklar atmaya başladılar. Müslümanlardan Kürz b. Cabir el-Fihri ile Huneys b. Halid b. Rabia öldürüldü. Bu ikisi Halid b. Velid'in süvari birliğindeydiler. Ondan ayrılmışlar ve başka bir yol tutturmuşlardı. İkisi de öldürüldü. Müşriklerden ise on iki civarında adam öldürülmüştü. Müşrikler yenildiler. Silahlarını hazırlamış olan Himas da yenilip kaçanlar arasındaydı. Evine girdi ve karısına dedi ki: "Kapıyı üzerime kapa!" Karısı: "Hani dediğin nerede kaldı?" dedi. Himas şöyle cevapladı:

 

"Eğer sen Handeme gününe şahit olsaydın, Safvan ve İkrime'nin nasıl kaçtıklarına; Müslüman kılıçlarıyla bizi karşıladılar, Kolları ve kelleleri nasıl biçiyorlardı, görseydin! Vuruyorlardı, haykırıştan başka şey duymuyorduk, Etrafımızda, homurtularından, haykırmalarından başka. Beni ayıplayacak en küçük bir söz bile söylemezdin o zaman."

 

Ebu Hureyre der ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ilerleyip Mekke'ye girdi. İki kanattan birinin başında Zübeyr'i, diğerinin başında Halid b. Velid'i gönderdi. Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı da, zırhsızlara komutan yapıp gönderdi. Sonra vadinin ortasından yürüyüşe geçtiler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) da kendi bölüğünün içerisinde idi. Ebu Hureyre diyor ki: Kureyşliler birtakım serserileri toplamışlardı. Diyorlardı ki: "Bunları ileri sürelim. Şayet Kureyş'in lehine bir durum olursa biz de onlarla birlik oluruz. Eğer yenilirlerse istediklerini onlara veririz." Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey Ebu Hureyre!" diye seslendi. Ben: "Buyur, emret ya Rasulallah!" dedim. "Bana Ensar'ı çağır. Ensar'ımdan başkası gelmesin." buyurdu. Ebu Hureyre çağırdı. Hemen gelip Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) etrafında toplandılar. Şöyle buyurdu: "Kureyş'in serserilerini ve onlara katılanları görüyor musunuz?" Sonra iki elini birbiri üzerine kavuşturarak: "Benimle Safa'da buluşuncaya kadar onları ekin biçer gibi biçiniz!" dedi. Sonra ayrıldık. Artık bizden her isteyen dilediğini öldürüyordu. Ama onlardan hiçbiri bize bir şey yapamıyordu.

 

Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bayrağı Hacun'da, Mescid-i Feth'in bulunduğu yerde dikildi.

 

 

11- Hz. Peygamber (s.a.) Kabe'de:

 

Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalktı. Muhacirler ve Ensar, önünü arkasını ve etrafını sarmışlardı. Mescıd-i Haram'a girdi. Hacer-i Esved'e doğru yöneldi, onu selamladı. Sonra Kabe'yi tavaf etti. Elinde bir yay vardı. Kabe'nin etrafında ve üzerinde üç yüz altmış put bulunuyordu. Elindeki yay ile putlara dürtüyor ve şöyle diyordu: "Hak geldi, batıl yok olup gitti. Zaten batıl her zaman yok olmaya mahkumdur."[İsra, 71] "Hak geldi. Batıl, ne yoktan bir şeyi var edebilir, ne de yok olanı tekrar diriltebilir." [Sebe', 49] Putlar yüzleri üstü birbiri üzerine devriliyordu.

 

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tavafı devesi üzerinde yapıyordu. O gün ihramlı değildi. Yalnız tavafla yetindi. Tavafı tamamlayınca Osman b. Talha'yı çağırdı. Kabe'nin anahtarlarını kendisinden aidi. Kapının bununla açılmasını emretti, kapı açıldı. İçeriye girdi. Kabe'nin içindeki resimleri gördü. Hz. İbrahim (a.s.) ile Hz. İsmail (a.s.)'in fal okları çekiyor halde yapılmış resimlerini gördü. Buyurdu ki: "Allah bunu yapanları kahretsin! Vallahi, o ikisi hiçbir zaman fal oku çekmemişlerdir!"

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Kabe'nin içinde Öd ağacından yapılmış bir güvercin heykeli gördü. Bunu kendi eliyle kırdı. Resimlerin yok edilmesini emretti, resimler silindi.

 

Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kapıyı üzerine kapattırdı. Üsame ve Bilal de içerideydi. Kapının karşısına gelen duvara doğru, üç arşın kalıncaya kadar ilerledi. Burada durup namaz kıldı. Sonra Beytullah'ın içinde dolaştı bir köşesinde tekbir getirdi, Allah'ı birledi. Sonra kapıyı açtı.

 

Bu sırada Kureyşliler sıra sıra Mescid-i Haram'a doluşmuşlar, Hz Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ne yapacağını gözlüyorlardı.

 

 

12- Hz. Peygamber (s.a.) M ek kel ilerle:

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kapının sövelerine tutundu. Kureyşliler kapinın altında idiler. Şöyle buyurdu:

 

"Allah'tan başka ilah yoktur. O yeganedir, O'nun ortağı yoktur. O, va*dini yerine getirdi ve kuluna yardım etti. Bütün düşmanları tek başına bozguna uğrattı. İyi bilin ki, cahiliye çağına ait herşey, mal ve kan davaları, Beytullah'ın perdedarlığı ile hacılara su dağıtma adetleri dışında hepsi de şu iki ayağımın altındadır, kaldırılmıştır. İyi bilin ki, kamçı ve sopa ile yapılan yarı kasıtlı (şibhu'l-amd) hataen adam öldürmenin ağır bir diyeti vardır. Bu da, içlerinden kırkının karınlarında yavruları olmak şartıyla yüz devedir.

 

Ey Kureyş topluluğu! Muhakkak ki Allah, cahiliye gururunu, cahiliye atalarıyla övünüp büyüklenmeyi sizden kaldırmıştır. Bütün insanlar Adem'den, Adem de topraktan yaratılmıştır!"

 

Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şu ayeti okudu: "Ey insanlar! Biz sizi| bir erkek ile bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışasmız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, en çok sakınanınızdir. Şüphesiz ki Allah herşeyi bilir, herşeyden haberdardır.[Hucurat, 13] Sonra şöyle buyurdu:

 

— Ey Kureyş topluluğu! Şimdi hakkınızda ne yapacağımı sanıyorsunuz? Kureyşliler:

 

— Hayır yapacağını. Sen iyi bir kardeşsin, iyi bir kardeş oğlusun, dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu:

 

— Ben, size Hz. Yusuf'un kardeşlerine dediğini söyleyeceğim: "Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yoktur." Gidin, sizler serbestsiniz!

 

 

13- Kabe'nin Anahtarları:

 

Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mescid-i Haram'da oturdu. Hz. Ali O'na doğru geldi. Kabe'nin anahtarı elindeydi. Dedi ki: "Ya Rasulallah! Kabe perdedarlığt (hicabe) ile hacılara su dağıtma (sikaye) işini bize ver. Allah'ın selamı üzerine olsun." Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu: "Osman b. Talha nerede?" Çağırdılar, geldi. Ona şöyle dedi: "İşte anahtarın ey Osman. Bugün iyilik ve vefa günüdür."

 

İbn Sa'd, Tabakat'mda, Osman b. Talha'nın şöyle dediğini naklediyor: Biz cahiliye döneminde Kabe'yi pazartesi ve perşembe günleri açıyorduk. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün halk ile birlikte Kabe'ye girmek için gelmişti. Ben kendisine sert davranmış ve dil uzatmıştım. O ise bana yumuşak davranarak: "Ey Osman! Umulur ki bir gün sen bu anahtarı benim elimde göreceksin. O zaman onu istediğime vereceğim." demişti. Ben de: "O gün, Kureyş'in mahvolup kıymetten düşeceği gün olacaktır." demiştim. Buna karşılık: "Hayır. Asıl o zaman Kureyş yaşayacak ve üstün olacaktır." diye cevap vermiş ve Kabe'ye girmişti. Bana söylediği bu söz, hiç aklımdan çıkmamış ve bir gün olacak diye hep beklemiştim. Fetih günü olunca bana dedi ki: "Ey Osman! Anahtarı bana getir." Ben de getirdim. Anahtarı benden aldı, sonra tekrar bana geri verdi ve dedi ki: "Ebedi bir miras olarak ve temelli kalmak üzere bunu alın. Onu sizin elinizden ancak zalim olan alabilir. Ey Osman! Allah Teala, Beyt'ini size emanet ediyor. Bu beyt sebebiyle size ulaşacak şeyleri meşru olarak yeyiniz." Osman b. Talha devamla şöyle anlatıyor: Dönüp gidiyordum, Hz. Peygamber beni çağırdı. Geri dönüp gittim. Bana dedi ki: "Sana vaktiyle söylediğim şey aynen olmadı mı?" İşte o anda hemen hicretten önce Mekke'de iken bana söylemiş olduğu "Umulur ki bir gün sen bu anahtarı benim elimde göreceksin. O zaman onu istediğime vereceğim." sözünü hatırladım ve dedim ki: Evet, şahitlik ederim ki sen, şüphesiz Allah Rasulü'sün!

 

Said b. Müseyyeb'in naklettiğine göre Abbas, o gün anahtarı Haşimoğullarından bazı adamların gözetimine almak için üstünlük taslamışü. Fakat Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) anahtarı Osman b. Tahla'ya geri verdi.

 

 

14- Bilai-i Habeşi'nin Kabe'de Ezan Okuması:

 

Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bilal'e, Kabe'nin üzerine çıkıp ezan okumasını emretti. Bu sırada Ebu Süfyan b. Harb, Attab b. Esid, Haris b. Hişam ve Kureyş'in ileri gelenleri Kabe avlusunda oturuyorlardı. Attab dedi ki: "Allah (babam) Esid'e lütfetti de duyduğunda hiç hoşlanmayacağı şu sesi ona işittirmedi." Haris şöyle dedi: "Vallahi, O'nun gerçek peygamber olduğunu bilseydim muhakkak kendisine tabi olurdum." Ebu Süfyan ise şöyle dedi: "Vallahi, ben hiçbir şey söylemeyeceğim. Eğer konuşursam şu çakıl taşları bile söylediklerimi haber verirler." İşte bu esnada Hz. Peygamber yanlarına çıkıp geldi ve onlara dedi ki: "Ben sizin söylediklerinizi biliyorum!" Sonra konuşulanları aynen onlara tekrarladı. Haris ve Attab o zaman dediler ki:

 

"Biz şahitlik ederiz ki sen, Allah'ın Rasulü'sün! Vallahi, bu söylediklerimize, hiçbir kimse yanımızda bulunup da vakıf olmadı ki, o sana haber verdi diyelim!

 

 

15- Fetih Namazı:

 

Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani'nin evine girdi ve gusül yaptı. Onun evinde sekiz rekat namaz kıldı. Kuşluk vaktiydi. Bu yüzden bazıları bu namazın, kuşluk namazı olduğunu zannettiler. Halbuki bu, fetih namazı idi. Bundan böyle müslüman komutanlar bir kaleyi, bir şehri fethettikleri zaman, Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) uymak için fetihten hemen sonra bu namazı kıldılar. Olayın anlatımında, bu namazın fetih münasebetiyle Allah'a şükür olarak kılındığına bir delil de bulunmaktadır. Çünkü Ümmü Hani: "Bu namazı kıldığını ne bundan önce, ne de bundan sonra görmüştüm." demiştir.

 

Ümmü Hani, kocasının iki yakınını himayesine almıştı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona şöyle dedi: "Senin eman verdiğine biz de eman verdik ey Ümmü Hani!"

 

 

16- Öldürülmeleri Emredilen Mekkeliler:

 

Fetih tamamlanınca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), dokuz kişi dışında bütün insanlara eman verdiğini açıkladı. Bu dokuz kişinin ise, Kabe'nin örtüsü altında bulunsalar bile öldürülmelerini emretti. Onlar şunlardı: Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh, İkrime b. Ebi Cehil, Abdüluzza b. Hatal, Haris b. Nüfeyl b. Vehb, Makis b. Subabe, Hebbar b. Esved, İbn Hatal'ın şarkıcı iki kadın kölesi -bunlar Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında hicivler içeren şarkılar okurlardı-, Abdülmuttaliboğullarından birinin azadlısı olan Sare.

 

Bunlardan ibn Ebi Şerh müslüman oldu. Osman b. Affan onu getirip Rasulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eman vermesini istedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), sahabeden bazılarının kalkıp onu öldürmelerini umarak ondan vazgeçtikten sonra bunu kabul etti. O, daha önce müslüman olup hicret etmiş, sonra dinden çiikıp Mekke'ye geri dönmüştü.

 

İkrime b. Ebi Cehil'in kaçışından sonra karısı gelip onun adına eman iistedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona da eman verdi. O zaman İkrime dönüp geldi ve müslüman oldu. İyi müslüman oldu.

 

İbn Hatal, Haris ve Makis ile iki şarkıcı kadından biri öldürüldüler. Makis, müslüman olmuş, sonra dinden çıkıp (kardeşini yanlışlıkla öldüren sahabi Evs b. Sabit'i) öldürüp müşriklere katılmıştı. Hebbar b. Esved'e gelince; bu, Rasulullah'ın (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kızı Zeyneb'in Medine'ye hicreti sırasında karşısına çıkmış, mızrakla vurup onu bir kaya üzerine düşürmüş ve karnındaki çocuğu düşürmesine sebep olmuş ve kaçmıştı. Daha sonra müslüman oldu, iyi de müslüman oldu.

 

Rasulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Sare ile iki şarkıcı kadından biri için de eman istenildi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara da eman verdi. Bu iki kadın da müslüman oldu.

 

 

17- Hz. Peygamber’in (s.a.) Konuşması:

 

Fetih'in ertesi günü olunca, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlar arasında ayağa kalkıp konuştu: Allah'a hamd ve senada bulunup O'nu layık olduğu biçimde övdükten sonra dedi ki:

 

(Ey insanlar! Şüphe yok ki Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün Mekke'yi de haram ve dokunulmaz kılmıştır. Burası Allah'ın, kıyamet gününe kadar haram ve dokunulmaz kıldığı yerdir. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin, burada kan dökmesi ve ağaç kesmesi helal değildir. Şayet bir kimse, Rasulullah'ın burada çarpışmasını ruhsat saymaya kalkışırsa, ona: 'Allah yalnız Rasulü'ne izin vermişti. Size izin vermemiştir.' deyiniz. Bana da ancak günün belli bir saatinde helal olmuştur. Artık Mekke'nin bugünkü haramlığı dünkü haramlığına dönmüştür. Bu söylediklerimi, burada bulunanlar bulunmayanlara ulaştırsın."

 

 

18- Rasulullah (s.a.) Mekke'de Kalacak mı?

 

Allah Teala; Rasulü'nün şehri, vatanı ve doğum yeri olan Mekke'nin fethini kendisine nasip edince, Ensar aralarında şöyle konuştular: "Ne dersim niz, Allah, Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şehri ve vatanı olan Mekke'nin fethini nasib edince artık orada mı kalır?" Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu sırada ellerini kaldırmış Safa tepesinde dua ediyordu. Duasını bitirdikten sonra "Ne diyordunuz?" diye sordu. "Bir şey yok, ya Rasulallah!" dediler. Ama çok geçmeden konuşulanı kendisine söylediler. O zaman Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah korusun; hayatım sizin hayatınızladır, Ölümün sizin ölümünüzledir."

 

 

19- Bazı Mekkeliler:

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Beytullah'ı tavaf ederken, Fudale b. Umeyr b. Mülevvih O'nu öldürmeyi tasarladı. Ona doğru yaklaştığında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sen Fudale misin?" diye sordu. "Evet, ya Rasulallah!" dedi. Peygamberimiz: "Kalbinden ne geçiriyordun?" diye sorduğunda Fudale: "Hiçbir şey, Allah'ı zikrediyordum." cevabım verdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gülümsedi ve: "Allah'tan bağışlanmam dile." buyurdu. Sonra elini onun göğsüne koyunca kalbi yatıştı. Fudale derdi ki: "Vallahi, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elini göğsümden kaldırdığı zaman, benim için Allah'ın yaratıkları arasında O'ndan daha sevgili olan hiçbiri yoktu." Fudale şöyle anlatıyor: Sonra aileme döndüm. Başımdan geçenleri bir kadına anlatıyordum. Kadın: "Söze gel" dedi. "Hayır", dedim. Fudale, şöyle diyerek kalkıp gitti:

 

"Kadın bana, söze gel, dedi; dedim ki, Senden geri durur, Allah ve İslam;

 

Eğer Muhammed ve taraftarlarını görseydin, Fetihle, putların parçalandığı gün;

 

Görürdün Allah'ın dinini mutlaka apaçık ve aydınlık; Şirkin ise yüzünü karanlıkların bürüyüp nasıl kararttığını.'

 

O gün Safvan b. Ümeyye ile İkrime b. Ebi Cehil kaçtılar. Umeyr b. Vehb el-Cumahi, Rasulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safvan için eman istedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eman vermeyi kabul etti ve Mekke'ye girdiği günkü sarığını ona verdi. Safvan gemiye binmek üzere iken Umeyr kendisine yetişti ve onu geri getirdi. (Hz. Peygamber kendisini İslam'a dstyet edince) Safvan: Bana bu konuda iki ay mühlfet ver, dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sana dört ay mühlet verilmiştir." buyurdu.

 

Haris b. Hişam'ın kızı Ümmü Hakim, İkrime b, Ebi Cehil'in nikahı altındaydı; müslüman oldu. Rasulullah'tan (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kocasına eman vermesini istedi. Hz. Peygamber de ona eman verdi. Ümmü Hakim, kocasına Yemen'de yetişti, ona güvence verdi ve onu alıp geri getirdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safvan ile bunların eski nikahlarını kabul etti.

 

Daha sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Temim b. Esid el-Huzai'ye emrederek, harem sınırlarını işaretleyen taşlan yenilettirdi.

 

 

20- Putların Yıktırılması:

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Kabe çevresindeki putlar için birlikler gönderdi. Bu putların hepsi kırılarak yok edildi. Lat ve Uzza ile bir üçüncüsü olan Menat da bunlardandır. Hz. Peygamber'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) münadisi Mekke'de şöyle bağırdı: "Kim, Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa; evinde hiçbir put bırakmasın, hepsini kırsın!"

 

Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Ramazan ayının bitimine beş gece kala, Halid b. Velid'i Uzza putunu yıkması için gönderdi. Halid, ashabtan otuz süvari ile birlikte gitti. Putu yıkıp Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döndü ve olanları haber verdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bir şey gördün mü?" diye sordu. Halid: "Hayır" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sen onu tam olarak yıkamamışsın, dön ve onu yık." buyurdu. Halid öfkeli öfkeli geri döndü. Kılıcını sıyırdı. Bu sırada karşısına çırılçıplak, kapkara ve saçı başı dağınık bir kocakarı çıktı. Putun hizmetçisi kocakarıya bağırmaya başladı. Halid kılıcım vurup kanyı ikiye böldü. Sonra Rasulullah'a (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dönüp olanları anlattı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Evet, işte o Uzza'dır. Artık ülkenizde kendisine tapılmasından edebiyen ümidini kesmiştir." buyurdu. Bu put Nahle'de bulunuyordu. Kureyş ile bütün Kinaneoğullarının putu idi. Onların en büyük putu buydu. Onun bakıcıları Şeybanoğulları idi.

 

Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Amr b. as'ı, Huzeyl kabilesinin putu olan Suva'i yıkmaya gönderdi. Amr der ki: Putun yanına vardığımda bakıcısı da oradaydı. Bana: "Ne istiyorsun?" diye sordu. "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana, bu putu yıkmamı emretti." dedim. Bakıcı: "Buna gücün yetmez." dedi. "Niçin?" diye sordum. "Seni bundan alıkoyar." dedi. Ona: "Sen hala batıl üzerindesin. Yazıklar olsun sana. Bu put işitir veya görür mü hiç?!" dedim ve yanına yaklaşıp putu kırdım. Sonra arkadaşlarıma emrettim, putun hazinesini yıktılar. İçeride hiçbir şey bulamadık. Sonra bakıcıya: "Nasıl, gördün mü?" diye sordum. Bakıcı: "Ben Allah'a teslim oldum." dedi.

 

Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Sa'd b. Zeyd el-Eşheli'yi Menat üzerine gönderdi. Kudeyd yakınlarında Müşellel'de bulunuyordu. Evs, Hazrec, Gassan ve diğer kabilelerin putu idi. Sa'd yirmi süvari ile yola çıktı. Ordaya vardıklarında bakıcısı yanındaydı. "Ne istiyorsunuz?" diye sordu. "Menat'ı yıkmayı" dedim. Bakıcı: "İşte sen, işte o." dedi. Sa'd puta yönelip üstüne doğru yürüdü. Karşısına çırılçıplak, kapkara, saçı başı dağınık bir kadın çıktı. Feryad edip bağırıyor ve göğsünü dövüyordu. Bakıcı, kadına: "Menafi yanına al ve isyankarları parçala." dedi. Sa'd vurdu ve kadını öldürdü. Sonra putun yanına geldi. Arkadaşlarıyla birlikte onu yıkıp parçaladılar. Hazinesinde hiçbir şey bulamadılar.

 

 

21- Halid b. Velid'in Cüzeymeoğulları Seriyyesi:

 

ibn Sa'd der ki: Halid b. Velid, Uzza'yı yıkmaktan döndüğünde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'de bulunuyordu. Onu, Cüzeymeoğullarını İslam'a davet etmesi için gönderdi. Savaşmak için göndermemişti. Halid, Muhacirler ve Ensar ile Süleyinoğullarından üç yüz elli kişilik bir birliğin başında yola çıktı. Yanlarına ulaştığında: "Siz kimlersiniz?" diye sordu. Şöyle cevap verdiler: "Biz müslümanız. Namaz kılıyoruz ve Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tasdik ediyoruz. Meydanlarımızda mescidler yapık ve buralarda ezan da okutuyoruz." Halid: "Peki, üzerinizdeki bu silahlar ne oluyor?" diye sordu. Cüzeymeoğulları: "Araplardan bir kavim ile aramızda düşmanlık var. Sizin onlar olmanızdan korkmuştuk." diye cevapladılar. Onların, müslüman olduk ( = eslemna) demeyi beceremeyerek, sabe'na ( = biz dinimizden çıktık) dedikleri de söylenmiştir. Halid: "Silahlarınızı bırakın." deyince silahlarını bırakıverdiler. "Onları esir edin!" diye emretti. Müslümanlar onları esir aldılar. Sonra onlardan bir kısmına emredip diğerlerinin ellerini boyunlarına bağlattı. Onları arkadaşlarına paylaştırdı. Seher vakti olunca Halid b. Velid: "Yanında esir bulunan herkes onun boynunu vursun!" diye seslendi. Süleymoğulları ellerindekileri öldürüverdiler. Fakat Muhacirler ile Ensar esirlerini salıverdiler. Halid'in yaptıkları Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) haber verilince: "Allah'ım! Halid'in yaptıklarından dolayı sana sığınıyorum." buyurdu ve Hz. Ali'yi, öldürülenlerin diyetlerini ve kaybettiklerini ödemesi için gönderdi.

 

Halid ile Abdurrahman b. Avf arasında bu meseleden dolayı birtakım sözler ve atışmalar oldu. Bunlar Hz. Peygamber'e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ulaşınca şöyle buyurdu: "Yavaş ol ey Halid! Ashabıma ilişme. Vallahi, eğer senin Uhud dağı kadar altının olup onu Allah yolunda harcasan, ashabımdan bir kimsenin sefer için yaptığı bir sabah yürüyüşüne veya akşam yürüyüşüne erişemezsin."

 

Sonraki sayfa için aşağıdaki link’i kullan:

 

B) HASSAN BİN SABİT'İN ŞİİRİ