EL-MUVAFAKAT  *ŞATİBİ*

 

ŞART / SEKİZİNCİ MESELE:

 

Meşrütlarıyla birlikte şartlar üç kısımdır:

 

a) Meşrütun hikmetini tamamlayıcı ve güçlendirici olan; hiçbir şekilde ona münafi olmayan şartlar. Gerekli görenlere göre, itikafta oruç şartının bulunması; nikahta denklik, zevceyi. ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermek şartlarının ileri sürülmesi; bey' akdinde rehin, kefil, peşin ya da veresiye ödeme şartlarının ortaya konulması; köle satışlarında kölenin herhangi bir sorumluluğunun olmamasının ya da kölenin malının şart koşulması; ağacın meyvesinin şart koşulması vb. gibi şartlar. Keza zekatta malın üzerinden bir sene geçmesinin şart olması; zinada recm için muhsanlık şartının aranması; cariyelerle evlenebilmek için hür kadınlarla evlenme imkanının olmamasının şart olması; el kesme cezasının uygulanması için hırz (malın muhafaza altına alınmış olması) şartı gibi şartlar da bu kabilden olmaktadır.

 

Bu kısım şartların şer'an sahih olduğunda herhangi bir şüphe yoktur. Çünkü bunlar, bir hüküm gerektiren her bir sebebin hikmetini tamamlayıcı bir unsur olmaktadır. Mesela itikaf mescidde devamlı durmak suretiyle, layıkı vechile kendisini ibadete vermek manasına gelmektedir. Böyle bir durumda orucun müsb et etkisi olacağı açıktır. Keza evlilikte denkliğin bulunmaması, eşler arasında uyumsuzluk ve niza için, daha yüksek durumda olan eş ya da akrabasının diğer tarafı küçük görmesi için bir belirti (mazinne) olmaktadır. Bu durumda eşler arasında denkliğin bulunması onlar ve akrabalarının birbirleriyle uyuşma ve kaynaşmaları için daha uygun olacak; diri olan örfve adetlere göre daha güzel bulunacaktır. Dolayısıyla nikah sırasında böyle bir şartın ileri sürülmesi nikahın maksadına uygun düşecektir. Kocanın eşini ya iyilikle tutması ya da güzellikle salıvermesi ve diğer zikri geçen şartlar da aynı şekildedir. Dolayısıyla böylesi şartların ileri sürülmesi durumunda sabit olacakları açık bulunmaktadır.

 

b) Meşruttan gözetilen maksada mülayim olmayan; onun hikmetini tamamlayıcı bir mahiyet arzetmeyen; aksine birinci kısmın zıddına olan şartlar: Mesela: Namazda canı istediği zaman konuşmayı şart koşmak; itikafta -İmam Malik'e göre istediği zaman mescidden çıkmayı şart koşmak; nikahta zevce üzerine infakta bulunmama veya eğer iktidarsız ya da erkeklik uzvu kesik değilse onunla cinsi münasebette bulunmama şartlarını ileri sürmesi; bey' akdinde müşterinin mebiden istifade etmemesini veya edecekse şöyle değil de böyle istifade etmesini şart koşması; zenaatkarın müşteriye, yapılması istenilen şeyi ziyan etmesi durumunda tazmin ettirmemesini ya da telef iddiasında kendisini tasdik etmesini şart koşması ... gibi. Bu kısmın batıl olduğunda, itibara alınmayacağında da keza şüphe yoktur. Çünkü sebebin hikmetine münafi bulunmaktadır. Dolayısıyla böyle bir şartla sebebin bir arada bulunması mümkün değildir. Çünkü namazda konuşmak, namazın ruhuna ve meşruiyet amacı olan Allah'a teveccühe, O'na olan tazarru ve niyaza münafi bulunmaktadır. Aynı şekilde itikafla istediği zaman mescidden dışarı çıkmayı şart koşan kimse de, aslında mescidde devamlı surette kalmak demek olan itikafın hakikatına münafi bir şart ileri sürmüş olmaktadır. Nikahta bulunan kimse, nafaka sorumluluğu olmamasını şart koşmasıyla, şer'an matlup olan sevgi ve meveddetin devamına münafi bir şart ileri sürmüş olmaktadır. Kocanın cinsi münasebette bulunmama şartını ileri sürmesi durumunda, nikahın öncelikli hikmetini -ki nesil elde etmek, çoğalmak oluyor- iptal etmiş, zevceye zarar vermiş olacaktır ve böyle bir şart, evliliğin devamı ve eşlerin birbirleriyle kaynaşması demek olan zevcenin iyilikle tutulması emrine asla uygun düşmeyecektir. Zikri geçen diğer şartlarda da durum aynıdır.

 

Ancak bu şartların batılalması acaba meşrutlarına tesir eder mi? Yoksa etmez mi? Bu konu üzerinde düşünülmesi gerekir ve bu meselenin cevabı için bundan önceki meseleden istifade etmek mümkündür.

 

c) Meşruta ne uygunluğu ne de münafi bulunduğu belli olmayan şart-

lar. Bu ictihad mahalli bir konu olmaktadır. Acaba münafi olmaması açısından birinci kısımdan olan şartlara mı katılacaklardır? Yoksa uygun-

luğu açıkça belli olmadığı için ikinci kısım şartlara mı katılmalıdırlar?

Bu gibi durumlarda geçerli olan kaidemiz ibadetlerle muamelat arasını ayırıma gitmektir: İbadetler konusu ise, uygunluğu ortaya çıkmadıkça, sadece münafi olmadığının bilinmesi o şartın itibara alınması için yeterli değildir. Çünkü ibadetlerde asılolan taabbudiliktir ve ne ifade ettiklerine bakmamaktır. İbadetlerde kural, izin olmaksızın mükelleflerin kendiliklerinden bir yeltenişte bulunmamalandır. Çünkü ibadet ihdas etmek gibi bir konuda akıllara tanınmış bir yetki ve saha yoktur. Dolayısıyla onlara taalluk eden şartlar bahsinde de durum aynı olacaktır.

 

Muamelat konusuna gelince, bu gibi konularda şartın sadece münafi olmaması ile yetinilecektir. Çünkü bunlarda asılolan taabbudilik değil, içerdikleri mana ve hikmetlere iltifat ve itibarda bulunmaktır. Muamelat bahsinde asılolan -hilMına bir delil bulunmadıkça- izin olmaktadır.

Allahu a'lem!

 

Sonraki sayfa için aşağıdaki link’e tıkla:

 

VA’Zİ HÜKÜMLER / MANİ