İBNÜ’L-ESİR |
2. CİLT |
FURAT
BADEKLİ GÜNÜ VAK'ASI ve HİRE'NİN FETHİ
Halid,
Amgişiyya'dan Hire üzerine yürüdü. Yükleri ve diğer ağırhkları gemilere yükledi.
Hire Merzubanı olan Ezazebe çıkıp Garililerin yakınında karargah kurdu. Oğlunu
gönderip suyu kesti. Böylece gemiler yere oturdu. Bunun üzerine Halid,
Ezazebe'nin oğlu üzerine atlılarıyla birlikte yürüdü. Furat Badekli'de onunla
karşılaştı. Bir darbe ile onu öldürdü. Yanındakileri de öldürerek Hire üzerine
yürüdü. Bu sefer Ezazebe de onun önünden kaçtı. Ezazebe, Erdeşir'in ölümünü ve
oğlunun öldürülmesini haber almış, bu bakımdan hiç savaşmadan gerisin geriye
kaçmıştı. Müslümanlar Garililerin yakınında konakladılar, Hireliler de
kalelerine çekildiler. Halid onları bulundukları saraylarında kuşattı. Dırar
bin el-Ezver, içinde İyas bin Kabisa et- Tai'nin bulunduğu Beyaz Saray'ı
kuşatmıştı. Dirar bin el-Hattab da içinde Adiyy bin AdiyyelMaktul'un bulunduğu
Garililerin sarayını kuşatmıştı. Dırar bin Mukarrin elMüzeni on kardeşin
onuncusu olarak içinde İbn Ekkal'in bulunduğu İbn Mazin Sarayı'nı, Müsenna,
içinde Amr bin Abdulmesih bin Bukayla'nın bulunduğu İbn Bukayla Sarayı'nı
kuşatmıştı. Bunların hepsini Müslüman olmaya çağırmış ve onlara bir gün bir
gece süre tanımışlardı. Fakat Hireliler bu daveti kabul etmeyince, Müslümanlar
bütün saray ve manastırları teker teker fethedip çokça kişiyi öldürdüler. Bunun
üzerine keşişlerle rahipler: "Ey saraydakiler! Bizleri sizden başka kimse
öldürmüyor" diye seslendiler. Bunun üzerine sarayda bulunanlar
Müslümanlara: "Bizler üç şeyden birisini kabul ediyoruz; bunlar İslam'a
girmek, cizye vermek ve savaşmaktır. Onları bırakınız!" dediler ve İyas
bin Kabisa ile Amr bin Abdülmesih bin Kays bin Hayyan bin Haris çıkıp geldi.
Amr, Bukayla diye bilinen kimsedir. O'na bu isim şundan dolayı verilmiştir:
Bir
gün üzerinde yeşil renkli iki elbise olduğu halde kavminin arasına çıkmış,
onlar da ona: "Sen, yeşil bir baklacık gibisin" demişlerdi.
Adı
geçen bu kimseleri Halid'in yanına gönderdiler. Onların adına konuşan kişi Amr
bin Abdülmesih idi. Halid O'na: "Kaç yaşındasın?" diye sorunca Amr:
"Yüzlerce" deyince, Halid: "Peki gördüğün en hayret verici şey
nedir?" diye sordu. Amr: "Ben Dimaşk (Şam) ile Hire arasında
kasabaların yan yana olduğunu gördüm. Kadın yola çıkar ve yanına azık olarak
sadece bir ekmek alırdı." deyince, Halid gülümseyip Hirelilere: "Bana
sizlerin ne kadar kurnaz ve aldatıcı olduğunuz haberi ulaşmadı değil, size ne
oluyor ki ihtiyaçlarınızı nereden geldiği belli olmayan bir bunaklıkla ele
geçirmek istiyorsunuz?"
Bu
sefer Amr kendisinin aklının başında olduğunu ve söylediklerinin doğru olduğunu
göstermek arzusuyla: "Senin başın hakkı için yemin ediyorum ki, ben senin
nereden geldiğini biliyorum" deyince, Halid: "Peki nereden
geliyorum?" diye sordu. Amr: "Annenin karnından" diye cevap
verdi. Halid ona: "Peki sen nereye gidiyorsun?" diye sorunca,
"İleriye doğru" dedi. Halid:
"Bu
ne oluyor?" diye sorunca Amr: "Ahiret" cevabını verdi. Halid:
"Senin izinin en uzak yeri neresidir?" diye sorunca, Amr:
"Babamın sulbüdür" diye cevap verdi. Halid: "Peki sen neyin
içerisindesin?" diye sordu. Amr: "Elbisemin içerisindeyim" dedi.
Halid: "Aklın başında mı?", Amr: "Allah'a yemin ederim ki evet
ve her şeyi sağlam tutuyorum" dedi. Halid: "Ben sana soruyorum"
deyince, Amr: "Ben de cevap veriyorum." Bu sefer Halid: "Sen
barış yapanlardan mısın? Yoksa savaşanlardan mısın?" deyince, Amr:
"Ben barış yapanlardanım" dedi. Halid: "Peki bu kaleler ne
oluyor?" diye sordu. Amr: "Biz bunları akılsızlar için yaptık. Onları
aklı başında olanlar alıkoysunlar diye hapsetmek üzere inşa ettik." diye
cevap verdi. Halid: "Bazı bölgeler kendisini tanımayanı öldürürken, orayı
tanıyan alim kişi de o bölgeyi öldürür. Her kavim, kendi arasında bulunanları
daha iyi bilir" diye söyledi.
İbn
Bukayla'nın yanında, içinde zehir bulunan bir torba taşıyan bir hizmetçi de
vardı. Halid o zehiri alıp eline boşalttı ve: "Bunu ne diye beraberinde
taşıyorsun?" diye sorunca, İbn Bukayla: "Ben sizlerin şu gördüğüm
halden başka türlü olacağınızdan korkmuştum, o durumda ölüm benim için kavmimin
başına gelmesine sebep olacağım hoş olmayan bir şeyden daha sevimli
olacaktı" diye cevap verdi. Bunun üzerine Halid: "Hiçbir nefis eceli
gelmeden asla ölmeyecektir." diyerek arkasından şu duayı okudu:
"İsimlerin en hayırlısı olan Allah'ın adıyla başlıyorum. O, yerin de,
göğün de Rabbidir. O'nun ismi ile birlikte hiçbir hastalık zarar vermez.
Rahman'dır. Rahim'dir", sonra zehiri yuttu. İbn Bukayla: "Allah'a
yemin ederim, aranızda bunun gibileri olduğu sürece sizler arzuladığınız her
şeyi ele geçirirsiniz." diye söyledi. Halid, Abdülmesih'in kızı Kerame,
Şüveyl'e teslim edilmedikçe onlarla barış yapmayı kabul etmedi. Kendileri de bu
şartla barışı reddedince, Kerame onlara: "Onlara kolaylık gösteriniz ve
beni onlara teslim ediniz, ben kendimi fidye verip kurtaracağım" dedi.
Onlar da teslim ettiler. Şüveyl O'nu aldı ve bin dirhem fidye karşılığında
kendisini kurtarınca, herkes Şüveyl'i kınadı. O da: "Ben bundan daha fazla
sayı olduğunu bilmiyordum" diye cevap verdi.
Kerame'nin
Şüveyl'e teslim edilmesinin nedeni ise, şuydu: Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ümmetine İranlıların mülkünü ve Hire'yi ellerine geçireceklerini
hatırlattığında Şüveyl, O'ndan Abdülmesih'in kızı Kerame'yi kendisine vermesini
istemişti. Şüveyl gençken Kerame'yi görmüş ve kapılmıştı. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) de O'nu isteyeceğine söz vermişti. Hire fethedilince Şüveyl,
Kerame'yi istemiş ve Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bu konuda
kendisine vermiş olduğu söze şahitler göstermişti. Bunun üzerine Halid,
Kerame'yi O'na verdi. Halid onlarla yüz doksan bin dinar cizye vermek üzere
barış yaptı. Barışın, iki yüz doksan bin karşılığında yapıldığı da
söylenmiştir. Onlar birtakım hediyeler de takdim ettiler. Halid, fetih haberini
ve hediyeleri Hz. Ebu Bekir'e gönderdi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) bu hediyeleri
ödenecek miktardan kabul etti ve Halid'e cizyenin geri kalan kısmını tahsil
etmesini ve hediyeleri genel miktardan düşmesini emretti.
Hire,
on ikinci yılın Rabiülevvel (16 Mayıs - 14 Haziran 533) ayında fethedilmişti.
Halid onlara yazılı bir belge de vermişti. Fakat Sevad halkı küfre dönünce bu
belgeyi kaybettiler. Müsenna, Sevad'ı ikinci defa fethedince yeni şartlarla bir
antlaşma yapıldı. Tekrar küfre girip Sa'ad bin Ebi Vakkas orayı fethedince,
onların üzerine dört yüz bin dirhem cizye koydu.
Halid
der ki: "Ben, Farslılar gibi kimseyi görmedim. Farslılar arasında ise, Ülleysliler
gibi kimse görmedim."
BİR SONRAKİ
SAYFA İLE DEVAM ETMEK İÇİN AŞAĞIDAKİ İSME TIKLA
HİRE FETHİNDEN
SONRAKİ OLAYLAR